TBMM 125. Birleşimi |
ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 16.19 BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020) (S.Sayısı: 890) (Devam) BAŞKAN – Komisyon?.. Burada. Hükümet?.. Burada. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) – Karar yetersayısı... BAŞKAN – Efendim, oylama yapmayacağım için o imkânsız; 2 nci maddeyi okutalım, söz verelim, önergeleri görüşelim, sonra toplantı yetersayısı istersiniz. Teklifin 2 nci maddesini okutuyorum: MADDE 2. – A) Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Birinci fıkrada sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez." B) Türk Ceza Kanununun 201 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 201/a ve 201/b maddeleri eklenmiştir. “MADDE 201/a. – Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yabancı bir devlet tâbiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede kalmalarını, bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilir. Göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine veya böyle bir suça iştirak etmeksizin, daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenleri, maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla ülkeden çıkaranlara, yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını olanaklı kılanlara, bu maksatla sahte kimlik veya seyahat belgelerini hazırlayanlara veya temin edenlere ya da bu suçlara teşebbüs edenlere, fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezası verilir; suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddî menfaatler müsadere edilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suçlar, kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur kırıcı muamele biçimlerine tâbi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılarak hükmolunur. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar örgütlü olarak işlendiğinde faillere verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur. MADDE 201/b. – Zorla çalıştırmak veya hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tâbi kılmak, vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla, tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden, barındıran kimseye beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezası verilir. Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan eylemler var olduğu takdirde, mağdurun rızası yok sayılır. Onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fillerden hiçbirisine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar örgütlü olarak işlendiği takdirde faillere verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur.” BAŞKAN – Efendim, 2 nci madde üzerinde müzakereye geçiyoruz. İlk söz, Anavatan Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ahat Andican’ın. Buyursunlar efendim. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA A. AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Anavatan Partisi tarafından Meclisimizin gündemine getirilmiş olan Avrupa Birliği sürecindeki uyum yasaları çerçeve paketinin 2 nci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bitirdiğimiz yüzyılın son 10 yılı içerisinde, dünyada iki temel büyük değişiklik oldu. Bunlardan birisi, doğu blokunun çökmesiydi; ikincisi ise, her boyutta bir küreselleşme sürecinin yaşanmasıydı. Küreselleşmenin olumlu etkileri yanında olumsuz etkileri de vardı ve bu olumsuz etkiler, bir anlamda, sınırların, sermayeyi, bilgiyi, teknolojiyi geçirgen hale gelmesinin yanında, aynı zamanda, karaparaya ve uyuşturucuya, terörizme ve insan kaçakçılığına açık hale gelmesine yol açtı. Tabiî, küreselleşmenin bir diğer boyutu da, dünyada bir kuzey-güney ayrışması diye tanımlayabileceğimiz, gelişmiş ülkeler ve gelişmemiş ülkeler blokunun çok açık bir şekilde ortaya çıkmasıydı. Bu değişim sürecinin sonunda da, artık, gelişmemiş ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru başlayan bir göç süreci, bu yüzyılın başlangıcında, uluslararası ilişkilere damgasını basmış durumdadır. Bu göçün, kendi dinamikleri içerisinde olma şansı yoktur; çünkü, gelişmiş ülkeler, bunu, en alt düzeye indirebilme uğraşısını vermektedirler, haklı olarak, kendilerini korumak amacıyla kuşkusuz, sınırlarını daha sertleştirmekte ve bunun ötesinde de, bu göçü ortaya çıkaracak olan veya göçe kaynak olan ülkelerle ve geçiş ülkeleri diye tanımlanan ülkelerle olan ilişkilerinde, baskı unsurları kullanma sürecine geldiler. Bu noktada, sınırötesi suçlarla ilgili Birleşmiş Milletler charter’ı bunun bir örneğidir. Yakın bir geçmişte İspanya’da bir araya gelen Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yasadışı göçle ilgili bazı düzenlemeler yapmaları ve sözünü ettiğim kaynak ülkeler ve geçiş ülkeleri üzerinde siyasî ve ekonomik yaptırımlar yapılabilmesi noktasında bazı arayışlara girmeleri bunun bir diğer boyutudur. Türkiye, bu noktada, hem bir hedef ülke hem bir geçiş ülkesi halindedir. Ve Türkiye, birçok ülkeden farklı olarak, daha İran’da bir yönetim değişikliğinin ortaya çıktığı Ayetullah Humeyni iktidarının gündeme geldiği dönemden itibaren, komşumuz İran’dan neredeyse 1 500 000’e yakın, bir kısmı soydaşımız olan bir kısmı ise İran vatandaşı olan göçmenlerle tanışmıştır. Daha sonraki dönemlerde –hatırlatmama gerek yok ama- Bulgaristan-Jivkov olayı var, daha sonra, Irak’ta meydana gelen Körfez Harekâtı ve onun göç süreci, Doğu Türkistan’da Çin’in Uygur Bölgesinde uyguladığı baskı ve şiddet politikaları sonrasında oradan gelenler, Afganistan’da meydana gelen Rus istilası ve onun ardından ortaya çıkan Taliban hareketi; bütün bunlar, Türkiye'yi -özellikle Türk kökenli soydaşlarımız için- bir hedef ülke haline getirmiştir. Türkiye, aynı zamanda, ciddî bir geçiş ülkesi haline de gelmiştir; çünkü, Türkiye'nin, özellikle doğuda, sınırlarıyla ilgili, sınırlarını kontrol açısından sorunları vardır. Türkiye, birçok ülkeye vize uygulamamaktadır. Türkiye, üç tarafı denizle çevrili bir ülkedir; dolayısıyla, Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa'ya, Shengen vizesiyle kendisini korumaya çalışan bölgeye aktarma yapmaktadır. İşte, bu noktada, bu gelişmelerin ışığında, Türk Ceza Kanununda hiç olmayan “insan kaçakçılığı” diye bir kavram, bugün Türkiye'nin gündemine gelmiş oturmuştur. Ve bugün, bu görüştüğümüz maddeyle, biz, bir anlamda, Türkiye'nin geçiş ülkesi olmasını ve hedef ülke noktasındaki sorunlarını çözmeyi amaçlayan insan kaçakçılığı kavramına ilişkin, ilk defa olarak, Ceza Kanununa yönelik düzenlemeler yapıyoruz. Bunların birincisinde, Ceza Kanununa eklenen birinci fıkrada, özellikle “insan kaçakçılığı” tanımı gündeme getiriliyor, hukukî bir zemine oturtuluyor ve insan kaçakçılığına yönelik yaptırımların ne olacağı tanımlanıyor. İkinci bölümde ise, biraz önce vurguladığım gibi, geçiş ülke olma noktasında bazı tanımlamalar gündeme getiriliyor ve bu noktada yapılması gereken hukukî çalışmalar veya hukukî temel ilave ediliyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) A. AHAT ANDİCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar gerekli; biraz önce söylediğim gibi, Türkiye’nin yeni tanışmadığı; ama, bütün dünya açısından önemli olan bu gelişmenin hukukî bir temele oturtulması bakımından önemli; ama, yeterli mi diye sorarsanız, maalesef, yeterli değil; çünkü, bunlar, geçiş ülke olmamız noktasında bazı önlemler getiriyor; ama, hedef ülke olma noktasında, Türkiye, yeni düzenlemeler yapmak zorundadır ve daha da önemlisi, artık, sadece İçişleri Bakanlığının bir Yabancılar Şubesi boyutunda yürütülemeyecek duruma gelen bu göçmen sorunu ve göçmen kaçakçılığı sorunu için bir kurumlaşma sürecini gündeme getirmek zorundadır. Bunu yapmadığı takdirde, bu kaos, bu açmaz devam edecek ve bunu denetleme noktasında, Türkiye, hangi hükümet gelirse gelsin, Türk Devleti ciddî sorunlarla karşılaşacaktır. Bunun altını çizmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde, Parlamentomuzun bu noktayla ilgili bir yasal düzenlemeyi yapacağı ümidiyle, hepinize saygılar sunuyor; teşekkür ediyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Andican. Şimdi, sıra, Saadet Partisinde efendim. Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş; buyurun efendim. (SP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakikadır. SP GRUBU ADINA FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yasa teklifinin 2 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum, Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. Maddenin birinci bölümünde, Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesinde bahsedilmektedir. Malumlarınız olduğu üzere, 159 uncu maddede, Meclisin, Hükümetin, Bakanlar Kurulunun, askerî veya emniyet muhafaza mensuplarının ve adliyenin manevî şahsiyetini tezyif ve tahkir edici sözler söyleyenlere ceza veriliyordu. Şimdi, buna bir fıkra eklemek suretiyle “birinci fıkrada sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın -yani, kast unsurunu şey yapmış- sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez” denilmektedir. Bana göre, aslında, bu, bir abes madde; çünkü, suçun oluşması için kast unsurunun oluşması lazım, kast yoksa zaten ceza verilmeyecek. Bunu, ayrıca buraya koymanın ne anlama geldiğini anlamak mümkün değildir; fakat, her şeye rağmen, yine de uygulayıcılar açısından, belki onlar anlamazlar, anlatmak için önemlidir denilebilir, belki hukuku tam uygulama noktasında zaafa düşen arkadaşlar açısından -emniyet mensuplarında olsun, uygulayıcılarda olsun- herhalde öyle bir ihtiyaçtan konulmuştur diyorum, ama, bundan sonra, her maddenin arkasına böyle “kast unsuru yoksa” diye bir şey koyarlarsa, o zaman yandık. Değerli arkadaşlar, ikinci bölümde ise, hukukumuza yeni giren iki önemli kavram oluşuyor. Türkiye, malumunuz olduğu üzere Palermo Sözleşmesini imzalamıştır, onun gereğini yerini getirmek için de, şu anda iki tane madde koyuyoruz. Çok önemli maddeler, hukukumuzda olmayan; ama, hakikaten olması lazım gelen maddeler ve o boşluğu dolduran maddeler. Değerli arkadaşlar, yalnız, şöyle baktığım zaman, dünyada iki grup insan var, iki grup devlet var; fakirler ve zenginler. Malumunuz, hep fakirlerden zenginlere göç başlıyor. Biz de Orta Asya’dayken kuraklık oldu, bir şey bulamadık, bu taraflara doğru göç ettik. Şimdi, yine fakir ülkelerden zengin ülkelere, işte Avrupa’ya göç başladı. Hakikaten Avrupa’nın idarecilerine bakıyorum, bu zengin ülkelerin idarecileri, çok müdebbir, çok tedbirli, memleketlerini çok iyi idare etmişler ve asırlardır dünyanın her tarafını sömürmüşler; sömürdükleri bu yeraltı, yerüstü zenginliklerinin hepsini de memleketlerine götürmüşler, kendi halklarının millî gelirlerini yükseltmişler. Değerli arkadaşlar, geçenlerde İsrail’e gittiğimizde baktım, İsrail’de millî gelirden bir şahsa düşen pay 17 000 dolar. 17 000 dolar çok büyük bir para; ama, Avrupa’ya geçiyorum, Yunanistan’da 15 000 dolar, Almanya’da 20 000 dolar, İtalya’da yine 20 000 dolar, İsviçre’de 38 000 dolar, Japonya’ya gidiyorsun 38 000 dolar, Amerika’da 40 000 dolar, e bunların hepsi zengin. Bir de dönüyorum kendime bakıyorum, kişi başına düşen millî gelir 2 200 dolar, Filistin’e baktım 600 dolar, İran’a bakıyorum 2 500 dolar, Irak’a bakıyorum 1 000 dolar. Demek ki, fakir ülkelerin vatandaşları, millî gelirden, 1 000, 1 500, 2 000 dolar civarında para alıyor. Öbür tarafta, çok büyük paralar alan ülkeler var. Mecburen, oranın kaynaklarından faydalanmak için göçmenler -istersen tut istersen tutma- gidecek. Bunu önlemek için de değerli arkadaşlar, bize bir vazife daha yüklemiş oldular “bu gelen fakirleri bizim içimize sokmayın” diyorlar. Niye sokmayın diyorlar; çünkü, bakıyoruz, İtalyan kıyılarına vuran büyük büyük gemilerle hep Ortadoğu’nun insanları gidiyor, buna Türkiye de dahil. Şu anda bırakırlarsa, Türkiye’nin büyük bir bölümünden de, fakirler, öbür tarafa kaçmak için uğraşacaklar. Niye; çünkü, adamlar zengin, biz fakiriz. Fert başına düşen millî geliri 2 200 dolardan 22 000 dolara çıkarırsak, bu problem bizde olmaz; ama, bu sefer bize göç başlar. Onun da önünü kesmemiz için değerli arkadaşlar, bir seri tedbir alacağız. İşte bu 2 madde de, bu konudadır. Değerli arkadaşlar, bu 2 madde de, insanlık için lazım maddelerdir. Elbette ki, bunları kandıranları görüyoruz. Ben bir Vanlı olarak –Van’da Birleşmiş Milletlerin bir temsilciliği var, bürosu var... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Erbaş, toparlarsanız minnettar kalırım; buyurun efendim. FETHULLAH ERBAŞ (Devamla) – Efendim, Van’daki duruma bakıyorum, dünyanın her tarafından, Kuzey Irak’tan, İran’dan, Bangladeş’ten, Afrika’dan bile insanlar geliyorlar, orada, Birleşmiş Milletler temsilciliğine başvuruyorlar iltica hakkı kazanmak için. Bir sürü cefadan sonra, ya kabul ediliyor ya da sınırdışı ediliyorlar. Bunların ülkemize girmesi için de yeni sektörler oluşturulmuş. Bu sektörleri de bundan sonraki önergemde açıklamaya gayret edeceğim. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Efendim, şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak’ta. Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi, Partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin, her şeye rağmen, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Değerli milletvekilleri, ülkemizde, Avrupa Birliğine evet diyenler var; yine, Avrupa Birliğine hayır diyenler var; belki, Avrupa Birliğine “havet” diyenler de olabilir; ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisine evet-hayır oyunu oynatmak isteyenler de var. Türk Milleti bu oyunu gayet iyi görüyor ve bu oyuna, 3 Kasımda, seçim sandığında son verecektir. Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin bu maddesinin birinci paragrafında, Türk Ceza Yasasının 159 uncu maddesine bir fıkra getiriliyor. Getirilen bu fıkrayla “suç olmayan bir şey suç değildir” cümlesi hukukî kelimelerle ifade edilmiş. Yani, nasıl “yürümek suç değil” ne anlama geliyorsa, bu birinci paragrafla, eklenen paragrafla da aynen böyle bir düzenleme getiriliyor; yani, bunun mefhumu muhalifinden hareket edecek olursak, daha önce suç olmayan şeyler için de, aslında, suç olarak kabul edip, yargı organlarımız ceza vermişti şeklinde kabul etmek de mümkündür. Önceki gün Devlet Bakanı Sayın Arseven bir hususu itiraf etti; “Türk Ceza Yasasının 159 ve 312 nci maddeleri, uygulayıcılar tarafından, yani, hâkimler tarafından yanlış algılanmaktadır” dedi. İster istemez, ben, soruyorum; acaba, Sayın Bakanın bu sözleri bilinçli veya bilinçsizce yapılan birtakım yanlışların itirafı mıydı? Değerli milletvekilleri, maddenin ikinci paragrafıyla, Palermo Sözleşmesi uyarınca AB normlarına kazandırılan göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti gibi, hukukumuzda bir boşluğu dolduran hükümler de getirilmektedir. Türk Ceza Kanunu taslağından da esinlenerek konulan bu düzenlemeler yerindedir, bir eksikliği gidermektedir. Bu düzenlemelere diyeceğimiz fazla bir şey yok. İnanıyorum ki, bu düzenlemelerin bir ikisi hariç diğerleriyle ilgili fazla bir çekince de yok. Herkes bu düzenlemelerin arkasındaki iradeyi sorguluyor. Dilerseniz, bir iki cümleyle ben bu iradeyi biraz sorgulamak istiyorum. Brüksel gezilerini Avrupa Birliği politikası zanneden, dış gezileri, dış seyahatleri dışpolitika zanneden, diplomasi zannedenler vardı veya akılları sıra bu izlenimi verme gayretinde olan birtakım insanlar vardı. Şimdi, ben, onlara sesleniyorum: Uluslararası platformlarda hiç yoktunuz, yok mesabesindeydiniz. Ne Kafkaslarda ne Balkanlarda ne Avrupa Birliğinde ne Ortadoğu’da ne de dünyanın bir başka kesiminde yok mesabesinde olan bir dışpolitika vardı, yıllardır. Bu insanlara sesleniyorum: Rodos’ta sirtaki oynamayı, Pier Loti’de kahve içmeyi dışpolitika zanneden birileri vardı; şimdi, onlara sesleniyorum. Hangi yüzle dışpolitikadan, diplomasiden, Avrupa Birliği politikalarından bahsediyorsunuz. Türk Milleti, bunları bilmiyor, görmüyor, anlamıyor mu zannediyorsunuz. Bu nedenle, bugünlerde yalanlardan medet umuyor bu kişiler. Neden; çünkü, seçim yaklaştı. Yalanlardan medet umanlar, seçim kokusunu alınca, seçim nutukları atmaya başladılar. Seçim zamanı geldi, çattı. Bu sermayeye; yani, yalanlara ihtiyacı olan insanlar var. Denize düşen nasıl yılana sarılıyorsa, milletin önüne düşenler de yalana sarılıyorlar; ancak, korkunun ecele faydası yok. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RAMAZAN TOPRAK (Devamla) - Türk Milleti, 3 Kasımda önüne getirilen seçim sandığında, denize düşenin yılana sarıldığı gibi, kendi önüne düşüp de yalana sarılanlardan hesap sormak için 3 Kasım günü seçim sandığına gitmeyi sabırsızlıkla bekliyor. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim. Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Agâh Oktay Güner; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA AGÂH OKTAY GÜNER (Balıkesir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu müzakereleri dünden beri takip ederken, gözümün önüne meşhur Kanice Savunmasını yapan Tiryaki Hasan Paşa’nın ağlama sahnesi geldi. Kendisinin kalede sahip olduğu kuvvetin on misli güçle saldıran Avusturya Ordusunu bozan Paşa’ya padişahın fermanı ulaştığında kemal-i edeple okuyup, sakalına kadar inen yaşlarla fermanı katladığını gören çevresi “Paşa hazretleri, katil var mı” diye sorar “hayır” der. “ O zaman niye ağlıyorsunuz?” “Padişahımız, efendimiz, bizi üç tuğlu vezirliğe layık görmüş; devlet ne günlere kaldı ki biz vezirliğe layık görüldük; buna ağlıyorum” der. Bu müzakereleri takip ederken bazı konuşmaları dinledikçe, bazı tavırları seyrettikçe, Tiryaki Hasan Paşa’nın büyüklüğünü, yüceliğini bir kere daha rahmetle yâd ettim. Avrupa Birliği, elli yıldan beri devam eden bir mücadele. Yassıada’da idama mahkûm edilen Celal Bayar ve Fatin Rüştü Zorlu, diğer kıymetli arkadaşları, elleri arkadan bağlı, motora bindirilir ve İmralı Adasına infaz için sevk edilirler. Celal Bayar, Fatin Bey’e döner “Fatin Bey, Türkiye Avrupa Birliğine kabul edilirse, bunun sosyal ve ekonomik hayatımıza tesirleri ne olur” diye sorar. Devlet adamı, millet adamı, millet fedaisi şahsiyet, idam sehpasının gölgesinde bile inançlarından, düşüncelerinden dönmeyen adamdır. Bizim tarihimiz bunun pek büyük örnekleriyle dolu; ama, bu tarihi iyi bilmeyen ve tarih şuuruna ulaşmayanların gafletleri, Yüce Meclis kürsüsünü dünden beri büyük ölçüde yaralamıştır. Değerli arkadaşlarım, iç dinamiklerimizle yapamadığımızı bir dış dinamikle yapıyoruz. İkiyüz yıldan beri devam eden bir inkılap hayatımız var; ama bir türlü yoğurt maya tutmuyor; çünkü, zamanın gerisinde kalıyoruz. Zamanın gerektirdiği, sosyal bünyenin istediği değişiklikleri ya göremiyoruz ya anlayamıyoruz. Ne yazık ki, siyaset hayatımızda sorumluluk mevkiine gelen kadroların büyük bir bölümü, Türkiye ve dünya meselelerine toplu bir görüşle bakmadıkları için günün cazip meselelerini bir kelebeğin ışığın etrafında dönmesi gibi hakikat zannediyor ve ana meseleyi ihmal edebiliyorlar veya ana meseleye geçici menfaatları için sarılabiliyorlar. İşte, Türkiye’de siyasetin tıkanmışlığının sebebi, kendini idare etmekten aciz, tarih şuurundan mahrum, yetersiz ve yeteneksiz kadroların zaman zaman iktidar olabilmeleridir. Bu iktidarın birisinde bugün yaşıyoruz ve nasıl döküldüğünü iki gündür, burada, hem biz hem de millet ibretle seyrediyor. Değerli arkadaşlarım, hükümet olmak, Türkiye’nin meselelerine sahip olmak, büyük sorumluluk taşıyan bir iştir. Taşıdığınız sorumluluğa inanmıyorsanız hükümeti terk edersiniz. (DYP sıralarından alkışlar) Ama hem hükümette oturmak hem de o sorumluluğun gereğini ters manada yorumlamak, devlet adamlığı ciddiyetiyle, ağırlığıyla bağdaşmayan işlerdir. Diğer taraftan, bir acı gerçek de şudur: Devlet adamlarının kendi milletlerine yalan söyleme hürriyeti yoktur. Maastricht kriterleri ortada. Gayri safî millî hâsılasının, yani, bir yılda ürettiği mal ve hizmet toplamının yüzde 60’ını aşan kamu kesimi borcu varsa, ben seni almam diyor. Sayenizde Türkiye’nin kamu kesimi borcu, gayri safî millî hâsılasının yüzde 112’sine ulaştı. Şimdi, işsizlik 1,5 milyon daha alarak... MEHMET NACAR (Kilis) – Hep söylersiniz... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) - Benim sesim çok gür, mırıldanman boşuna genç kardeşim, daha çok ekmek yemen lazım. (DYP sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler) YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Sen çok ekmek yemişsin... BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Dönmene yarıyor, dönmene... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, Allah’tan bu vızıltılar dışarıda duyulmuyor, vatandaş sadece beni dinliyor. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Kimin vızırdadığını Allah biliyor... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, aziz arkadaşlarım... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – İşte, şimdi benim sesim de duyuluyor Agâh Bey. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Ve siz...Ve siz... BAŞKAN – Toparlayın efendim, toparlayın. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Beyler, bahsettiğiniz kadar vatanperver olsaydınız ikinci IMF mektubunu imzalamazdınız. ALİ GEBEŞ (Konya) – Ayıp ya... Yakışmıyor sana! Hele sana yakışmıyor!.. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Türkiye’nin para ve kredi politikasını IMF’ye terk edenlerin millî bağımsızlığı savunma hakkı yoktur. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Neyi imzaladığınızı bilin!.. BAŞKAN – Sayın Güner, lütfen efendim... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Yapmayın bunu... Ya... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Sana yakışmıyor! BAŞKAN – Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmayın. Teşekkür ediyorum efendim, lütfen efendim... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – ”Yazın yaylalarda yatanın kışın nafakası kar olur. Bir söz söyleyince de pek mizacı dar olur” diyor halk şairi. ALİ GEBEŞ (Konya) – Önce kendine bak, neredeydin nerelere geldin! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Biraz sabırlı olun, iktidarsınız canım biraz hoşgörülü olun. Biz sizi dinlerken hiç bağırmıyoruz. (MHP sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlarım, biz muhalefet olarak millet önünde, tarih önünde mesuliyetimizi yerine getirdik; bu kanunları çıkarıyoruz. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Kaçıncı sırayı aldın, kaçıncı sırayı? Sayın Çiller kaçıncı sırayı verdi sana?!. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Ama ben size acı bir şey söyleyeyim: Maastricht kriterleri ortadayken bu ekonomik tabloyla, hani Başbakanlığa harita koydular, her başbakanın bir eseri kalacak... Sayın Ecevit’ten kalan tek eser de iflas etmiş satılacak fabrikalar haritası. BAŞKAN – Teşekkür ederim... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Kaçıncı sırayı aldın Sayın Çiller’den Sayın Bakan?! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, aziz arkadaşlarım... BAŞKAN – Efendim, lütfen... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – İstirham ederim... MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, o tarafı hiç ikaz etmiyorsunuz, hep hatibe istirham ediyorsunuz. (DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Ben o toleransı gösteriyorum, onlara da istirham ediyorum; ama, istirhamdan istirhama fark var. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu getirilen maddeler Türkiye’de korkusuzluk hürriyetini sağlayacak maddelerdir. 159 uncu maddedeki değişme önemli bir aşamadır, doğrudur. Göçmen kaçakçılığıyla ilgili Birleşmiş Milletlerle imzalamış olduğumuz iki protokolün bu kanun maddesine (a) ve (b) fıkralarında getirilmesi de doğrudur ve yerindedir. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Kaçıncı sırayı aldın?!. Hangi Partiden gireceksin?!. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Dönecek yerin kalmadı! BAŞKAN – Efendim, çok teşekkür ediyorum Sayın Güner, ikinci kere süreyi uzatmıştım. SALİH ERBEYİN (Denizli) – Hangi sıradasın?.. BAŞKAN – Sayın Erbeyin, lütfen efendim... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Seçimde kimin sesinin gür çıktığını göreceğiz. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim, çok mersi. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazif Okumuş; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 890 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerinde, MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Burada, kaçak göçmen ticareti nasıl umutsuzluğun ve çaresizliğin vahşi bir istismarı ise, insanların unutkanlıklarını sömürmeye çalışmak da, barbarca bir yarı aydın siyasetidir demek istiyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Az önceki konuşmacıları izledik, biz de ibretle izledik. İşte, o istismardan, bu kürsüde, buralara gelip ömürleri boyunca Türk Milletinin alınterinin üzerine sömürü yaparak konuşmaya çalışanların istismarlarını da görüyoruz. İnsaf perdesini parçalayan bu barbar siyasetle mücadele zorunluluğu da, artık, toplumun gündemine oturmalıdır. Kahkaha atan arkadaşımla bir şeyleri paylaşacağım biraz sonra. Özellikle, Doğru Yol Partisinin ve diğer muhalefet partilerinin sürekli olarak Milliyetçi Hareket Partisine yönelttikleri galiz eleştiriler ve polemikler, bu barbar siyasî sömürüyle mücadeleyi Milliyetçi Hareket Partisi açısından acil ve kaçınılmaz kılmaktadır. Bu yüzden, söz konusu bu kadroların siyasî sabıkalarını hatırlamak, hatırlatmak bir namus borcu haline gelmiştir. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Önce, gelin bakalım, şu Doğru Yol Partisini, yüzlerce sabıkasından hiç değilse bazılarıyla hatırlamamız şarttır diyorum. Doğru Yol Partisini ve Sayın Liderini bir an için unutkanlığın karanlık kuyusundan çıkarıp bakalım. 1991’de iktidar olan ve daha sonra, şimdiki Hanımefendi Genel Başkanının unutulmaz dâhiyaneliği sonucu UDİDEM safsatasıyla, halka bir ev ve bir araba anahtarı vaat edip, o vaatlerle siyasetlerini sürdürenler, özellikle kendi özel tapularını çoğaltabilecek sihirli bir anahtardan başka hangi marifeti sergilemişlerdir?! (MHP sıralarından alkışlar) 1994’te, kaşla göz arasında doların değerini 14 000 liradan 40 000 liraya fırlatabilen ekonomik füze rampasını, Doğru Yol Partisinin ve Sayın Çiller’in keşfi olarak anmak mümkün değil midir?! MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Madde üzerinde konuşsun Sayın Başkan. MÜKERREM LEVENT (Niğde) – Amerikan vatandaşlığını da anlat!.. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – 1995’te, gümrük birliği müzakerelerini akıl almaz bir teslimiyetçilikle yürüterek, o günden bugüne kadar Türkiye’nin milyarlarca dolar kayba uğramasını sağlayan, Sayın Çiller’in kendinden menkul ekonomi dehası değil midir?! NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Allah Allah!.. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Evet, Allah Allah... Bakıyoruz, üstüne üstlük “merdi Kıpti, şecaat arz ederken sirkatin söyler” misali, böylesine büyük ekonomik ve diplomatik yanlışlarla övünebilmek, yalnız Sayın Çiller’e özgü bir hüner değil midir?! Siyaset podyumunda defileye çıktığı günden muhalefete düştüğü güne kadar, mal varlığıyla sürekli frikikler veren zatımuhtereme, yine Sayın Çiller değil midir?! (MHP sıralarından alkışlar) NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Daha terbiyeli ol, terbiyeli!... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) - Üstelik, bu alanda rekorlar kırarken... NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Daha terbiyeli ol!.. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) - ...sürekli hilafı hakikat beyanlarda bulunduğu tescil edilmiş... NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, müdahale edin!.. BAŞKAN – Efendim... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) - ...ve belgelenmiş kişi, Sayın Çiller değil midir?! MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Bu mudur yani?!. BAŞKAN – Efendim, sataşmadan söz vereceğim size... (DYP sıralarından gürültüler) NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Anlatacağız... Öyle, sakin olacağız... (DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın Okumuş... Sayın Okumuş... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bu kürsülerde, Kanije... (DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın Okumuş... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, rica ediyorum. BAŞKAN – Sayın Okumuş... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bu kürsülerde, Kanije’deki Tiryaki Hasan Paşayı hatırlatıp, üç türlü fermanı gündeme getirenler... (DYP sıralarından gürültüler) FARİS ÖZDEMİR (Batman) – Ne alakası var bunların maddeyle?! NAZİF OKUMUŞ (Devamla) - ...gümrük birliği hezimetinin karşısında nasıl fermanlara muhatap kalacaklarını da bir düşünmelidirler. MÜKERREM LEVENT (Niğde) – Ufuk’tan da bahset!.. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Burada, yıllarca, bu milletin, Anadolu yollarında, Anadolu sokaklarında, alınterini ve hayat anlayışını istismar edip, burada tersine davranarak siyasetin travestisi haline gelmek yok. Burada, özü gibi davranmak var; Milliyetçi Hareket Partisi bunu yapıyor. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Milliyetçi Hareketin Lideri, yaylalarda Türk Milletiyle konuşuyor, onlarla beraber oluyor; yalılarda bir avuç lümpen azınlığın temsilcisi haline gelmiyor. (MHP sıralarından alkışlar) Rantı yüksek o sahil kesimlerimizdeki bir çiftliğin macerası bile Yüce Türk Milletinin hatırlarındadır. Hani, hatırlarsınız, beraberinde yer alan bir hizmetlisine ait olarak tanıtılan bir arazi, kısa zamanda nasıl tapuda el değiştirmiş ve kimin olmuştu?! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Okumuş, toparlar mısınız lütfen. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bitiriyorum... Hatta ve hatta, aylarca “yok” diyerek ısrarla saklanan, kulak ardı edilen, sonra tapular ortaya çıkınca kabul edilmek zorunda kalınan Amerika’daki mal varlıklarının, sonra... İBRAHİM YAZICI (Muğla) – Ne diyorsun?!. Kes sesini!.. NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Ne diyorum biliyorsunuz, Türk Milleti de biliyor... BAŞKAN – Lütfen efendim... NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – İbrahim Bey çok iyi biliyor, çok... (DYP sıralarından gürültüler) MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Ayıp yahu! BAŞKAN – Lütfen efendim... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Hani, televizyon ekranlarına çıkmıştınız... Televizyon ekranlarında “Mehmetçik Vakfına bağışlıyoruz” dediniz. Nerede bu yalanlar?! Bunların hepsinin hesabını soracağız millette. (MHP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Lütfen efendim... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Evet, bunlar... BAŞKAN – Sayın Okumuş, sözünüzü kesmek mecburiyetinde bırakmayın beni... Lütfen... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, son cümle... Bütün bunlar... MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Ayıp yahu!.. BAŞKAN – Sayın Okumuş... Sayın Okumuş... Lütfen efendim... NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, İçtüzük var... İçtüzük var... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – 3 seneden beri iktidardasınız... BAŞKAN – Lütfen efendim... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bitiriyorum efendim... Son cümlemi söyleyip bitiriyorum. (DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Lütfen... Son cümle... NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütün bunlar, genel unutkanlığın karanlık kuyusundan çıkardığımız bu siyasî ve etik sabıkalar, Doğru Yol Partisinin ve Sayın Çiller’in hanesine kayıtlı Karun birikiminden sadece bir kesitti... (MHP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından gürültüler) (Hatibin mikrofonu Başkan tarafından kapatıldı) NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Efendim, hakaret ettiriyorsunuz... Sayın Başkan... BAŞKAN - Kürsünün önünü kestim efendim... AHMET İYİMAYA (Amasya) – İçtüzüğü unutmayın Sayın Başkan... MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sen orada otur! Hakaret ettiriyorsun... NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, sataşma var... BAŞKAN – Sayın Nevzat Ercan, sözünü kestim... Sözünü kestim... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, böyle konuşma olur mu! NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sataşma var efendim... (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Buyurun efendim... Sataşmadan söz istiyor Nevzat Ercan Bey. Buyurun. NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Agâh Bey sataşma nedeniyle konuşacaklar. (MHP sıralarından gürültüler) BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Sataşma yok Sayın Başkan. Niye söz veriyorsunuz? (DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Bir dakika efendim... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – O niye konuşuyor? BAŞKAN – Bir dakika efendim... Ne oluyor? YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – O niye çıkıyor? BAŞKAN – Anlaşalım efendim... İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Nevzat Bey çıksın... BAŞKAN – Şimdi, bakın, bir şey söyleyeyim muhterem arkadaşlarım... Lütfen, muhterem arkadaşlarım... İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan... BAŞKAN – Sayın Köse, Muhterem Başkanım... İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Nevzat Ercan konuşsunlar... BAŞKAN – Müsaade eder misiniz... MÜKERREM LEVENT (Niğde) – Nevzat Ercan Konuşsun... BAŞKAN - Kardeşim, müsaade edin... İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Şahısta yanlışlık var Sayın Başkan. BAŞKAN - Doğru Yol Partisinin, başından sonuna kadar sataşıp da... İstirham ederim... Şimdi, sataşmadan ötürü söze, bana, nasıl “hayır” dedirteceksiniz... (MHP sıralarından gürültüler) Ben, size sataşmadan ötürü söz vereceğimi ilan ettim. Sayın Agâh Oktay Güner’e sataşıldı diye söz vermiyorum, Doğru Yol Partisi Grubuna söz veriyorum. Doğru Yol Partisi kimi isterse onu gönderir, isterse Tansu Hanımı getirir buraya. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Zaten, layık olan da budur. BAŞKAN - Sayın Güner, üslubunuzla ve tavrınızla çok önemli bir kişiliğiniz olduğunu bildiğim için, bir daha sataşmaya sebebiyet vermemenizi istirham ediyorum efendim... Lütfen... BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, kürsüye dönerek gelsin... BAŞKAN – Sayın Öztürk, ikimizin de büyüğüdür, bize yakışmaz... İstirham ederim... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - O eski büyüktü, bitti... BAŞKAN – Biz milletvekiliyiz. Biz, milletten böyle oy almadık. Büyüklerimize karşı saygılıyız. Sayın Agâh Oktay büyüğümüzdür; ne konuşacağını bilir. Size ters gelse de, bırakın, onun olsun o. ARSLAN AYDAR (Kars) - Apo’yu affedenler bizim büyüğümüz olamaz Sayın Başkan! BAŞKAN – Efendim, çıkardınız işte... Bitti... İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Kim çıkardı Sayın Başkan... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Biz çıkarmadık, çıkardılar... BAŞKAN – Onu demiyorum efendim. Aklınızı sadece Apo’yla bozmayın. İstirham ederim... Buyurun Sayın Güner. AGÂH OKTAY GÜNER (Balıkesir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Değerli Başkanın ikazları son derece yerindedir ve doğrudur. Benim bu kürsüde yirmibeş yıla varan aktif siyasî hayatımla genç kardeşimin üslubunu benimsemem düşünülemez. Ben konuşurum, bağırmam, ben hakaret etmem, fikirlerimi söylerim, düşüncelerimi açıklarım. (DYP sıralarından alkışlar) BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Biz, senin kardeşin değiliz! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben... BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Senin kardeşin yok! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – ...solda sıfırla uğraşmam. BAŞKAN – Efendim, din kardeşiyiz diyor, ona da itiraz edemezsiniz ya. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, birkısım sözler solda sıfırdır, sahibine aittir. BAŞKAN – Sayın Güner, lütfen, siz de Genel Kurula... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu memlekette biz... BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sizi gördü bu millet!.. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Türk milliyetçiliğinin mücadelesini 1977... (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Lütfen efendim... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu ne zavallılık yani... Hiç olmazsa dinleme terbiyeniz olsun. konuşma terbiyen yok, bari dinleme terbiyen olsun. (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Lütfen... AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – ... 1977-1980 arasında verdik. Mamak’ta idam talebiyle yargılandığımız zaman tavşan gibi çalı dibine gizlenenler bugün kahraman olmasınlar. (DYP sıralarından alkışlar; MHP sıralarından gürültüler) SALİH ERBEYİN (Denizli) – Gençleri boğazlayarak geldiniz buraya, bizim gibi gençlerin gözyaşını dökerek geldiniz. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Ben iddianamesini kitap haline getirmiş, başı dik siyaset adamlarından biriyim. VAHİT KAYRICI (Çorum) – Doğru söylüyorsun!.. MÜKERREM LEVENT (Niğde) – Bu oylamadan sonra başın dik olamaz senin. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Hiç kimsenin gölgesinde de adam olmadım. (MHP sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, sayın arkadaşımız, genç kardeşimiz dediler ki, Sayın Çiller 1994 yılında doların fiyatını şuradan şuraya getirdi; doğru; ama, önemli bir doğru var -bu imkânı bana verdiği için kendisine de teşekkür ediyorum- o günkü muhalefet, Sayın Çiller’e, Başbakana dedi ki: “Kimler Merkez Bankasından devalüasyon kararından önce para aldı, açıklayın.” YUSUF KIRKPINAR (İzmir) – Tansu Çiller açıklamış mıydı o zaman?! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Sayın Çiller derhal açıkladı. MÜKERREM LEVENT (Niğde) – Açıklamadığı daha neler var, onları öğren! AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Ama, sizin hükümetiniz hâlâ açıklayamıyor. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP sıralarından gürültüler) Bunların hepsi zabıtlarda var, gazetelerde var ve milletin hafızasında var. İkincisi: Sayın Yılmaz, Çiller’le olan hükümeti “çamurun üstünde oturmam” diyerek bozdu. Kendisine Başkanlık Divanında dedim ki, altı ay oldu hükümet olalı, bu çamur nerede?! Ee, siz de kardeşim, üçbuçuk yıldır iktidarsanız, bu kadar ateşli, bu kadar heyecanlı yolsuzluk iddialarınızı getirin buraya, verin savcılara... Hepsi yargılanmıştır ve hepsi aklanmıştır; hukuk bu. (MHP sıralarından gürültüler) MEHMET TELEK (Afyon) – Birbirinizi affettiniz, birbirinizi akladınız. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Üçüncüsü: Çok kısa bir cümle söyleyeceğim. (MHP sıralarından gürültüler) Yorulmayın, yazıktır, boğazınız tıkanacak, seçimlerde konuşamayacaksınız; yazıktır! VAHİT KAYRICI (Çorum) – Konuşuruz... Konuşuruz... Konuşacak çok şey var. AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, Sayın Çiller ekonomi profesörü; Sayın Bahçeli “ekonomi” diyemiyor “ekônomi” diyor; aradaki fark bundan ibaret!.. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP sıralarından “Yuh” sesleri) VAHİT KAYRICI (Çorum) – Yuh sana be!.. BAŞKAN – Efendim, lütfen... (MHP sıralarından gürültüler) VAHİT KAYRICI (Çorum) – 50 yaşında 50 tane parti değiştirdin, 60’ında da değiştirdin... Ahlaksız herif! BAŞKAN – Efendim, beni mazur görecek arkadaşlarım; ama, bir hatırlatmada bulunacağım: 5 sayın milletvekili arkadaşım idare amiri, bu idare amirleri nerede, söyler misiniz bana, Sayın Çakar neredesiniz? SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Buradayım Sayın Başkan. BAŞKAN – Ön sıraya oturur musunuz. SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Emredin, gelelim Sayın Başkan. BAŞKAN – İdare amirleri salonda olurlarsa, biz de, oturumu rahatlıkla idare edeceğiz gibi geliyor bana. BAŞKAN – Sizi görmedim Sayın Bakan, önde otursanız görürdüm. SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Benim Grubumda bir şey yok Sayın Başkan. BAŞKAN – Neyse efendim; ikiniz buradasınız, geriye kaldı üç... MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) – Buradayım Sayın Başkan. BAŞKAN – Siz de varsınız; tamam, bravo! İdare amirleriniz gelsin, çünkü, bu vazifeniz; Genel Kuruldaki asayişi siz temin edeceksiniz, polis çağıracak halim yok. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020)(S.Sayısı: 890) ---(Devam) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grupları adına başka söz isteyen var mı? MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Sayın Başkan, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Sebahat Vardar konuşacak. BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Sebahat Vardar; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA SEBAHAT VARDAR (Bilecik) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Avrupa Birliği, 1993 yılında merkezî ve Doğu Avrupa ülkelerini üye yapma kararı alırken bir strateji geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde, aday ülkelerden Avrupa Birliğini benimsemiş olduğu temel değerleri içeren kriterleri yerine getirmeleri istenmektedir. “Kopenhang Kriterleri” denilen bu değerler, aslında, Avrupa Birliğinin temelini oluşturan kavramlardır. Bu kriterler, aday ülkelerinin, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve tüm kurumlarıyla yerleşik ve işleyen bir serbest piyasa ekonomisi koşullarını yerine getirmelerini önermektedir. Yani, Avrupa Birliği, kendisini yaratan bu temel değerlerin aday ülkeler tarafından da aynen benimsenmesini ve bir zaman dilimi içerisinde bu kriterlere uygun, gerekli düzenlemelerin yapılmasını beklemektedir. Kopenhag Kriterlerinin üç temel öğesi vardır: Birincisi, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarının sağlam, kurumsal temellere bağlanması ki, buna “siyasî kriterler” deniliyor. İkincisi, serbest piyasa kurallarının uygulanıyor olması ve aynı zamanda, Avrupa Birliği içinden gelecek piyasa rekabetine dayanabilme gücüdür. Üçüncüsü ise, üyeliğin yüklediği yeni sorumlulukları yerine getirme yeteneğine sahip, etkin bir devlet aygıtının varlığıdır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi, ülkemize, aday ülke statüsü, Aralık-1999 tarihinde, Helsinki’de yapılan ve Demokratik Sol Partinin Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit’in Başbakan olarak katıldığı zirvede verilmiştir; hem de koşulsuz olarak. Türkiye, aday ülke statüsünü elde ettikten sonra, Avrupa Birliğine sunulan Ulusal Programla Kopenhag Kriterleri bağlamında, hangi konuları, hangi zaman diliminde düzenleyeceğini ortaya koymuştur. Bu nedenle, burada yaptığımız düzenlemeler Ulusal Programla taahhüt etmiş olduğumuz yükümlülüklerin yerine getirilmesi için çok önemlidir; ama, ondan da önemlisi, ülkemizin demokrasi ve insan hakları alanında, kendi halkımız için önemli adımlar atılması anlamına gelmektedir; ülkemizin geleceği açısından çok önemlidir. Türkiye’nin demokratik gelişimi ve hukuk düzeni dinamik bir evrim sürecine girmiştir. Avrupa Birliği üyeliği bu sürecin halkalarından biridir. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle ortak evrensel değerleri esas alan barışçı ve aydınlık bir geleceği paylaşma ve bu konuda katkılarda bulunma kararlılığındadır. Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği, çağdaş değerlere uyumu vazgeçilmez bir yaşam biçimi sayan ve sürekli bir hedef olarak benimseyen Türk Ulusunun çağdaşlaşma kararlılığının somut bir göstergesidir. 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, bütün siyasî partilerin yapıcı katkılarıyla tarihsel bir görevini yerine getirmiştir. Anayasamızda, bu dönemde yapılan değişikliklerle, daha özgürlükçü, katılımcı ve güvenceli bir hukuksal yapı oluşmuştur. Bu Ulusal Programda belirlenen kısa ve orta vadeli amaçlara ulaşılması bu yılın aralık ayında yapılacak zirve için belirleyici bir anlam taşıyacaktır. Türkiye’nin devlet yapısı ve kurumlarıyla çağımızın gereklerine yanıt verecek bir dönüşümü gerçekleştirmesi, yalnızca Avrupa Birliği üyeliğimiz için değil, girmiş olduğumuz 21 inci Yüzyılda Türk Halkının da artık daha demokratik, insan haklarına saygılı, ekonomisi gelişmiş bir ülkede yaşamaya hakkı olduğu için de gerekmektedir. Kopenhag kriterleri, yabancıların bize dayattığı değil, bizim kendimizi layık gördüğümüz yaşam biçimimizin güvenceleridir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Vardar, toparlar mısınız. SEBAHAT VARDAR (Devamla) – Bu düzenlemeleri yaptığımız takdirde bunun onurunu, ülkemizin geleceğini aydınlatmanın onurunu, çocuklarımıza, gençlerimize daha yaşanabilir bir ülke yaratabilmenin onurunu hep birlikte ömür boyu taşıyacağız. Avrupa Birliğine tam üyelik bir siyasal partinin projesi ya da hedefi değildir. Avrupa Birliğine üyelik bütün Türkiye’nin sahip çıktığı, bütün Türkiye’nin uğraş verdiği, katkı yaptığı bir projedir, bir hedeftir. Demokratik Sol Parti olarak biz de, Genel Başkanımız ve Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit’in önderliğinde, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik hedefini sonuna kadar destekliyoruz. 21 inci Yüzyılda Avrupa’daki ve tüm dünyadaki gücümüzü artırmak ve ufkumuzu genişleterek saygın ülkeler liginde yerimizi almak zorundayız. Bu, bizim, çocuklarımıza olan borcumuzdur. Demokratik Sol Parti Grubu olarak, bu uğurdaki bütün çabalara destek olacağımızı yineler, Yüce Heyetinize saygılarımı sunarım. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Çok teşekkür ederim Sayın Vardar. Efendim, Sayın Koray Aydın söz istedi sataşmadan ötürü; kendilerine söz veriyorum. Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) KORAY AYDIN (Ankara)- Sayın Başkan, değerli üyeler; burada Doğru Yol Partisi adına konuşan değerli arkadaşımızın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi hitap alan sözlerine cevap vermek üzere huzurlarınızdayım; bu konuşmamla asla bir gerginlik yaratmak ve bir cevap arayışı içerisinde de olmayacağız. Aslında, sayın hatibin söyledikleri doğrudur. Genel Başkanımız Türkiye Türkçesiyle konuşur, Anadolu çocuğudur, kendisi bir Türkmen çocuğudur; ama, Türkçeyi konuşurken, Abdullah Öcalan’ın isminin önüne sayın ifadesini kullanmaz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) O konuda Türkçeyi en iyi şekilde kullandığı kanaatindeyiz. Ayrıca, yalancı çıkan Harvard doktorası da yoktur. Amerikan okullarında okumamıştır; o da doğrudur. MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Sorbonne’de de okumamıştır. KORAY AYDIN (Devamla)- Şaibeli bir Amerikan vatandaşlığı da yoktur; o da doğrudur. (MHP sıralarından alkışlar) Amerika’da da mal varlığı yoktur; Türk Milletine duyurulur. (MHP sıralarından alkışlar) 1.- Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek İle Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması İle Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonları Raporları (2/1020) (S. Sayısı: 890) (Devam) BAŞKAN- Gruplar adına görüşmeler bitti. 2 nci madde üzerinde, dört adet önerge vardır; üçünü işleme koyabileceğim. Şimdi, önergeleri, önce, geliş sırasına göre okutuyorum, sonra, aykırılık derecelerine göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasıyla, Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin kanun teklifinin 2 nci maddesinin (B) bölümü ile Türk Ceza Kanununun 201 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 201/a maddesinin ikinci fıkrasındaki “fiilleri başka bir suç oluştursa bile, ayrıca” ibaresinin fırka metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasıyla, Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin (B) bölümü ile Türk Ceza Kanununun 201 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 201/a maddesinin ikinci fıkrasının sonunda bulunan “suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Son önerge en aykırı önerge olduğu için, okutup, işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasıyla, Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin (A) bölümünün birinci fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Erbaş, buyurun efendim.(SP sıralarından alkışlar) FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; önergemde kısaca şunu izah etmeye çalışıyorum. Burada bir hukuk yanlışı varmış gibi geliyor bana. Olay şu: Diyoruz ki, birinci fıkrada sayılan... Birinci fıkrayı okuduğumuz zaman aynen şu şekilde: “Türklüğü, cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, hükümetin manevî şahsiyetini, bakanlıkları, devletin askerî veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya adliyenin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler bir seneden altı seneye kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır.” Şimdi, biz, buna bir ilave yapıyoruz, bir fıkra ekliyoruz “bu fıkrada sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez” diyoruz. Evet, Türkiye’deki tatbikatın çok güzel örneklerini bu şekilde silmeye çalışıyoruz; ama, bazen de hukuk cinayeti yaparak yapıyoruz bunu. Malumaliniz, ceza hukukunun ana prensiplerinden birisi de suçun oluşması için kast lazımdır. Şimdi, burada, kastı, yeniden, tekraren yapıyoruz. Bunu anlıyorum ben bundan. Bir gün ormandan bir tilki hızla kaçıyor. Adamın bir durduruyor. “Ya, nereye gidiyorsun?..” Tilki demiş ki “vallahi padişahtan ferman çıkmış, ne kadar fil varsa öldürecekler.” Demiş “ama sen fil değilsin ki, niye kaçacaksın?” Demiş “tilki, tilkiliğini ispat edinceye kadar postu deldirecek.” Şimdi, biz de, arkadaşlar, bu maddeyle, bu eklenen fıkrayla şunu anlıyoruz ki, bundan sonra 159 uncu madde çok şaibeli bir şey. Adamın biri televizyonda konuştu veya bir yazı yazdı hükümeti eleştirdiyse, o andaki uygulayıcının insafına kaldı. Bir bakıyorsunuz ki, büyük cezayı bastırdı gitti. Değerli arkadaşlar, prensip olarak karşı olmama rağmen, önergem diyor ki, bu fıkrayı çıkaralım; ancak, Türkiye’de işlenen hukuk cinayetlerini düşününce, mesela, 312’den dolayı bir sürü insanımız şu anda mağdur durumda. Kastı olmadığı halde bu işler yapılıyor. Bu Meclis kürsüsünden yaptığım bir konuşmadan dolayı, Anayasa Mahkemesinde, o günkü partim aleyhine, dava açılıyor. Öyle bir kastım yok; ama, adam öyle yorumluyor. İşte, bundan sonra, herhalde, bütün maddelerin arkasına “bir kastı olmaksızın yapılan eleştiriler” gibi bazı cümlelerin eklenmesi -o da, Parlamentoya ve Büyük Millet Meclisimizin değerli üyelerine büyük bir zahmet olacak- gibi bir usul gelişmesin diye bu önergeyi verdim. Önergemin desteklenmesini, kabul edilmesini bütün Parlamentodan istirham ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayar mısınız efendim. ASLAN POLAT (Erzurum) – İkisini de sayın Sayın Başkan. ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Kabul edenleri de sayın. BAŞKAN – Saydım efendim. İstirham ediyorum... Sayın Polat, saymasak bunu der miyim. Kabul edilmemiştir, reddedilmiştir. İkinci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin b bölümü ile Türk Ceza Kanununun 201 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 201/A maddesinin ikinci fıkrasının sonunda bulunan “suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları. BAŞKAN – Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, burada, söz konusu taşıtların müsaderesi söz konusudur; ancak, müsadere, Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesi anlamında kullanılmıştır. İzin verirseniz, tutanaklara geçmesi bakımından, 36 ncı maddenin birinci fıkrasını okumak istiyorum: “Mahkûmiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikâbından husule gelen eşya fiilde methali olmayan kimselere ait olmamak şartıyla mahkemece zabıt ve müsadere olunur.” Görüldüğü gibi, eğer, kullanılan taşıt başkasına aitse, o zaman müsaderesi söz konusu değildir. O nedenle, önergeye katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Erbaş, gerekçesini okusak olmaz mı? FETHULLAH ERBAŞ (Van) – İki kelime söyleyeyim. BAŞKAN – Siz bilirsiniz... Hakkınızdır... Buyurun efendim. FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu önergemizde insan kaçakçılığında kullanılan araçların müsaderesi konusu gündeme gelmektedir. Değerli arkadaşlar, madde üzerindeki konuşmamda önemli bir konu yarım kalmıştı, onu tamamlayacağım: Şimdi, Van, Birleşmiş Milletler temsilciliğinin veya bürosunun olduğu bir vilayet. Afrika’nın siyahından, Uzakdoğunun sarısına kadar her türlü insan Van’a gelip müracaat ediyor, bizi Avrupa’ya gönderin diye. Müracaatların cevabı da epey uzun süre bekleniyor. Bunlar sınırdan nasıl geçiyorlar, şimdi onu anlatayım: Değerli arkadaşlar, bu konuda büyük bir sektör oluştu. İnsan başına 100 dolar gibi bir rakamla, insanları sınırdan içeriye sokan şebekeler oluştu. Daha önce televizyonlarda gördük, gazetelerde okuduk, Sovyetlerin dağılmasından sonra birtakım mafya kuruluşlarının dışarıdan bazı hanımları Türkiye’ye getirdiklerini ve beyaz kadın ticareti yaptıklarını biliyoruz. Bunlar, o kadar zor durumdalar ki -televizyonlarda gördüğümüz zaman, hakikaten kemiklerimize kadar sızladı- o kadar zor şartlarda çalıştırıldılar ki, o kadar istismar edildiler ki, biz insanlığımızdan utandık. Hapis desen, hapisten çok daha kötü muameleye tabi tutuldular. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu insanlara verilen cezalar elbette ki yerindedir. Ancak, Bulgaristan’dan gelen bir TIR’ın içerisine saklanan bir insan yakalandığı zaman, bakıyorsunuz ki, ne TIR sahibinin ne de TIR şoförünün bilgisi olmadan birisi yolcu olarak binmiş, geçmiş; aracı müsadere edilecek. Yine, bizde âdettir; yani, yolcuyu gördüğümüz zaman hemen dururuz. Özel arabamız da olsa, Ankara’da da bunu yapıyoruz, yolda da bunu yapıyoruz, Türklerin hepsinin ortak bir özelliğidir; yani, bir hasletimizdir. Batı gibi düşünmüyoruz biz. Onun için sömürgecilikten uzağız, onun için devamlı sömürülüyoruz. Batılı bunda ne menfaatım var diye sorar; ama, bizim doğu insanı, şark insanı menfaat falan gözetmez, Allah rızası gözetir. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunlar eğer yoldaysa, her insan, insanlık vazifesinin bir icabı olarak, tutup bunları arabasına alıyor. Arabasına aldıktan sonra belli bir... Zaten, biliyorsunuz, doğuda, her 10 adımda bir jandarma çıkar, in aşağıya, arabanı kaydettir, kimliğini ver... Zaten, böyle kaçak birisi de çıkarsa, kimin arabasından çıktı; senin arabandan çıktı; arabayı müsadere ederlerse ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu, bir haksızlıktır. Yani, hukukun insafı yoktur, merhameti yoktur, anladık; ama, insanların vicdanları var, merhametleri var. Geçenlerde karlar eridi, Çaldıran’ın dağ köylerinden inen 8 göçmen donmuş vaziyette bulundu; karlar eridikten sonra ortaya çıktı bu. Şimdi, bu insanları, sen, tipide, karda gördüğün zaman arabana almayacaksın, donacaklar. Nerede bu insanlığın vicdanı?! Eğer bu madde burada durursa, inanıyorum ki, doğuda, müsadere edilmeyen araba kalmayacak; çünkü, herkes, yolda yolcuyu görürse, sahipsiz bir adamı görürse arabasına alıyor; bu, bizim hasletimizdir, bu bir insanlık vazifesidir diyorum. Bu önergeme destek vermek suretiyle, en azından, bu arabaların müsaderesini kaldırmayı teklif ediyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. Müteakip önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin (B) bölümü ile Türk Ceza Kanununun 201 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 201/a maddesinin ikinci fıkrasındaki “fiileri başka bir suç oluştursa bile ayrıca” ibaresinin fıkra metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesine göre, bir kimse, işlediği bir fiille kanunun çeşitli hükümlerini ihlal ettiği zaman, bunlardan en şiddetlisiyle cezalandırılır; ancak, suçla etkili mücadele için, kanunun çeşitli hükümlerinde bu kuralın istisnaları vardır. Nitekim, Türk Ceza Kanununun 264, 536 ve 537 nci maddelerinde, şimdi çıkarılması istenen hükme benzer hükümler vardır. Bu suçla etkili bir biçimde mücadele edebilmek için, aynı zamanda, hem yeni düzenleme konusu olan suç, hem örneğin Pasaport Kanununa muhalefet gibi bir suç işlemişse, her ikisinden dolayı ceza verilmesi amaçlanmaktadır. Önergeye bu nedenlerle katılmıyoruz. BAŞKAN- Sayın Batuk, buyurun efendim. MEHMET BATUK (Kocaeli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 890 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinde önerilen “fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca” denilerek yapılmak istenilen düzenlemenin yerinde olmadığını düşünüyoruz. Bu ibarenin kanun teklifi metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz. Bu düzenleme Ceza Kanunumuza yeni girmektedir. Daha önce bu gibi suçlarla ilgili Pasaport Kanunu ve diğer kanunlarla ilgili cezalar uygulanmaktaydı. Hukukun temel kurallarından birisi, tek suça tek ceza uygulanır. Sayın Bakanın da biraz önce ifade ettiği gibi, en ağır ceza uygulanır” ifadesi doğrudur; ama, burada, bu şekliyle kalırsa tasarıda, iki kez cezalandırmayı hedeflemektedir. Biz bu yönüyle, bu ifadenin çıkarılmasını ve tek cezanın uygulanmasını teklif ediyoruz. Değerli arkadaşlar, insan kaçakçılığı, günümüzde önemli bir problem. Tabiî, globalleşmeyle, küreselleşmeyle birlikte gündeme gelen sermayenin ve harcıâlem malların alabildiğine serbest dolaşımı, emeğin ve teknolojinin, ileri teknoloji bilgisinin dolaşımını beraberinde getirmiyor. İnsanlar ne için memleketlerini, doğduğu yerleri terk ederler. İlk akla gelen iki önemli sebep var: Birisi, açlık, işsizlik, geçim sıkıntısı; diğeri, siyasal problemler, despot rejimlerin baskıları, kendisini ifade edememek. Onun için, gelişmemiş, az gelişmiş ülkelerden, Irak’tan, Afganistan’dan, gelişmemiş doğu toplumlarından sürekli göçleri her gün ibretle izlemekteyiz. Gemilerle, TIR’larla, gayri sıhhî şartlarda, ölüm tehlikesi ve çoğu zaman da ölümle sonuçlanan vakıaları her gün televizyonlarımızdan, basınımızdan izlemekteyiz. Bu konuda faaliyet gösteren çok önemli şebekeler oluşmuştur. milyonlarca doların bu kaçakçılıktan elde edildiğini bilmekteyiz. Değerli arkadaşlar, ülkemizde de ne yazık ki, insan göçü, hem yurt içinde hem de yurt dışına söz konusudur. Açlık ve diğer sebepler, insanların doğdukları yerlerde, bulundukları yerlerde yaşamalarını imkânsız hale getiriyor. Geçenlerde yapılan bir araştırmada araştırmaya katılanların yüzde 54’ü, “ben imkân bulursam, gelişmiş Batı ülkelerine, Avrupa’ya gitmeyi kabul ederim” diyor. Daha ilginci, aynı araştırmada araştırmaya cevap verenlerden 18 ile 40 yaş arasındakilerin yüzde 19’u “başka bir ülkenin tabiyetine, uyruğuna geçmeyi -kabul ederim- burada kalmaya yeğlerim” diyor. Bu, hepimiz için üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır arkadaşlar. Ne yazık ki, 57 nci cumhuriyet hükümeti, Türkiye’yi, sıkıntılarını artıran bir ülke haline getirmiştir; ekonomik yapımız iyice karma karışık olmuştur. 2001 yılında Türkiye, 9,4 oranında küçülmüştür. Yani, yüzde 10’a yakın bir gerileme, küçülme yaşamışızdır. Refahyol Hükümeti zamanında 9,1 oranında büyüme yaşayan bir ülkenin bugün bulunduğu nokta, yüzde 20 küçülme demektir o ilerlemeye, büyümeye baktığımızda. Bunun manası arkadaşlar, her beş kişiden birisi işini kaybetti demektir, her beş esnaftan birisi işyerini kapattı demektir, iflas etti demektir. İçerisinde bulunduğumuz durum, ne yazık ki, gerçekten üzerinde durulması gereken ve ibretle değerlendirilmesi gereken bir noktadır. Hepimiz, her gün büyükelçiliklerin, konsoloslukların önünden geçiyoruz. Oradaki kuyrukları, binlerce vatandaşımızın o kuyruklarda bekleyişlerini ibretle izliyoruz. Ne yazık ki, ülkemiz, bugün bulunduğu nokta itibariyle, insanların geleceğine ümitle bakabildiği bir ülke değil. Hatırlarsınız; bundan aylar önce bir Japon televizyon kanalı geldi ve burada, “Kim Bir Japon Kızla Evlenmek İster” diye bir program çekimi yaptı. Yüzlerce vatandaşımız kuyruğa girdi; her yaştan insanlar, 18 yaşından, belki 60 yaşına kadar olan yüzlerce vatandaşımız kuyruğa girdi, hepsinin ortak bir amacı vardı, hiç tanımadıkları, kültürünü, örfünü, âdetini bilmedikleri bir kızla aş ve iş için evlenmeye talip oluyorlardı. Ne yazık ki, bulunduğumuz nokta budur. Bulunduğumuz nokta hiçbir kimse için... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET BATUK (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkanım. BAŞKAN – Efendim, 5,5 dakikayı da geçti; buyurun. MEHMET BATUK (Devamla) – Evet, üzerinde durulması gereken bir noktadayız ve insan kaçakçılığıyla ilgili çifte cezalandırmayı önleyen bir önergeyle karşınızdayız. Önergemize desteklerinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge, kabul edilmemiştir. Sayın milletvekilleri, ikinci... MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, sanıyorum, zühulen olsa gerek, bir yanlışlık yapıldı; anayasaya aykırılık önergemiz var; işleme konulmadı sanıyorum o. Halbuki, İçtüzüğün 84 üncü maddesine göre, anayasaya aykırılık önergesi bütün önergelerden önce görüşülür. BAŞKAN – Efendim, Kanunlar Müdürlüğü yetkilileri şöyle ifade buyuruyor: Buyurduğunuz doğrudur; ama, son anda geldiği için, diğer önergeleri sıralara koyduğumuz için okutmamışlar; şimdi, bu, onların fikri; ama, bana sorarsanız, arkadaşlarım beni mazur görsünler, sonda da gelse, ilkte de gelse, anayasaya aykırılık önergesi önce görüşülmeli, dikkate alınması lazım. Şimdi, 4 önerge de görüşemeyeceğimize göre, o imkân da ortadan kalkmış oluyor. MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, özel hüküm genel hükmün önüne geçer. BAŞKAN – Efendim, mümkün değil, bakın ben Sezar’ın hakkını Sezar’a verdim. Sonda gelse... Yalnız, istirham ederim, gruplar çok hassas, bu gruplar çok iyi biliyor bu işi, anayasaya aykırılık önergesini önce göndersinler efendim. MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, takdir sizin; ama, kayıtlara geçmesi bakımından... BAŞKAN – Sayın Kamalak, ben fotokopileri 7 partimize dağıttım; sizin partiniz de dahil, Grup Başkanvekilleriniz, Sayın Hatiboğlu da dahil, hiç kimse itiraz etmedi. Şimdi, bu yanlışı ikimiz paylaştık. Teşekkür ediyorum. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu İçtüzüğe Sayın Başkanlık uymazsa kim uyar? BAŞKAN – 3 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 3. – A) 6.10.1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanununun yürürlükten kaldırılmış olan11 inci maddesi, kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “Türkiye’de kurulan derneklerin yurt dışındaki faaliyetleri Madde 11. – Uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde; uluslararası faaliyette bulunma amacını güden derneklerin kurulması, bu derneklerin yurt dışında şube açması, yurt dışındaki benzer amaçlı dernek veya kuruluşlara üye olması veya bunlarla işbirliği yapması veya yurt dışında faaliyette bulunması, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun iznine bağlıdır. Yurt dışındaki bir dernek ve kuruluşa üye olmak ya da bunlarla işbirliğinde bulunmak isteyen dernek veya üst kuruluş, bu dernek veya kuruluşun statüsünün Türkçeye çevrilmiş noterden onaylı iki örneğini İçişleri Bakanlığına vermekle yükümlüdür. Türkiye’deki derneklerin üye olduğu veya işbirliği yaptığı yabancı dernek veya kuruluşların kanunlarımıza ve millî menfaatlerimize aykırı faaliyetlerde bulunması halinde, Türkiye’de kurulmuş derneğin, bu yabancı dernek veya kuruluşlarla olan ilişkilerine Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla son verilir.” B) Dernekler Kanununun yürürlükten kaldırılmış olan 12 nci maddesi, kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “Yurt dışında kurulan derneklerin Türkiye’deki faaliyetleri Madde 12. – Yurt dışında kurulan derneklerin, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde ve karşılıklı olmak koşuluyla, kültürel, ekonomik, teknik, sportif ve bilimsel konularda bilgi veya teknolojilerinden yararlanılmak üzere; Türkiye’de şube açmalarına, Türkiye’de kurulmuş bulunan derneklere üye olmalarına veya bunlarla işbirliği yapmalarına, Türkiye’de faaliyette bulunmalarına, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca izin verilebilir. Yukarıdaki fıkrada sözü edilen derneklerin, kanunlarımıza veya millî menfaatlerimize aykırı faaliyetlerde bulunması halinde, verilen iznin geri alınmasına Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilir.” C) Dernekler Kanununun 15 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İçişleri Bakanlığınca Dernekler Daire Başkanlığında ve illerde valilikler bünyesinde derneklerin kaydolunacağı Dernekler Kütüğü tesis olunur. Dernekler Daire Başkanlığındaki Dernekler Kütüğüne bütün konfederasyon, federasyon ve dernekler ile şubeleri ve merkezleri yurt dışında bulunan derneklerin Türkiye’de açılmış şubeleri kaydolunur.” D) Dernekler Kanununun 40 ıncı maddesinin kenar başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Millî savunma ve kolluk hizmetlerine hazırlayıcı faaliyette bulunma yasağı Dernekler, askerliğe, millî savunma ve kolluk hizmetlerine hazırlayıcı öğretim ve eğitim faaliyetlerinde bulunamazlar. Bu amaçları gerçekleştirmek üzere kamp veya talim yerleri açamazlar.” E) Dernekler Kanununun 45 inci maddesi, kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Beyanname verme yükümlülüğü ve denetim Madde 45. – Dernekler, faaliyetleri ile gelir ve gider işlemlerinin sonuçları konusunda, İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtilen şekle uygun olarak düzenleyecekleri beyannameyi yıl sonu itibarıyla mahallin en büyük mülkî amirine verirler. Gerek görülen hallerde derneklerin yönetim yerleri, müesseseleri ve her çeşit eklentileri, defterleri, hesap ve işlemleri, İçişleri Bakanlığı veya bulundukları yerin en büyük mülkî amiri tarafından her zaman denetlenebilir. İçişleri Bakanlığı, bu denetlemeyi Dernekler Daire Başkanlığı Personeli veya Bakanlık Teftiş Kurulu aracılığıyla; en büyük mülkî amirler, bizzat veya görevlendirecekleri memur veya memurlar aracılığıyla yaptırırlar. Dernekler, amaç ve faaliyetleriyle ilgili olan bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca da denetlenebilir. Denetleme sonuçları, bilgi için İçişleri Bakanlığına bildirilir. Denetleme sırasında görevli memurlar tarafından istenecek her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur. Denetim sırasında, suç teşkil eden fiillerin tespit edilmesi halinde, ilgili mülkî amirlik durumu derhal Cumhuriyet Savcılığına bildirir.” F) Dernekler Kanununun 46 ncı maddesi, kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Dernekler Daire Başkanlığı Madde 46. – Dernekler ile ilgili hizmetleri yürütmek, tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediklerini, defterlerini ve hesaplarını mevzuata ve tüzüklerine uygun olarak yürütüp yürütmediklerini denetlemek üzere İçişleri Bakanlığı bünyesinde Dernekler Daire Başkanlığı kurulur. Bu birimin kuruluş, çalışma şekli ve denetleme esas ve usulleri, İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” G) Dernekler Kanununun 62 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Madde 62. – Dernekler tarafından tutulacak defterler ile ilgili usul ve esaslar İçişleri ve Maliye Bakanlıklarınca birlikte çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Bu defterlerin noterden onaylı olması zorunludur.” H) Dernekler Kanununun 73 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 73. – İçişleri Bakanlığınca, derneklere ilişkin iş ve işlemleri yürütmek, hizmetleri görmek üzere illerde valilikler, ilçelerde ve kaymakamlıklar bünyesinde derneklerle ilgili bir birim oluşturulur. Bu birimin illerdeki teşkilâtlanması, kuruluş, görev ve yetkileri ile 15 inci maddeye göre oluşturulacak Dernekler Kütüğünün şekli, düzenleme ve kayıt esasları, İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” BAŞKAN – 3 üncü madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ediz Hun; buyursunlar efendim. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA EDİZ HUN (İstanbul) – Muhterem Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde hazırlanmış bulunan kanun teklifinin, derneklerin statüsünü düzenleyen 3 üncü maddesiyle ilgili söz almış olarak huzurlarınızda bulunmaktayım; bu vesileyle, sizleri, en derin saygılarımla selamlıyorum. İnsan hakları ve temel hürriyetlerin evrensel değerler olarak kabul edildiği çağımızda, şüphesiz, Türkiyemizin hedefi de, her alanda ilerleyen dünya ülkeleriyle bütünleşmek olmalıdır. Kendi öz değerlerimizi, uluslararası ekonomik, toplumsal, politik kriter ve kültürel normları esas alarak geliştirmek ve 21 inci Yüzyılda, ülke olarak hak ettiğimiz konuma gelmek, temel ilkemizi teşkil etmektedir. Bu anlamda, Avrupa Birliğine tam üyelik, Türkiye için vazgeçilemez bir hedef olmuştur. Uluslararası platformda, derneklerin özgürce çalışmalarına, kültürel ve bilimsel faaliyetleri gerçekleştirmek üzere toplantı yapma haklarına ilişkin anayasal ve yasal güvencelerin güçlendirilmesi ve sivil toplum örgütlerinin gelişmesinin teşvik edilmesini sağlayan düzenlemeler büyük önem taşımaktadırlar. 21 inci Yüzyılda, sivil örgütlerin her alanda gösterdikleri başarı ve toplumlara sağladıkları katkılar yadsınamayacak kadar büyüktür. Ülkelerin gelişme ve kalkınmaları, insan haklarının ve demokrasinin titizlikle savunulduğu sivil inisiyatifin ortaya koyduğu fikrî kudretle mümkün olabilir. Evrensel ilkelerin gerektirdiği gerçekleri inkâr etmek mümkün değildir. Avrupa Birliğiyle ilgili uyum sürecinde öngörülen dönüşümlerin yerine getirilmesinin büyük önem taşıdığını düşünmekteyiz. Unutmayalım ki, devletler, bireyin mutluluğu, refahı ve özgürlüğü için vardır. Anayasadan kaynaklanan, demokratik bir hak olan örgütlenme hakkı, sadece demokratik bir hak değil, aynı zamanda evrensel insan haklarıyla da ilişkili bulunmaktadır. Günümüz dünyasında sivil toplum örgütleri öne çıkarken, Türkiye’de sadece sembolik birer değer olarak algılanmalarını kabullenmek mümkün değildir; yapılması gereken, sivil toplum fonksiyonlarını geliştirecek yasal ve idarî uygulamaları hayata geçirmek olmalıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dernekler Kanununda yapılması öngörülen değişiklikleri, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında dernek kurma, şube açma, faaliyet gösterme, çeşitli izin alma, üye kaydetme ve kanunun emrettiği diğer kurallara uyma şeklinde özetlememiz mümkündür. Bir diğer önemli değişiklik de, İçişleri Bakanlığımıza bağlı olarak, biraz önce ifade edilmiş bulunan, kurulması öngörülen Dernekler Daire Başkanlığıdır. Dernekler Daire Başkanlığı, derneklerle ilgili hizmetleri yürütmek, tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediklerini, defterlerini ve hesaplarını mevzuata ve pek tabiî tüzüklerine uygun olarak yürütüp yürütmediklerini denetlemek üzere, İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacaktır. Hiç şüphe yoktur ki, dernekler, aynı zamanda, birer önemli sivil toplum kuruluşlarıdır. Sivil toplum organizasyonları, toplumdaki siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik atılımları harekete geçirecek en önemli düşünce gruplarıdır. Bu anlamda, sivil örgütlerin sürekli bir biçimde desteklenmeleri, teşvik edilmeleri, önlerindeki yasal ve idarî engellerin kaldırılması ve güç kaybetmelerinin önüne geçecek tutarlı politikaların geliştirilmesi gereklidir. Türkiye’de sağlıklı bir sivil toplumun gelişmesi, toplumsal hayatın canlılığı, ahlakî değerlerin her şeyin önünde yer alması ve bilinç düzeyinin artırılmasına bağlı bulunmaktadır. Tüm bu gereksinimlerin çağımızın modern dünyasında ve çağdaş toplum yapısında elden geldiğince karşılanması, vazgeçemeyeceğimiz koşullardır. İşte, bu noktada, devlete önemli görevler düşmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) EDİZ HUN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. Devlet, dernek, vakıf, sendika gibi kurumları, her türlü istismardan uzak bir biçimde özendirmek ve desteklemek mükellefiyetini taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, sivil toplum örgütleri, toplumsal dayanışmanın en temel unsurlarıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün, takdir ve tasviplerinize sunulmuş bulunan Dernekler Kanunundaki değişikliklere ilişkin yeni düzenlemeler, Avrupa Birliğine uyum yolunda atılmış önemli, çok önemli adımlardan birini teşkil etmektedir. Uyum yasalarının, tümüyle, Türkiyemiz için hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyor, sizleri, Sayın Başkanım zatıâlinizi, en derin saygılarımla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (ANAP, DSP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. Saadet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman; buyurun efendim. (SP sıralarından alkışlar) SP GRUBU ADINA LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 890 sıra sayılı yasa teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, çıkarmakta olduğumuz bu maddelerin, bu paketin, millet ve memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Değerli arkadaşlar, Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği toplantısında, üyelik için aday üye olarak tespit edildi. Avrupa Birliği, aday üye olarak kabul ettiği ülkelerle ilgili olarak, elbette ki, birtakım kriterler kabul etmiştir. Bu kriterler, hem Avrupa Birliği açısından hem de aday ülkeler açısından birtakım yükümlülükleri beraberinde getiriyor. Üzerinde durduğumuz madde, Dernekler Kanunuyla ilgili değişiklikleri kapsıyor. Hepimizin bildiği gibi, globalleşen dünyada sivil toplum örgütlerinin önemi gittikçe biraz daha artıyor. İleri ülkeler diye dünyada adlandırılan ülkelerin hemen hemen büyük bir kesimi, halka hizmeti, sosyal faaliyetleri genelde sivil toplum örgütleri kanalıyla yürütüyor. Hatta, eğitim, sağlık gibi bazı temel hizmetleri bile sivil toplum örgütleri kanalıyla yürütüyor ve devlet tarafından da bu çok değişik boyutlarda destekleniyor. Devlet veya yerel yönetimler sadece sivil toplum örgütlerinin bu faaliyetlerini denetliyor, koordine ediyor ve takip ediyor. Halbuki, Türkiye’de maalesef bu noktadaki faaliyetler ve anlayış beklenen, istenilen düzeye gelmiş değildir, sivil toplum örgütlerinin birçoğu, hepimizin bildiği gibi çok basit, çok sığ, çok sıradan sebeplerle baskı altında tutuluyor ve faaliyetleri engelleniyor. Bu düzenleme, bu örgütlerle ilgili birtakım düzenlemeleri ve disiplinleri getiriyor. Değerli arkadaşlar, bu maddenin özünde şu temel espriler vardır. Bunlardan birincisi, sivil toplum örgütleri ve derneklerin daha etkin olarak ve daha koordineli olarak hizmetlerini yapmasına imkân sağlıyor. İkincisi, derneklerin daha düzenli ve daha disiplinli bir şekilde denetimini ve takibini sağlıyor. Üçüncüsü, derneklerin daha geniş alanlara, daha geniş imkânlarla hizmet etme fırsatını veriyor. Dördüncüsü ve en boyutu da bu, uluslararası derneklerle, sivil toplum örgütleriyle ilişkileri ve bu imkânı sağlıyor. Bakınız, 11 inci maddede yapılan değişiklik, Türkiye’de kurulan derneklerin yurtdışındaki faaliyetlerini kapsıyor, (b) fıkrasında ise yurtdışında kurulmuş olan derneklerin Türkiye’deki faaliyetlerini kapsıyor. Değerli arkadaşlar 2908 sayılı Kanunun 11 inci maddesi bu vesileyle yeniden düzenlenme imkânına sahip oluyor. Yapılan bu düzenleme, özellikle 12 nci maddede yapılan düzenlemede ayrı bir önem arz ediyor; yurt dışında kurulan bu derneklerin Türkiye’deki faaliyetlerini de, aynı zamanda, bu kanunla denetim altına alma imkânını kapsıyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de kurulmuş olan sivil toplum örgütlerinin ve vakıfların, sosyal faaliyetler açısından, halka hizmet açısından önemi, 17 Ağustos 1999 depreminde net olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar, o dönemde, bazı işgüzarlık yapan kimseler, bu hizmeti yürütmek isteyen, yardım kampanyasına katılmak isteyen, organizasyonlarda bulunmak isteyen sivil toplum örgütlerine engel çıkarsalar da, o zaman, bu sivil toplum örgütlerinin, vakıfların ya da derneklerin, 17 Ağustos depreminde göstermiş oldukları çaba, yapmış oldukları katkı, tahmin ediyoruz ki, tümü toplandığı zaman, belki, devletin yapmış olduğu katkıdan çok daha fazladır. O dönemde, maalesef, bazı sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının engellendiği, hatta, kurtarma çalışmalarına bile katılırken, sivil toplum örgütlerinin bazılarının isimlerinin ya da pankartlarının indirildiği, o günkü basında yer almıştı. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin yapmış oldukları faaliyetler, yapmış oldukları hizmetler -vakıfları da ele aldığımız zaman- dikkate alınırsa, hem eğitim açısından hem sosyal faaliyetler açısından hem de sağlık hizmetleri açısından büyük önem arz ediyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen. LÜTFİ YALMAN (Devamla) – Bu düzenlemenin, millet ve memleketimiz açısından hayırlar ve getiriler sağladığı kanaatindeyim; bu vesileyle, hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (SP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun. Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 890 sıra sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Kamuoyunda “Avrupa Birliği Uyum Paketi” olarak adlandırılan bu teklif, Türkiye'nin Ulusal Programla taahhüt etmiş olduğu bazı kısa ve orta vadeli mevzuat değişikliklerini içermektedir. Hemen ifade etmem gerekir ki, bu teklif, atılması gereken adımlar itibariyle, devede kulak mesabesindedir; yani, bu yolda atılması gereken çok daha ileri adımlar vardır. Tüm bunlarla beraber, paket olarak, mevcuda göre, ileri bir adım olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz madde, Dernekler Kanununun 8 maddesinde değişiklikler yapmakta, 3 maddesini de yürürlükten kaldırmaktadır. Bu maddelerden 2’si, Dernekler Kanununun 11 ve 12 nci maddesi, ki bu 2 madde, bundan birkaç ay önce yürürlükten kaldırılmıştı. Doğrusu, bu 21 nci Dönemde, bilhassa 57 nci hükümet marifetiyle buna benzer çok sayıda örneğe rastladık. Bir bakıyorsunuz, bir kanun değişikliği getiriliyor, bir süre sonra, aynı kanun bir daha, yetmedi bir daha, yetmedi bir daha değiştirilmek durumunda kalınıyor. Bu da, bir hükümet tasarısı olmasa, bir teklif olsa dahi, daha önceki hükümet tasarısıyla metinden çıkarılmış 2 maddeyi tekrar yürürlüğe koyuyor. Maalesef, bu konuda, kanun çıkarma konusunda, bugünkü Meclisimiz ciddî bir rekora imza atmış olduğu halde, yine 57 nci hükümet marifetiyle Türkiye tarihinin en büyük küçülmesini de bu dönemde yaşadı ve milletimiz acı bir tabloyla karşı karşıya kaldı. Değerli arkadaşlar, bir bütün olarak milletimizin hayat standardının yükseltilmesi hedefi olarak gördüğümüz Avrupa Birliği süreci içinde, elbette ki, örgütlenme özgürlüğünün çok büyük bir önemi vardır. Gelişmiş bir toplum olmanın en önemli kriteri, belki zenginlikten de daha çok, o ülke insanının huzur içerisinde ve özgürlükleri geniş bir yelpazede kullanıyor olmasına bağlıdır. Eğer, insanlar korkularla yaşıyorlarsa, birkaç insan bir araya gelip müşterek ve meşru bir hedef için rahatça örgütlenemiyorlarsa, o ülkede gelişmişlikten söz edilemez; olsa olsa baskıcı bir idareden söz edilebilir. Örgütlenme özgürlüğü deyince, elbette ki, ilk akla gelen derneklerle ilgili düzenlemelerdir. Değerli arkadaşlar, 12 Eylül ürünü olan Anayasamızın hemen akabinde çıkarılmış olan, oradaki yasakçı anlayışın katmerlisini içerisinde barındıran bir Dernekler Yasamız var. Nitekim, bu Dernekler Yasasının bu haliyle, Türkiye’de, kâğıt üzerinde, 50 000 civarında dernek olduğu söylense de bunların büyük bir kısmı, kanarya sevenler derneği, hayvan sevenler derneği, doğayı sevenler derneği isimlerle anılmakta. Bunlar, bazen, mevcut yasak çemberini delebilmek adına konulmuş isimler olsa da çoğu zaman, hakikaten, milletin isteklerini ve arzularını örgütlü şekilde yansıtma adına dişe dokunur nitelikte olmayan bazı mevzular için kurulmuş dernekler var. Değerli arkadaşlar, biz, Avrupa Birliğine vermiş olduğumuz taahhütler arasında, Ulusal Programda “Türk hükümeti sivil toplumun gelişmesine önem vermektedir. S |