TBMM 125. Birleşimi |
DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati : 20.00 BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020)(S.Sayısı: 8909) (Devam) BAŞKAN – Komisyon?.. Burada. Hükümet?.. Burada. 4 üncü maddeyi okutup, ara vermiştim. 4 üncü madde üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan konuşacaklar. Sayın Ayhan, buyurun. (SP sıralarından alkışlar) SP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 890 sıra sayılı birçok kanunda değişiklik yapan ve genel olarak Avrupa Birliğine uyum kanunları dediğimiz bir paketin 4 üncü maddesi üzerinde Saadet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Epey hararetli geçen müzakereleri, geçirdiği ağır ameliyata rağmen sıhhati afiyetle, fevkalade dirayetle yönetmiş olmasından dolayı da, Muhterem Başkana burada takdirlerimi ifade ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun efendim. CEVAT AYHAN (Devamla) – Dönemin son kanun müzakeresini yapıyoruz. En ağır şartlarda dahi, Meclis başkanvekillerimizin, Meclisi, bu 21 inci Dönemde, dirayetle yönettiklerini ve devletimiz ve milletimiz için faydalı olduğuna inandığımız birçok kanunun çıkarılmasını neticelendirdiklerini ifade ediyorum. BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ediyorum; arada sırada, böyle, başkanvekillerine doping lazım efendim. Moral verdiniz, teşekkür ediyorum. CEVAT AYHAN (Devamla) – Kendilerine, uzun ömür, hayırlı ömür ve sıhhati afiyet diliyorum. BAŞKAN – Ben, saati tekrar ayarlıyorum efendim. Buyurun. CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Muhterem üyeler, kanun teklifinin bu 4 üncü maddesi, vakıflarla ilgili düzenlemeler getiriyor; epeydir tartışılan cemaat vakıflarıyla ilgili ve Türkiye’deki vakıfların yurtdışındaki vakıflarla işbirliği yapabilmesi imkânları üzerinde yeni düzenlemeler getiriyor; bu maksatla, 2762 sayılı Vakıflar Kanununda ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Kanununda değişiklikler yapıyor. Tabiî, bu tasarının geneli üzerinde bir cümleyle bir tenkitimi de ifade etmek istiyorum: Bazı maddelerde sekiz on tane kanun bir maddeye konulmuş. Bu, müzakere usulü bakımından yanlış bir usuldür; bu dönemde geldi, bundan da kaçınmak lazım. Müzakere süresini kısaltmak için bu şekilde hareket, kanun maddelerinin müzakeresini ve değerli Meclis üyelerinin katılımını zorlaştırmaktadır; onu da ifade ediyorum. Tabiî, cemaat vakıflarıyla ilgili getirilen düzenleme, cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulu izniyle... İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Hangi cemaatler; onu da bir ifade edin. CEVAT AYHAN (Devamla) – Bu cemaatler, Lozan Barış Antlaşmasında tarif edilen cemaatlerdir. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Azınlıklar... CEVAT AYHAN (Devamla) – Azınlıklara ait, dinî azınlıklara ait cemaat vakıflarıdır; Musevilerdir, Hıristiyan vakıflarıdır, Ermeni cemaatidir, Rum cemaatidir, patrikhanedir vesairedir, hepsi bunun içindedir. Burada getirilen düzenlemeler, Bakanlar Kurulunun izniyle, dinî, hayrî, sosyal, eğitim, sağlık ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere, taşınmaz mal edinebilmelerini ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunmalarını mümkün kılmaktadır. Bu düzenlemeyle, yine, tabiî, bugüne kadar kayıtlarda üzerinde görülen mallar, kendileri adına tapuya tescil edilecek ve yine, cemaat vakıfları adına bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar da bu madde hükümlerine tabidir. Şimdi, tabiî, bu çok tartışılıyor, epey süreden beri basında da tartışılıyor, burada da tartışılacaktır. Benim söylemek istediğim şu: Tabiî, toplumlar, artık, kapalı toplum olmaktan çıktı; yani, insanlar her yerde, birçok yerde. Bizim, Avrupa’da milyonlarca insanımız var, onların orada vakıfları var. Bulgaristan’da insanlarımız var, orada Bulgar vatandaşıdırlar, esas itibariyle bizim dinî ve kültürel kardeşlerimizdir; başka ülkelerde var. Yani, mütekabiliyet çerçevesi içerisinde, bu tip ihtiyaçlara makul bakmak ve bu ihtiyaçların karşılanmasından rahatsızlık duymamak lazım demek istiyorum. Yani, bir yerde bir cemaat varsa, bir dinî topluluk varsa, onun ihtiyaçlarının da karşılanması lazım. Tabiî, Yunanistan’daki Müslümanların, oradaki kardeşlerimizin dinî hayatları, kültürel hayatları üzerinde birtakım baskılar var. Tabiî, bunların kaldırılması için, uluslararası toplumda, Avrupa Birliğinde mücadele etmek bizim görevimizdir. Ancak, tabiî, 1920’lerin, 1930’ların şartları farklıydı, bugün farklı noktalara gelmiş bulunmaktayız. 70 000 000’luk Türkiye’nin, bugün geldiği noktada, artık, 1920’li yılların şartlarının dışına çıkıp, ürken, çekinen, kabuğuna çekilen bir Türkiye yerine, yayılan, genişleyen ve tekrar güçlü bir dünya devleti olma iradesiyle beraber, kendi kültürünü, değerlerini, medeniyetini, inançlarını taşıyabileceği bir azimle, kararlılıkla da açılması gerekiyor; yani, içine kapanma yerine, şimdi açılma dönemindeyiz. Tabiî, açılma döneminin şartlarına sahip miyiz; maalesef, bunları da söyleyemiyorum; yani, iktisadî şartlar bakımından fevkalade zebun olduğumuz, zayıf olduğumuz, zor şartlarda yaşadığımız, kültürel değerlerimizin erozyona uğradığı bir dönemdeyiz. Şimdi, bu teklifin, tabiî, lehinde, aleyhinde konuşulacaktır; ama, ben, burada, muhterem hükümetin ve muhterem arkadaşlarımızın dikkatine şunu arz etmek istiyorum... Zaman zaman, bunu, burada konuştuk, yine de konuşacağız, bundan sonraki dönemlerde de konuşacak arkadaşlarımız olacaktır; o da şudur: Bizim, kendi değerlerimizin, inançlarımızın, kültürel değerlerimizin, manevî değerlerimizin, uluslararası platformda, rekabet sahasında -ki, bugün, rekabet, sadece ticarî emtiada değil; kültürler, medeniyetler, anlayışlar, inançlar rekabet ediyor- bizi güçlü kılacak şekilde sivil toplumun güçlendirilmesine ihtiyacımız var. Kamu yönetimi sivil toplumun önünü açsın, zorluklar çıkarmasın, engeller çıkarmasın. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun efendim. CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim Muhterem Başkan. Bakın, size bir tespitimi söyleyeyim: Deprem bölgesinde -üç yıl yaşadık- devletin arşivlerine intikal eden raporlar var. O deprem bölgesinde, biz, cemaat vakıflarının -cemaat vakıfları diyelim; ama, Müslüman cemaatin vakıflarıdır kastettiğim- oralarda çalışmalarını engelledik -o günleri hatırlayan arkadaşlarımız vardır- hükümet adına engelledik, devlet adına engelledik, irtica vehmi korkusuyla engelledik. O bölgelerde misyoner teşkilatları kol geziyor ve bu, devletin raporlarındadır. İslamî faaliyetler zayıflatıldığı, baskı altına alındığı için, burada misyoner faaliyetleri canlandı. Misyoner faaliyetleri, tabiî, manevî bakımdan güçsüz gördükleri insanları birtakım menfaatlar vaadiyle de kendi şeylerine çekebilmektedir. İnsan fıtratıdır bu. Şunu söylemek istiyorum: Eğitim hayatında da, sivil toplumda da, kültür hayatında da kendi değerlerimizi, inançlarımızı güçlendirmemiz lazım. Biz, Avrupa Birliğine gireriz girmeyiz; ama, girmesek de, girsek de, dünya fevkalade kesif bir rekabet içinde. Herkesin odasında, herkesin evinde bütün dünya var bugünkü şartlarda. Buna karşı diri durabilmenin yolu, bizi bu topraklara getiren ecdadımızı, Ahmet Yesevî’nin dervişleri gibi, dünyanın her yerine götürecek olan bu ruhu, bu ahlakı, bu yüce değerleri tekrar evlatlarımıza okullarda öğretmek, sivil toplumda sevdirmek, benimsetmek, kültür hayatımızı, eğitim hayatımızı bu çerçevede yönlendirmek gerekir. Eğer manevî yönden güçlü insanlar yetiştiremezsek, iktisadî yönden ne kadar güçlü olursa olsun, o, bir noktada temsil edilir, bir noktada asimile edilir ve kaybolur. Bunun örnekleri vardır yeryüzünde ve bu kendi kültürüne sahip olan ve kendini asırlarca koruyan ülkelerin başında da ben size bugün İsrail’i gösteririm. İsrail’in, hakikaten, kendi değerlerine her seviyede ne kadar bağlı olduğunu, ne kadar bunları güçlendirici istikamette politika takip ettiğini de hep beraber görüyoruz. Bugünkü idarecileri de, gelecekteki idarecileri de, bu cemaat vakıflarına, azınlık vakıflarına bakarken, kendi millî değerlerimizin vakıflarına da, İslamî vakıflara da, anlayışla, destekleyici, geliştirici, önlerini açıcı bir üslupla bakmaları gerektiğini ifade ediyorum, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Ayhan. Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisinde efendim. Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mehmet Fırat; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu paketin 4 üncü maddesiyle ilgili olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum. Ancak, 4 üncü madde üzerindeki fikirlerimi serdetmeden önce bir konunun altını çizmekte fayda görüyorum. Bugün yapılan görüşmelerde, bazı hatiplerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin gerektirdiği mehabetin dışındaki hareketlerinin, Meclisin son günlerinde ve özellikle 21 inci Dönemin bu son toplantılarında bu Meclise yakışmadığı kanısındayım. Bazı milletvekili arkadaşlarımız, diğer bazı milletvekili arkadaşlarımızın isimlerini serdederek, bunların komisyonlarda ne şekilde rey kullandıklarını veya burada ne şekilde rey kullandıklarını beyan etmelerini, ben, şahsen doğru bulmuyorum; çünkü, her şeyin ötesinde, milletvekilleri, Anayasamıza göre, vicdanlarına göre oy verirler. Kaldı ki, hangi siyasî partinin, hangi tutum içerisinde olduğunu bilmemekte mümkün değil. Yani, şimdi, Sayın Milliyetçi Hareket Partisinin Grup Başkanının veya Sayın Mehmet Gül’ün veya Sayın Yahnici’nin 1 inci madde oylanırken oy kullanmamış olmaları, onların bunları kabul ettiği anlamında değerlendirilmesi mümkün olabilir mi; mümkün değildir. Çünkü, biliniyor ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu maddenin reddi konusunda oy kullanacaklardır, fikirlerini bu yönde serdetmişlerdir. Tabiî, belki işleri vardır, belki giremediler; ancak, oy kullanmamış olmalarını burada serdetmenin, en azından, siyasî ahlaka uymadığı kanısındayım. Bunu belirttikten sonra, ümit ediyorum ki, isim vererek arkadaşları rencide etmenin bundan sonra olmayacağı kanısındayım. Gelelim maddeye; madde, azınlık vakıflarını düzenliyor. Azınlık vakıfları dediğimiz zaman, azınlık hakları akla geliyor. 21 inci Yüzyıla girerken, artık, 19 uncu Yüzyılın ve 20 nci Yüzyılın birinci yarısına kadar uluslararası hukukun bir enstrümanı olarak kullanılmış olan azınlık haklarından bahsetmek, bence, demokrasinin ayıplarından birisidir. Hele, özellikle bu azınlık vakıfları hakkında çok kötü şekilde beyanlarda bulunmak bu ülkenin vatandaşı olan, ancak, başka dinlere mensup bu azınlıklara yapılmış olan en büyük haksızlıktır. Bu insanlar en az bizim kadar vatanperverdir ve bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır, onlara en azından saygı gösterilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletvekilleri olarak bizim görevimizdir. Bu insanlar da bu ülkenin ordusunda hizmet ediyorlar, bu insanlar da burada ticaret yapıyorlar, bu insanlar da vergilerini ödüyorlar. Bunlara şüpheyle bakmanın, bunları şüphe altında, zan altında bırakmanın hiçbirimizin hakkı olduğu kanısında değilim. Nedir: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel hukuk yapısını oluşturan Lozan Antlaşmasına –ki, 20 nci Yüzyılın başında imzalanmış bir antlaşmadır- dayanarak bugün bu insanların ibadet veya vakıf haklarının ne şekilde düzenleneceğini tartışmanın yeri olduğu kanısında değilim. Bizim şunu söylememiz lazım: Türkiye’de azınlık yoktur, Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları vardır. Bunlar ibadetlerini, inançlarını istedikleri gibi yaşayabilirler. Cami nasıl yapılıyorsa, havrasını da, kilisesini de öyle yapabilmelidir; biz bu vatandaşlarımıza bu kolaylıkları göstermek durumundayız. Alınacak kararla şunu demeliyiz: Lozan’da belirtilmiş olan azınlık hakları tamamen ortadan kaldırılmıştır; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak 21 inci Yüzyıldaki tüm insan haklarından istifade ederler. Devlet bunlara yardım eder. Eğer, bunun aksini savunduğumuz takdirde, Almanya’da yaşayan 2 500 000 insanımızın, hatta yurt dışında yaşayan toplam 4 000 000 insanımızın oradaki azınlık olduklarını peşinen kabul etmiş oluruz; onların ibadetleri, onların eğitimleri konusunda söyleyecek bir sözümüz kalmaz. Dünyanın gözü kapalı değil, dünya bize bakıyor Değerli arkadaşlar, bunun kabul edilmesi, hatta daha da geniş kabul edilmesi gerektiği gibi, aslında bunun tamamen genişletilmesi ve azınlık meselesinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Türkiye’nin temel sorunlarından biridir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız. DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Dünya, artık, faşizmi, nazizmi 1945’lerde gömdü. Belki, bazen, ortaya çıkmak isteyen Heider’ler, oldu, Lepen’ler de oldu; ama, onlar da gömülüyorlar. Şu anda görüşmekte olduğumuz Avrupa Birliği yasaları şunu gerektiriyor, şunu söylüyoruz: Şu Lozan Antlaşmasında azınlıklara tanınan hakkı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanıdığımız takdirde, Avrupa Birliğiyle sorunumuz kalmayacak. Bugün tartıştığımız konu bu. Lozan’da azınlıklara tanıdığımız hakları, şu anda kendi vatandaşımıza tanıyıp tanımamanın mücadelesini ve kavgasını burada veriyoruz. Aslında, Türkiye Cumhuriyeti halkı, bunun farkında ve bizi seyrediyor; ama, inanıyorum ki, ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar, erkekler, ürkekler bitti, şimdi, idama kaldı, şuna kaldı, buna kaldı. O da bitti. Artık, insanlar buna bakmıyor, bununla ilgilenmiyor. Ha, asarsınız, asmazsınız; asamadınız; bundan sonra da asamayacaksınız; ama, her şeyin ötesinde... (MHP sıralarından gürültüler) Asamazsınız; çünkü, o kalktığı takdirde argümanınız kalmıyor, argümanınız kalmıyor; rey alamayacaksınız, propaganda yapamayacaksınız. Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın Fırat, teşekkür ediyorum efendim. Efendim, şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunda. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Çankırı Milletvekili Sayın İrfan Keleş; buyurun efendim. MHP GRUBU ADINA İRFAN KELEŞ (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, büyük Türk Milletini ve onun değerli temsilcilerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Üzülerek belirtmek isterim ki, vakıflar karşısında bugünkü nesillerin vurdumduymazlığını anlamak mümkün değildir. Bunun en güzel örneği de şu anda görüştüğümüz yasa teklifidir; çünkü, teklifle, kendi vakıflarımıza çok gördüğümüz imkânlar azınlık vakıflarına tanınmaya çalışılmaktadır. Bu teklifle getirilmesi düşünülen en önemli değişiklik, azınlık vakıflarının önündeki engeller kaldırılarak, azınlık vakıflarına, taşınmaz mal edinebilme ve taşınmaz malların üstünde tasarrufta bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Açıkçası, Bakanlar Kurulu izniyle, vatan topraklarının gayrimenkul tescili yoluyla satışına izin verilmektedir; yani, vatan toprağı, Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıklara satılabilecektir. Bu gerçeği, Yüce Türk Milletinin çok iyi bilmesi gerekmektedir. Vatan toprağını, Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere satmak isteyenleri tarih ve Türk Milleti affetmeyecektir. (MHP sıralarından alkışlar) Bilindiği gibi, ülkemizde bulunan azınlıklarla ilgili düzenleme Lozan Antlaşmasıyla tespit edilmiş bulunmaktadır. Lozan’da, azınlık vakıflarının kendilerini ne şekilde sürdürecekleri, yeni mallar edinemeyecekleri karara bağlanmıştır. Eğer, karşılıklılık ilkesi tanınsaydı, Balkanlar’daki onbinlerce vakıf eserimiz yerle bir edilebilir miydi? Türklerin mezar taşlarına bile tahammül edemeyenler, camilerimize, medreselerimize, çeşme ve kervansaraylarımıza saygılı oldular mı?! Anlaşmalara rağmen, Yunanistan’da vakıflarımız çalışabiliyor mu; bırakın çalışmayı, tamir bile ettirmiyorlar, traktör sürücülerine ehliyet bile vermiyorlar. Söyleyin Allah aşkına; biz, Ermenistan’da hangi vakıf şubesini açacağız da, karşılığını göreceğiz. Karabağ’da, Lefkoşe’de, Türk kanı içmekten zevk duyduğunu açıkça ifade edenlerin, Türk eserlerine, vakıflarına saygı göstermesini beklemek, gaflet ve dalalet değilse, nedir Allah aşkına? (MHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu maddeye göre, bizim Almanya’da, Fransa’da, vakıf şubesi açabileceğimiz ifade ediliyor; açsak ne olur, açmasak ne olur... Onların, Türkiye’de açtıkları vakıflar kanalıyla, ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını bilmeyen kaldı mı? Şimdi, karşılıklılık ilkesinin Türkiye’ye getireceği ne fayda var Allah aşkına! Azınlık vakıflarının, mutlaka, gayesine uymayan, gayesini aşan çalışmalarına engel olunmalı, kurulu olduğu yerin dışında gayrimenkul edinmeleri engellenmelidir. Satın alma bedelini kimin, nereden, nasıl karşılayacağı mutlaka açıklanmalıdır. Bize göre, 1949 yılında çıkarılan 5400 sayılı azınlık vakıflarıyla ilgili kanun, aynen muhafaza edilmelidir. Şimdi, vakıflar konusu, Avrupa uyum yasaları adı altında Meclisin gündemine getiriliyor. Ne alakası var Allah aşkına?! Bu konu, enine boyuna, iyice incelenmeden, alternatif çözüm yolları tartışılmadan, yangından mal kaçırır gibi gündeme getirmenin ne anlamı vardır! Vakıflar, hayır hizmetlerini yapmak üzere yeterli malla kurulmaz, idare edilmezse, şu veya bu şekilde fazla mal edinirlerse, hem idaresi hem de kontrolü son derece zordur. Ayrıca, her an elde ettiği fazla geliri harcamak üzere, devletimizden yeni tavizler isteyebilirler. Mesela, bir Ermeni vakfı, Van’da, Diyarbakır’da, Kars’ta, Ağrı’da pek çok mal edinmek, oralarda faaliyet göstermek isterse nasıl önleyeceksiniz? Mesela, aynı vakıf “fazla param var, Ermenistan’a yardım edeceğim” derse, ne yapacaksınız? Mesela, “ben, vakfıma tam yetişemiyorum, mallarımın geliri çoğaldı, yabancı uyruklu Ermeniler, Rumlar gelsin, yönetime katılsın” derse ne yapacaksınız? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Bu konuları açıklığa kavuşturmadan, azınlık vakıflarına yeni imkânlar vermek bir gaflet değil midir?! Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu teklifi benimsemiyoruz. Son günlerde, bazı iç ve dış güç odakları, Milliyetçi Hareket Partisini Avrupa Birliğine karşıymış gibi gösterme gayreti ve çabası içerisine girmiş bulunuyorlar... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayın efendim. İRFAN KELEŞ (Devamla) – Onlar, ne derse desinler, Milliyetçi Hareket Partisi, milletimizi yakından ilgilendiren her konuda elbette hassasiyet gösterecektir, bundan tabiî ne olabilir ki! Avrupa Birliğini cennetmiş gibi gösterip, ülkemizin üniter yapısını bozacak, milletimizin onurunu zedeleyecek teslimiyetçi bir zihniyetle hareket edemeyiz. Elbette Avrupa Birliğine girmeliyiz, bunun için yapılması gereken düzenlemeler yapılmalı; ancak, bu konu, mandacı bir zihniyetle, teslimiyetçi bir zihniyetle ele alınamaz; şahsiyetli, onurlu, karşılıklı saygı ortamı içinde ele alınarak müzakere edilmeli, milletimizin hakları mutlaka korunmalıdır. İşte, Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyeti budur, birilerinin bunu anlaması, Allah aşkına, çok mu zordur! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ne hazindir ki, Osmanlı’da da sıkışık dönemlerimizde karşımıza hep vakıf dayatması getirilmiştir. Şimdiyse, bu zor dönemimizde, cumhuriyet hükümetlerine de yine aynı dayatma yapılmaktadır, bunu iyi niyetle karşılamak mümkün müdür! Sayın milletvekilleri, biliniz ki, Ermeni, Rum, Yahudi vakıflarının toprak satın almalarına müsaade etmek, tarihî bir vebaldir; ileride, telafisi mümkün olmayan belaları başımıza açacaktır. Dün silahla alınamayan, her bir karışını şehit kanlarıyla yoğurduğumuz vatan toprakları parayla satılamaz, parayla satın alınamaz; “vatan” denilen toprak parçası bu kadar ucuz mu?! (MHP sıralarından alkışlar) Bu değişikliğe “evet” demek, İstanbul’da bağımsız bir patrikhaneye “evet” demektir; bu teklife “evet” demek, Trabzon’da Rum-Pontus’a “evet” demektir; bu teklife “evet” demek, Ege’de, Akdeniz’de, Mardin’de, Kars’ta, Ağrı’da Ermeni, Rum, Yahudi egemenliğine “evet” demektir. Tüm milletvekili arkadaşlarımı ve siyasî partilerimizi, bu oyuna gelmemeleri için uyarıyoruz. Politik hesaplarla satılamayacak değerler vardır; vatan gibi, bayrak gibi, namus gibi... Unutmayınız ki, yarın, tarih ve çocuklarımız, hepimizin yakasına yapışacaktır. Şimdi, burada, bu teklife destek veren partilerimize seslenmek istiyorum. Değiştiklerini ifade eden AK Partililere seslenmek istiyorum: Değişmek, vatan toprağını Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere satmak mıdır?! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Hop hop!.. İRFAN KELEŞ (Devamla) – Milliyetçi olduklarını ifade eden DYP’lilere seslenmek istiyorum: Sizin milliyetçilik anlayışınız, kayıtsız şartsız Avrupalılara teslim olmak mıdır?! (MHP sıralarından alkışlar) MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Biz, sizden daha çok milliyetçiyiz. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – 2 dakika geçti Sayın Başkan. İRFAN KELEŞ (Devamla) – Bu millet, en zor şartlar altında bile manda ve himayeyi kabul etmemiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) İRFAN KELEŞ (Devamla) – Siz Saadet Partililer, ne zamandan beri Batı kulüplerinin savunucusu oldunuz; vatan toprağının satılması vicdanlarınızı sızlatmıyor mu?! BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim. İRFAN KELEŞ (Devamla) – Biliniz ki, bu davranışınızı tarih ve Türk Milleti asla affetmeyecektir. (DYP, AK Parti ve SP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Ne oluyor efendim?! Sayın hatip bir şey demiyor, size ne oluyor?! Efendim, toparlayın lütfen. İRFAN KELEŞ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle, mevcut teklife ret oyu vereceğimizi ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Ahmet Tan; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Demokratik Parti Grubu adına, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Cemaatlerin taşınmaz mal edinmeleriyle ilgili 4 üncü madde üzerinde, Grubumun düşüncelerini açıklayacağım. “Cemaat” sözcüğü, iştah kabartıcı bir sözcük; azınlık ifade edebildiği için, dinsel inançlarla ilintili olduğu için, maalesef, her türlü kuşkuya, istismara açık. Önümüzdeki yasa maddesindeki “cemaat” sözcüğünden anlamamız gereken, cumhuriyetimizin tapusu niteliğindeki Lozan Antlaşmasında geçen cemaatlerdir. Burada, söz konusu olan cemaatler, Türk yurttaşlarıdır; Rumlar, Ermeniler ve Musevilerden oluşan ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının güvencesi altında olan Türk yurttaşlarıdır. Büyük Millet Meclisindeki konuşmalarda en çok işlenen tema, bu madde dolayısıyla ve 1 inci madde dolayısıyla, maalesef, yine, bölünmez bütünlük oldu; bunda da haklıyız. Yaklaşık bin yıllık bir tarihin sonunda, elde kalan vatan parçasını daha da ufalanmaktan kurtaran Misakımillî sayesinde, ülkemizin bütünlüğünü sağlamış bir ülkeyiz. Bu konudaki her türlü duyarlılık, evham boyutlarına varmadığı sürece yerindedir; hele de, bu ülke, yirmi yıl süren kanlı bir bölücülük macerasına maruz kalmış ise daha da yerindedir; ama, şunu unutmamalıyız ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyetinin gücüne, burada, özellikle bu çatı altında görev yapan milletvekillerimizin inanması gerekir. Burada, söz konusu olan, Türk yurttaşlarının, Türkiye aleyhinde çalışacaklarını, vatanı böleceklerini düşünmek, söylemek, biraz haksızlık olur kanaatindeyim. Avrupa Birliğiyle ilgili temel kaygılar dile getiriliyor. Avrupa Birliğine girişin, Avrupa Birliğiyle ilgili yasaların uyumlaştırılmasının öz benliğimizi bozacağı, devletimizin temel ilkelerini zedeleyeceği endişesi Ortaya konuyor ve vatan topraklarının satılacağından bahsediliyor. O vatan topraklarını satın alacak olanlar yine Türk yurttaşlarıdır. Eğer, herhangi bir yabancı ülkeye o topraklar verilecek olursa, o toprakları, paralarını alacak olan yine Türk yurttaşları olacağı onları kurtaracak, o toprakları kurtaracak olan Türk Silahlı Kuvvetleridir, bu ülkenin yurttaşlarıdır. Yani böyle bir satış, başka ülkelerin eline geçmesi türünden bir kaygı biraz evhama dayalı bir kaygıdır maalesef. (MHP sıralarından gürültüler) MUSTAFA HAYKIR (Kırşehir) – Ne alaka ya, gerçekleri konuşuyoruz biz burada. AHMET TAN (Devamla) – Devletin, Avrupa Birliğine girmek, Avrupa Birliğiyle ilgili buradaki yasaları çıkartmak bizim Anayasamızın öngördüğü eşitlik ilkeleri gereğince de, antlaşmasının altına imza koyduğumuz, uluslararası anlaşmalarda taraf olduğumuz belgelerin de gereğidir. Biz, burada bunları yapıyoruz. Yoksa, herhangi bir vatan toprağını tehlikeye sokuyor değiliz, böyle bir endişenin burada dile getirilmesi yersizdir ve gereksizdir. Eğer Avrupa Birliğiyle ilgili yasaları uyumlaştırmak, Avrupa Birliğine girmek devletin bütünlüğünü zedeleyecekse, o zaman bağımsızlığına ve devlet olma vasfına sadece on yıl önce kavuşmuş olan onlarca devletin Avrupa Birliğine doğru niye koştuklarını açıklamak herhalde kolay olmayacaktır. Avrupa Birliğine üyelik için değil, kendi Anayasamızın öngördüğü vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkeleri bakımından bu düzenlemeyi yapmak zorundayız. 4 üncü maddeyle yapılmak istenen kısaca şudur: Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce meydana gelmiş bulunan cemaat vakıfları ülkemize ilk kez 1328 yani 1922 tarihi Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrımenkule Tasarruflarına Dair Kanunun yürürlüğe girmesiyle iktisap edilebilme imkânı bulmuşlardır bu yurttaşlarımız; ancak, sözü edilen kanunda, azınlıkların, okul, yetimhane, kilise, havra ve hastane gibi tüm kültürel, sosyal, dinî ve hayrî kuruluşlarının birer vakıf tüzelkişiliği bulunması öngörülmektedir. Daha sonra, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesiyle, bu kanunun 44 üncü maddesine göre, beyannameler verilmiş, bu beyannameler vakıfname olarak kabul edilmiştir. Daha sonra, 1970’li yıllarda, Yargıtay, bu azınlık vakıf tüzelkişiliklerin beyannamelerini vakıfname olarak geçerli bulmamıştır. Şimdi, burada yapmak istediğimiz değişiklik, Anayasanın öngördüğü, vatandaşlar arasında gayrimenkul edinmeyle ilgili farklılığı ortadan kaldırmaktır, yoksa, vatan topraklarını satışa çıkarmak değil! Değerli arkadaşlarım, Büyük Millet Meclisinde, herhalde, üzerinde durabileceğimiz konular, bu vatan topraklarının savunulmasıyla ilgili değil, eşitlikçi olmayan uygulamalardan kurtulup, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve Büyük Millet Meclisinin birinci vazifesi olan Türkiye’nin çağdaş hukuk devleti olması yönündeki, yasalardaki engelleri kaldırmaktır. Bu 4 üncü madde de, böyle bir engeli ortadan kaldırmayı ifade etmektedir. Demokratik Sol Parti Grubu adına, bu maddeye vereceğimiz desteği ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Yahnici, zatıâlilerinize, sataşmadan ötürü söz vereceğim; ama, daha evvel, gruplar adına konuşmaları bitirelim, ondan sonra diye düşündüm. Yeni Türkiye Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al; buyurun efendim. (YTP sıralarından alkışlar) YTP GRUBU ADINA EROL AL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz teklifin 4 üncü maddesi üzerinde, Yeni Türkiye Partisi Grubu adına söz aldım; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, özellikle iki gündür yaşadığımız tabloyu görünce, insan kendisini, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil de, bu büyük milletin Meclisinde değil de, bir kahvehane köşesindeymiş gibi hissediyor. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Düşüncelerimizi ifade ediyoruz, düşüncelere saygı duyacaksınız kardeşim. EROL AL (Devamla) – Elbette, elbette. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Yanlış konuşma lütfen. EROL AL (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfen... MUSTAFA GÜL (Elazığ) – Sana yakışmıyor. BAŞKAN – Lütfen efendim... EROL AL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu millete yakışır ifadelerle konuşmamız gerektiğini söylüyorum, kimseye kastım yok. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Olmadı, herkesin konuşması... EROL AL (Devamla) - Herkesin ne söylediğini bir dinlerseniz, sonuç olarak varacağımız bir yer olacaktır. Değerli milletvekilleri, cemaat vakıflarının mal mülk edinmeleriyle ilgili bir madde görüşüyoruz. Bilgi, insanın meyvesidir; bilgili insanın boynu eğik olur. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Yalnız, Genel Kurula konuş, Milliyetçi Hareket Partisine doğru konuşma. EROL AL (Devamla) – Meyveli ağacın dalı gibidir bilgili insan; hamaset ise bilgisizliğin kaynağıdır. Şimdi, buradan, bu büyük milletin tarihine riyakârlık yapılmaması için bazı gerçekleri Yüce Genel Kurulumuza ve büyük milletimize bir kez daha anımsatmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları, hangi kökenden gelirse gelsin, bu ülkenin birinci sınıf insanlarıdır, hepsinin aynı derecede hakları vardır; mal mülk edinmede de, başka şeylerde de. Kendi vatandaşına düşman gibi bakarak devlet idare edemezsiniz. (YTP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İki, 1451 tarihi, Fener-Rum Patriğinin İtalya’ya kaçtığı tarihtir. BAŞKAN – Sayın Al, Genel Kurula hitap ederseniz minnettar kalacağım. EROL AL (Devamla) – Genel Kurula hitap ediyorum Sayın Başkanım; başka bir yere mi bakayım?! BAŞKAN – Sayın Al, ben gördüm... EROL AL (Devamla) – Rica ediyorum. BAŞKAN – Nezaketen... Sayın Al, siz de rahatsız oluyordunuz. Bir dakika... Sözünüzü özellikle keseceğim. Bir saniye efendim. Zatıâlileriniz de bu sıralarda otururken, herhangi bir hatip oraya baktığı zaman, rahatsız oluyordunuz. (YTP sıralarından gürültüler) EROL AL (Devamla) – Nereye baktım, anlamadım. H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Hatibe baskı yapmayın. BAŞKAN – Efendim, niye alınıyorsunuz? H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Onlar da hatibe bakmasınlar söyleyin de. BAŞKAN – “Arkadaşlarım rahatsız oluyor” demedim Sayın bakanım. EROL AL (Devamla) – Sayın Başkanım, ben hiçbir yere bakmayayım o zaman. (SP sıralarından “buraya, buraya” sesleri) Peki, bu tarafa bakıyorum. Sayın Başkanım, sürem, bu arada azalıyor. Lütfen, rica ediyorum, konuşmanın bütünlüğünü bozuyorsunuz efendim. MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Bu tarafa bakın. BAŞKAN – Sayın milletvekilim, Sayın Al’ın bu konuda, zabıtlara geçmiş hali olduğu için, Sayın Hatiboğlu’na hitaben konuştu. Affedersiniz, ben, biliyorum, bunamamışım! Üçbuçuk yıldır bu işi yapıyorum ben. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Bana bakabilirsiniz. EROL AL (Devamla) – Hayır efendim; ben, Sayın Hatiboğlu’na hitaben konuşmadım. BAŞKAN – İstirham ederim yani.. Sezar’ın hakkını Sezar’a vereceğiz. (MHP sıralarından alkışlar) EROL AL (Devamla) – Efendim, 1451 tarihinde, tekrarlıyorum, Fener Rum Patriği İtalya’ya kaçmıştır. Fener Rum Patrikliğini yeniden ihya eden kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Bunu yapmasının nedeni şudur: 1454 yılında, Gennadios Skolarios’u, Fener Rum Patriği yaparak, Patrikhanenin başına oturtmuştur; nişanını ve giysilerini kendisi takmıştır ve üç tuğralı paşa konumuna kendisini oturtmuştur. Kendisine bu törende söylediği şudur: “Dostluğumuza güven, bundan önceki patriklerle aynı haklara sahipsin; yani, Bizans İmparatorusun...” MEHMET GÜL (İstanbul) – Yanlış söylüyorsun; öyle değil. EROL AL (Devamla) – Fatih, bu ülkedeki -yani, Osmanlı ümmetine dahil- Fener Rum Patrikhanesinin tebasını, Ermenileri ve hahamlığı ihya ederek, Osmanlı ulemasıyla, Osmanlı surlarını, İstanbul surlarının içinde tutarak, azınlıkların sorumluluğunu bu patrikliğe, hahamlığa ve Ortodoks kilisesine vermek istemişti. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Onun için parçaladılar kardeşim! EROL AL (Devamla) - Bu, bize kalan vakıflar, 160 adet vakıf, Osmanlı’nın mirasıdır, Osmanlı’dan kalmıştır. Bugün, kurulmuş veya kurulacak bir azınlık vakfı yoktur. Eğer, biz, canımız istediğinde tarihe sarılıp, canımız istediğinde unutacaksak, böyle bir anlayışı benim kabul etmem mümkün değildir, Genel Kurulumuzun kabul etmesi mümkün değildir ve yüce milletimizin de kabul etmesi mümkün değildir. Gerçekleri bütün çıplaklığıyla kabullenmemiz gerekir. Azınlık vakıfları, Osmanlının büyük bir tarihî birikiminin bize yansımasıdır. Bu tarihi korumak, herkesten önce bizim görevimizdir. MEHMET GÜL (İstanbul) – Ne ilgisi var onunla bunun! EROL AL (Devamla) – Yani, bunu, birileri, gelip, Türkiye'de emlak alacak, Türkiye'yi işgal edecek gibi sunmak bence doğru değildir; çünkü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan azınlıklara mensup kişilerin, mal mülk edinmelerinin önünde bir yasal engel yoktur; istediği yeri satın alır, karşıdaki binaların hepsini de, halen, bugünkü koşullarda, bugünkü yasalarla satın alabilir. Bunu bilmeyen var mı içimizde? Burada, Bakanlar Kurulu -ki, Bakanlar Kurulu, bugün, üç partinin oluşturduğu bir Bakanlar Kuruludur- eğer bunlara izin vermek istemiyorsa hiçbirine vermez; yani, burada, hepimizin, tarihimize sahip çıkan bir anlayışla hareket etmesinde yarar görüyorum, gerçekleri çıplaklığıyla ulusumuza yansıtmamızda ve arkadaşlarımızla paylaşmamızda yarar vardır diyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum efendim. (YTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Al. Efendim, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen’de. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Avrupa Birliğine Uyum Paketi” adı altında gündemimize gelen, bazı kanunlarda değişiklik yapan teklifin 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan önce, 3 kasımda yapılacak seçim sonrasında kurulacak hükümetle, milletin yüzünün güleceği günlerin gelmesini tüm kalbimle diliyorum. (DYP sıralarından alkışlar) Cumhuriyetin kurulduğu günden beri, ilk defa, böyle acı tabloların yaşandığı, kepenklerin indiği, bebeklerin aç uyuduğu, fabrika bacalarının tütmez olduğu, ülke insanlarının işsizler ordusu haline geldiği, babaların çocuklarının yüzüne bakamaz hale geldiği, anaların gözyaşlarının sicim gibi olduğu, aflarla milletin adalete güveninin yok edildiği, en önemlisi, hukuk sisteminin altüst edildiği, kanun çıkarıyoruz diye milletin yok farz edildiği ve büyük bir hukuk karmaşasının yaşandığı günlerin geri gelmemesi, şüphe yok ki, bu necip milletin, en büyük dileğidir ve hakkıdır. Değerli milletvekilleri, yaşanan tablolar, milletin tespit ettiği kareler çok nettir. Dün, bugün, neden toplandık; Avrupa Birliğine uyum yasalarını görüşmek için. Dün ne yaptık; seçim kararı aldık. Şimdi elimizde 12 - 13 maddelik bir maddelik bir uyum paketi var; hemen hepsi, Türk hukuk sistemini değiştirecek ve toplumda farklı görüşlerin olduğu, şimdiye kadar partilerarası ortak görüşle kabul edilen demokratikleşme paketinden çok daha önemli ve hassas konular. Zannediyorum, buna “hayır” demek mümkün değil. O zaman size şu soruyu sormazlar mı: Şayet bu uyum yasalarında samimiyseniz, tüm uyarılarımıza rağmen Meclisi neden kapattınız? Kaybettiğimiz, kimseye yaramayan bu temmuz ayında, bu bir ayda, biz ne yaptık, siz ne yaptınız?! AYHAN ÇEVİK (Van) – Yıllardır, her sene, üç ay tatil yapıyorsunuz... SEVGİ ESEN (Devamla) – Şimdi, görünüşe bakılırsa, hem komisyonlarda hem burada söylem tam, görüntü iyi, herkes Avrupa Birliği yanlısı; ya gerçekler?!. Hatta, bunun devlet politikası olduğu söyleniyor, herkes hemfikir; ama, değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine samimi taraf olmak için eylem gerekir, gümrük birliği gibi yürekli kararlar almak gerekir ve proje gerekir, çağı hedeflemek gerekir ve daha da önemlisi, bu kürsüde, hitap ederken üslup gerekir. (DYP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, Anayasaya aykırılıklar giderilerek sunulan bir yasal uyum paketi gerekir. İşte, önünüzde, Anayasaya aykırılığı ilk sınıfta okutulan bir dizi teklif. Değerli milletvekilleri, biz yama yapmıyoruz, gelecek kuşaklarımızı bağlayacak, çocuklarımızın kaderi olacak değerlendirmeler yapıyoruz. İki ayda çıkardığınız kanunları bir daha bir daha değiştirmeye ne hakkımız var?! Milletin, bizlerin zamanını almaya kimin hakkı var?! Gidip Ulusal Programı imzalayıp, sonra da, Türkiye Büyük Millet Meclisine, bize tebliğ ettikten sonra, şimdi, biz bu işte yokuz, Avrupa Birliği uyum yasalarının bir kısmına biz karşıyız; siz, diğer partiler, Mecliste anlaşın çıkarın; ama, biz Avrupa Birliğine taraftarız demek nasıl bir yöntem, nasıl bir söylem, bunu millet anlayacak. Değerli milletvekilleri, işte, önümüzde, Lozan’a ve Anayasaya aykırılık açısından dikkat etmemiz gereken bir madde, kanun teklifinin 4 üncü maddesi... Cemaat vakıflarına sınırsız gayrimenkul edinme hakkı tanınıyor, hukukî kimlik veriliyor; vakfiyesi olup olmadığına bakılmaksızın veriliyor. Vakfiyesi olmayan vakıf olabilir mi?! Burada, kendi vakıflarımız ile cemaat vakıfları arasında eşitsizlik yok mu?! Ancak, bu yasada tek teminatımız ve tek tesellimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Bakanlar Kuruluna yetki verilmesidir. Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği büyük bir projedir. Doğru Yol Partisi bu projeyi, demokrasinin, hukukun, ekonominin standartlarını yükseltmek, insan haklarına saygılı olmak ve milletinin refahı için istemektedir. Türkiye, bir büyük ülke olarak, tarihiyle, kültürüyle, onurlu bir şekilde Avrupa Birliğine katılacaktır. Bu projeyi kısır çekişmelerin konusu yapmak ise Avrupa Birliğini hiç tanımamaktır. Türkiye, Kopenhag Kriterlerinde ifadesini bulan değerlere, kendi değerleriyle ulaşacaktır. Bu değerlere, seçim meydanlarındaki oy kaygısıyla ulaşılması ise hiç mümkün değildir. Tarih, bu gerçekleri, 3 Kasımda bir daha, bir daha yazacaktır. Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Söz sırası, Anavatan Partisinde. Ankara Milletvekili Sayın Nejat Arseven; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar) Sayın Arseven, 5 dakika süreniz var. ANAP GRUBU ADINA NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifinin 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bu maddede, cemaat vakıflarıyla ilgili ve biraz önce bu kürsüde benden önce grupları adına konuşan değerli hatiplerin de ifade etmiş olduğu değişiklikler yapılmaya çalışılmaktadır. Öncelikle şunu ifade edeyim ki; bu konuda kamuoyunda tartışmalar uzun zamandan beri devam etmektedir. Bugün de bu tartışmalar yapıldı, komisyonlarda da sürdürüldü. Bir kere şunu ifade edeyim ki, bu değişiklik teklifi, Dışişleri Bakanlığımızdan, vakıflardan sorumlu Devlet Bakanlığına yazılan 4.9.2000 tarihli yazıyla özellikle cemaat vakıflarımızın gayrimenkulleri üzerinde tasarruf edememeleri ve kendilerine bir vesileyle intikal etmiş olan gayrimenkulleri tescil edememeleri dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine vaki başvurular dolayısıyla, ülkemizin şimdiye kadar hiç mahkûm olmadığı, ayırımcılık gibi, tabiî, dünyada, belki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen davalar içinde en kötüsü olan bir cezayla ülkemizin cezalandırılabileceği ihtimalinin büyük bir şekilde ortada olduğunun bildirilmesi üzerine hazırlanmıştır. Bu tasarı, benden önceki Sayın Devlet Bakanı tarafından, Sayın Yalova ve benim tarafımdan Bakanlar Kuruluna götürülmüştür; ancak, maalesef, orada gerekli imzalar tamamlanamadığı için bu tasarıyı Genel Kurula indirmek mümkün olmamıştır; ancak, bu tasarının bir diğer önemli yönü, özellikle Avrupa Birliği bağlamında Kopenhag siyasî kriterlerinin en önemli özelliklerinden birisi olan azınlık meselesinin çözülmesiyle de doğrudan alakalı olmasıdır. Yine, biraz önce ifade edildi; Türkiye Cumhuriyetinde Lozan’la sadece dinî azınlıklar kabul edilmiştir ve üzerinde konuştuğumuz vakıflar Lozan Barış Anlaşmasıyla hukukî statülerine kavuşmuş ve daha sonra çıkarılan 1936 beyannamesiyle –ki, bugüne kadar da böyle anılmaktadır- vakfiyelere olmamasına rağmen, 1936 yılında vermiş oldukları beyannameler vakıf senedi olarak kabul edilen ve bugüne kadar da o vakfiyelere göre idare edilen vakıflardır. Aynı zamanda, tabiî, bir hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum. Bu vakıfların bugünkü yöneticileri Türk vatandaşlarıdır. Dolayısıyla, bu vatandaşlarımızın; yani, bu Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip vatandaşlarımızın, bugün, Vakıflar Kanunumuza göre, yeni vakıf kurmalarında ve bu vakıfların marifetiyle her türlü tasarrufta bulunmalarına hiçbir mâni hal Türk hukuk sisteminde bulunmamaktadır; yani, bu azınlıklara dahil vatandaşlarımız yeni vakıflar kurabilirler ve bu vakıfları dolayısıyla, biraz önce burada ifade edilen, Türkiye Cumhuriyetinin her tarafında, diğer vakıflar gibi, her türlü gayrimenkulü satın alabilirler. Onun için, bu farkı çok iyi görmek lazım. Bizim burada ifade etmeye çalıştığımız, Lozan’da azınlık olarak kabul edilen ve vakıf senetleri olmaması dolayısıyla 1936 beyannamesi vakıf senedi olarak kabul edilen ve 1936 yılından beri de, gerek üzerlerine kayıtlı gayrimenkulleri üzerinde gerekse hibe, vasiyet vs. yollarla kendilerine intikal etmiş olan gayrimenkuller üzerinde tasarruf etme imkânına sahip olmayan bu vakıflara, bu gayrimenkuller üzerinde tasarruf etme imkânının verilmesidir ve bu vakıfların, bugün, İstanbul’da, özellikle birçok gayrimenkulü Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu gayrimenkullerin imar ve inşasına izin verememesi dolayısıyla yıkılma noktasındadır. Şimdi, diyeceksiniz ki, özellikle Batı Trakya’daki Türk vakıflarına ait eserler de aynı durumdadır. Doğrudur; bunların hepsini kabul etmek zorundayız; ancak, Lozan’ın mütekabiliyet esasına göre, bizim bu imkânı sağlamamız halinde, işte, korumaya özen gösterdiğimiz Batı Trakya başta olmak üzere, yurt dışındaki Türk vakıflarının da bu tür elinde bulundurdukları eserleri imar ve ihya etme imkânları ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla, hadiseyi bu açıdan değerlendirmek lazımdır. Değerli arkadaşlarım, biraz önce bu kürsüden ifade edildi; değerli konuşmacılar konuşmalarını yaptılar. Özellikle, açıklamaları dolayısıyla, Sayın Ayhan’a, Sayın Fırat’a çok teşekkür ediyorum; çünkü, konuyu çok net bir şekilde ortaya koydular ve en ufak bir istismar etmek yolunda meseleyi kullanmadılar; ancak, Milliyetçi Hareket Partisinin çok değerli sözcüsünün “vatan topraklarının satışına izin verilmektedir” şeklindeki sözlerini, çok büyük bir esefle dinledim... MUZAFFER ÇAKMAKLI (Şanlıurfa) – Yalan mı?.. NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Evet. Cevap veremeyeceğim; ama, dediğiniz doğru değil demekle yetineyim. Değerli arkadaşlarım, biraz önce söyledim; sizi insafa davet ediyorum. Bugün azınlıklara mensup vatandaşlarımız, Türkiye hudutları dahilinde nerede isterlerse gayrimenkul alabilirler; bir. İkincisi, yabancıların Türkiye’de mülk edinmelerine dair bir kanun elan yürürlüktedir. Dolayısıyla, yurtdışındaki herhangi bir ülkeye mensup vatandaşlar, insanlar, mütekabiliyet esasına göre, yine Türkiye Cumhuriyetinin her tarafında, bugün istedikleri kadar mülk edinmek imkânına sahiptirler... NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Ben Ağrı Dağını vermek istemiyorum!.. NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bu düzenlemenin arkasında bir artniyet aramak, aslında, bir haksızlık olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimliği taşıyan, beraber yaşadığımız, toplumun her kesiminde beraber görev aldığımız, hatta bu Parlamento çatısı altında dahi bir değerli partimizin temsilcisi olarak görev almak imkânına sahip vatandaşlarımıza, birinci derecede, en azından haksızlık etmek olur. Onun için, bence, hadiseyi bu manada değerlendirmek lazım. Belki yanlış anlaşılıyor. Anlatmakta belki biz zorluk çektik yahut anlatamadık; ama, zannediyorum ki, bu açıklamalarımdan sonra bu konudaki farklı düşünceler, hiç olmazsa belli bir ölçüde kalkacaktır diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, yine, yurtdışında Türk vakıflarının kurulup kurulamayacağı meselesi, değerli sözcü tarafından ifade edildi... BAŞKAN – Efendim, toparlama imkânınız olur mu. NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım. Özellikle çok sayıda vatandaşımızın yaşamış olduğu Almanya’da birçok Türk vakfı –ki, isimlerini biliyorsunuz- bugün faaliyet göstermektedir. Ayrıca, bir önemli hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum. Özellikle bugüne kadar Türk vakıf mevzuatında üzerinde en ufak bir düzenleme bulunmayan yabancı vakıfların Türkiye’de şube açma meselesinde de, bu kanunla bir düzenleme yapılmaktadır. Bugün, maalesef, Türkiye’de yabancı vakıfların çalışmalarına dair Türk vakıf mevzuatında en ufak bir düzenleme yoktur. Burada, biz, bundan sonra bu tür yabancı vakıfların Türkiye’de şube açmalarına bir düzen getiriyoruz. Ayrıca, bu vakıfların çalışmalarına izin verme yetkisini de Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kuruluna bırakıyoruz. Zannediyorum ki, Türkiye Cumhuriyetinde bu devleti idare etme yetkisini milletten alan Bakanlar Kurulundan daha yetkili bir makam yoktur. (ANAP sıralarından alkışlar) Eğer, biz, Türkiye’de Bakanlar Kuruluna güvenmeyeceksek, o zaman, en azından, millete ve milletin temsilcileri olan sizlere saygısızlık etmiş oluruz. Onun için, hadiseyi bu şekilde ortaya koymayı çok doğru buluyorum. Yine, bakın değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanlığı tarafından konuşmamın başında ifade ettiğim yazıda, gayrimüslim vakıflarına bu iznin verilmesinin Bakanlar Kurulu iznine bağlanmasının da, aslında, bir ayırımcılık olduğu ifade edilmiştir; ancak, gerek Sayın Bakan gerekse ben, getirdiğimiz tasarılarda, bu konuda İçişleri Bakanlığının, Dışişleri Bakanlığının uygun görüşü, vakıflardan sorumlu Devlet Bakanlığının uygun görüşü ve Bakanlar Kurulunun kararıyla bu iznin verilmesine dair bir düzenleme yapıyoruz; yani, konu üzerinde bu kadar hassasiyetle durulmuştur. Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum müsamahanız için. Çok değerli milletvekilleri, zannediyorum ki, kamuoyunda çok tartışılan ve seçim kararı aldıktan sonra toplanamayacağı, özellikle Türkiyemizin bu en büyük projesi üzerinde tartışamayacağı ifade edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani, sizler, bugün bir güzel örneği, Anayasa değişikliklerinde olduğu gibi, ortaya koyuyorsunuz; muhalifiyle muvafıkıyla bu Meclis, bugün, bütün millete örnek olarak, cumhuriyetin bu en önemli projesi konusunda fikirlerini burada ifade ediyor ve fevkalade seviyeli tartışmalar yapılıyor. Dolayısıyla, Anayasadaki büyük değişiklikleri yaparak, özellikle sivil dönemde gerçekleştirilen en önemli Anayasa değişikliklerini hayata geçiren bu 21 inci Dönem Parlamentosunun siz değerli milletvekillerinin, bugün, burada, özellikle Avrupa Birliğiyle tam üyelik sürecimizde, en az Anayasa değişiklikleri kadar önemli bu değişiklikleri yapacağınıza inanıyorum. Tekrar, hem Sayın Başkana müsamahası için hem de sizlere, beni sabırla dinlediğiniz için, çok teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve YTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim. Efendim, gruplar adına... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz... BAŞKAN – Bir saniye efendim... Gruplar adına konuşmalar bitmiştir. Şimdi, Sayın Yahnici’nin bir talebi var sataşmadan ötürü. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, ben de... BAŞKAN - Sizin de mi?.. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Hayır... Teşekkür ediyorum, bana kimse sataşmadı. BAŞKAN – Buyurun efendim o zaman. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Bir hususta tenevvür etmek istiyorum, aydınlanmak istiyorum efendim. Sayın Bakan, Grubu adına grup sözcüsü olarak kürsüye geldiler. Bu, en doğal hakkıdır. BAŞKAN – Evet efendim, Ankara Milletvekili olarak geldiler. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Her şeyden önce milletvekilidir, doğrudur; ancak, anlayamadığım bir taraf var. Acaba bu görüşleri hükümet paylaşmadığı için mi Sayın Bakan hükümet adına ifade edemedi, Grubu adına ifade etti? BAŞKAN – Malum... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Öyle mi? BAŞKAN – Evet efendim... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, ben bilemem ki... Öyle mi efendim? BAŞKAN – Efendim, sabahtan beri yapılan müzakerelerde bu konu konuşuldu Sayın Hatiboğlu. Benim bu konuda herhangi bir yetkim yok. Sayın Nejat Arseven Ankara Milletvekili olarak söz istedi. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Hiç ona itirazım yok efendim, hiç ona itirazım yok; yalnız, uyumlu hükümetten beklemediğim bir şey olduğu için... (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum. Sayın Yahnici, söz istemiştiniz; buyurun efendim. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) – Sataşma diye de kabul etmiyorum; ama, Sayın Dengir Fırat konuşurken benim 1 inci maddeyle ilgili olarak oy kullanmadığımı söylediler; doğrudur, Tutanak Müdürlüğünden araştırdık. Ben salonda idim; bir. İki, oyumu kullandım; üç, Sayın Bahçeli’yle birlikte yukarı odaya çıkıp Sayın Çiller’i kabul ettik aynı saatte, buradan aceleyle çıktım. Tutanak Müdürlüğünden gerekli düzeltme yapılmıştır. Yalnız, Sayın Fırat bu sözü söylerken bunun kullanılmaması gereken bir söz olduğunu, bunun istismar edilmemesini düşündüklerini ve buradan açıklamanın da bir manası olmadığını söyledi; ama, açıkladı. Sayın Fırat veya başkaları için ben gördüm ki, bazı gruplarda bazı milletvekili arkadaşların elinde kim katıldı kim katılmadı diye listeler geziyor. Ben Şevket Yahniciyim, hayatım belli, mücadelem belli. Apo’yu astırmadık diye zil çalıp oynayanların bana bunu söyleme hakları olmadığını söylüyorum. Çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum efendim. Efendim, madde üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, oylarınıza sunacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz. Saygılarımızla.
BAŞKAN – Sayın Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin 4 üncü maddesi cemaat vakıfları konusunda Lozan Barış Antlaşmasına ve Kopenhag kriterlerindeki azınlıkların korunması ilkesine uygun bir düzenleme. Vakıfların uluslararası faaliyetleri konusunda ise, yeni Türk Medenî Kanununa paralel bir düzenleme getirmektedir. Önergeye bu nedenlerle katılamıyoruz. BAŞKAN – Sayın Köse?.. İSMAİL KÖSE (Erzurum) – İmza sahiplerinden Sayın Abdurrahman Küçük konuşacaklardır. BAŞKAN – Sayın Abdurrahman Küçük; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) ABDURRAHMAN KÜÇÜK (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gerçekten önemli, önemli olduğu kadar da hassas, hassas olduğu kadar da nüansları içinde saklı bir maddeyi görüşmek üzere buradayız. Madde metninden çıkarılmasını istediğimiz bu konunun aydınlatılmaya, Türk kamuoyunun da doğru bilgilenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Niçin madde metnine karşıyız; niçin madde metninin bu paketten çıkarılmasını istiyoruz? Biraz önce de, dün de, bugün de bazı arkadaşlarımız bu konuda bilgi verirken, tarihî hakikatlere aykırı beyanları da oldu, yanlış bilgiler de sunuldu. Onun için, ben, önce burada üzerinde durduğumuz konunun cemaat vakıfları olduğu ve Türk vatandaşı olan, Lozan’da dinî azınlık olarak kabul edilen vatandaşlarımızın mülk edinmesinde herhangi bir sınırlama olmadığını belirtmek istiyorum. Onun için, bunun net olarak altının çizilmesi, sonra da, bu cemaat vakıflarıyla ilgili endişelerin gündeme gelmesi lazımdır. Gerçekten, tarihe dönüp baktığımız zaman görüyoruz ki, Anadolu’ya Türkler geldiğinde, sırf monofizit Hıristiyan olduğu için Ermeniler rahatça ibadet edemiyorlardı; Ortodoks Hıristiyanlar, onları Hıristiyan kabul etmiyordu. Onların gerçek dinî hürriyeti Türklerle başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman, Ortodoks Patriği yoktu; diğer Hıristiyanlar, Vatikan ile Bizans arasında çekişmeden dolayı patrik atanamıyordu. Fatih Sultan Mehmet, Türk Milletinin hoşgörü örneğinin en yücesini göstererek, oraya patrik seçtirmiştir; Bizans İmparatoru falan değil; düzeltilmesinde yarar görüyorum, Bizans İmparatoru değil ve Vatikan’ın benzeri, İstanbul’da yeni Fener Devleti icat edilmesin diye endişe ediyoruz; endişemiz bundan kaynaklanıyor. (MHP sıralarından alkışlar) Biz, Lozan’da çizilen çizginin delinmesini istemiyoruz. Bizim, Yüce Atatürk’ün 1936’da hudutlarını çizdiği o düzenlemenin ihlal edilmesine gönlümüz razı olmuyor; çünkü, O Yüce Atatürk, Türk Milletine, Lozan’la yeni bir kimlik kazandırdı ve azınlıklara da güveni veren O olmuştur. O halde, nedir bu acelecilik, nedir?!. 1492’de İspanya’da zulme uğrayan insanları bağrına basan “nerede zulme uğrayan insan varsa, benim ülkemin kapıları onlara açıktır” diyen bir ecdadın torunları olarak, nasıl olur, onlara ihanet edebiliriz. Onun için, biz diyoruz ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dinî azınlıkların da bütün Türk vatandaşlarının da garantisi Milliyetçi Hareket Partisidir; çünkü, onları korumak da bizim görevimiz. (MHP sıralarından alkışlar) Niçin; çünkü, Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Harbine başladığı zaman, bir patrikhaneyle ilgili ne dedi biliyor musunuz: “Bu fesat ocağı, mutlaka, hududu millî haricine çıkarılmalıdır.” Niçin; çünkü, Kurtuluş Harbinde, vakıflar kanalıyla elde ettikleri imkânları Türk Milletinin bütünlüğünü parçalama yönünde kullanıyorlardı. Açtıkları okullar, cemaat okulları, vakıflar kanalıyla açılan okullar, orada, Türk Devletine, Türk Milletine düşman militanlar yetiştiriyordu. Ermeni meselesi çıktığında, kendiliğinden mi çıktı?! Ulusal Programda da yok bu. Nedir?.. 1936’dan bu tarafa, hiç kimsenin cesaret edemediği, ucu açık, tehlikesinin de tahmin edilemeyecek boyutlarda olacağı ve yarın, düzeltme imkânı da olmayacak böyle bir düzenlemeyi gündeme getirmekle, korkuyorum ki, başta dinî azınlıklar dediğimiz, bizimle aynı haklara sahip o insanlara zarar vermiş oluruz. Korkuyorum ki, daha önce, yurt dışından buraya elemanlar göndererek, o insanlarımızı istismar etmek isteyenler, yeni, kanunî bir düzenlemeyle, o imkânı ellerine almış olsunlar. 1660’larda Anadolu’ya gelip, buradaki dinî azınlıkları ifsat etmek isteyenlere, o cemaatlerin reislerinin cevabı, devlet reisine –padişaha- bizzat müracaatları şudur: “Bunlar, bizim birliğimizi bozmak istiyor, dirliğimizi bozmak istiyor.” Korkuyorum ki, bu vakıflar, yeni bir bölünmeye, yeni parçalanmaya yol açar. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim... ABDURRAHMAN KÜÇÜK (Devamla) – Onun için, diyoruz ki, bu maddenin metinden çıkarılması, hem azınlıklarımızın hem Türk Milletinin tamamının, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin hayrına olacaktır. Onun için, yeni bir vebali yüklenmeyelim; surda gedik açmayalım; bindiğimiz dalı kesmeyelim, yarın geç olur, o, geç olmadan biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu konuyu tezekkür edelim. Ancak, şunu da söylüyorum: İnşallah, bu 3 Kasımda yapılan seçimde Milliyetçi Hareket Partisi tek başına iktidara gelecek, yapılan bu yanlışlıkları düzeltecek ve hem azınlıkların hem de Türk Milletinin tamamının güvencesi olacaktır, o günler yakındır. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar [!]) Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza bir önerge verilmiştir. Maddenin oylamasında açıkoylama talebi vardır. Arkadaşlarımın isimlerini okuyup, burada olup olmadıklarına bakacağım. Adnan Fatin Özdemir?.. Burada. Cumali Durmuş?.. Burada. Mehmet Telek?.. Burada. Nuri Tarhan?.. Burada. Nesrin Ünal?.. Burada. Yener Yıldırım?.. Burada. Ali Özdemir?.. Burada. Basri Coşkun?.. Burada. Enis Öksüz?.. Burada. Ayhan Çevik?.. Burada. Hüseyin Kalkan?.. Burada. İsmail Çevik?.. Burada. Mehmet Nacar?.. Burada. Salih Erbeyin?.. Burada. Mustafa Verkaya?.. Burada. Turan Çirkin?.. Burada. Hayrettin Özdemir?.. Burada. Cezmi Polat?.. Burada. Ali Serdengeçti?.. Burada. İsmail Hakkı Cerrahoğlu?.. Burada. Meral Akşener?.. Burada. Cihan Paçacı?.. Burada. Muzaffer Çakmaklı?.. Burada. Metanet Çulhaoğlu?.. Burada. Yoklama yapılacaktır. SUHA TANIK (İzmir) – Maddeyi oyluyoruz; yoklama değil. BAŞKAN – Açıkoylama işte, bir nevi yoklama talebi. Oylamayı başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin 4 üncü maddesinin açık oylaması yapılmış, oylamaya 345 sayın milletvekili katılmış olup, 227 kabul, 118 retle madde kabul edilmiştir efendim. 5 inci maddeyi okutuyorum: MADDE 5. – A) 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Yabancıların bu Kanun hükümlerine göre toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri, İçişleri Bakanlığının iznine bağlıdır. Yabancıların bu Kanuna göre düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde topluluğa hitap etmeleri, afiş, pankart, resim, flama, levha, araç ve gereçler taşımaları, toplantının yapılacağı mahallin en büyük mülkî idare amirliğine toplantıdan en az kırksekiz saat önce yapılacak bildirimle mümkündür." B) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir.” BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplardan bir ricam olacak efendim. Bazı maddeler üzerinde Başkanlığımız tarafından tolerans tanımak olabiliyor; ama, bazı maddelerde sizlerin de sürenizi kullanmanızı rica edeceğim efendim. Efendim, 5 inci madde üzerinde müzakere açıyorum. 5 inci madde üzerinde Anavatan partisi Grubu adına, Afyon Milletvekili Sayın Halil İbrahim Özsoy; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 890 sıra sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin 5 inci maddesi üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, hepinizin bildiği gibi 2911 sayılıdır ve 6.10.1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir. O günden bugüne; yani, 6.10.1983 tarihinden bugüne kadar Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu üzerinde pek çok eleştiriler ve buna bağlı olarak da pek çok değişiklikler olmuştur. Hatta, gerek sosyal gerek siyasal ve gerekse diğer maksatlarla kurulan sivil toplum örgütlerinin, seslerini, günün hükümetlerine duyurabilmek için, toplumda haklarını savunabilmek için veya toplumda kendilerini tanıtabilmek için yaptıkları en önemli eylem toplantı veya gösteri yürüyüşüdür. İşte, zaman zaman bu Kanunun yanlış uygulamalarından doğan olumsuzluklar bazı çevrelerce insan hakları ve demokrasi bağlamında kriter olarak değerlendirilmiştir. O yüzdendir ki, özellikle, günlük hayatımızın bir parçası olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununu değiştirirken çok dikkatli ve hassas davranmak mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Şimdi, bu Kanunda küçük iki değişiklik yapılıyor; fakat, neticesi itibariyle bunlar büyük yankı bulacak değişikliklerdir. Kanunun; yani, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenleniyor. Daha evvelki Kanunda yabancıların; yani, Türk vatandaşı olmayanların toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaları veya Türk vatandaşları tarafından yapılan, tertip edilen toplantı veya gösteri yürüyüşlerinde topluma hitap etmeleri, yürüyüşlerde afiş, pankart, resim, araç gereç taşımaları İçişleri Bakanının iznine tabi idi; yeni düzenlemede bu izin kaldırılmaktadır. İzin, aslında, muayyen makamların, yürürlükteki kanun, tüzük ve yönetmeliklere göre takdir hakkını kullanma yetkisidir: dolayısıyla, biraz da keyfidir. O yüzden, burada İçişleri Bakanlığının takdir hakkı kaldırılıyor, yerine, bildirim getiriliyor ve bir de, saatle, zaman süreciyle sınırlandırılıyor. Yani, yabancıların toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaları veya Türk vatandaşları tarafından yapılan bir toplantıda topluma hitap etmeleri, yürüyüşte afiş, pankart, resim, araç gereç taşımaları için 48 saat evvel, olaydan 48 saat evvel İçişleri Bakanlığına bildirmekle yetinilecektir; bir kolaylaştırıcı, bir pratik hale getiriş şeklidir bu. İkincisi ise, yine, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüş Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliktir. Bu düzenlemeyle ise, toplantılardan evvel, 72 saat evvel, o yerin en yüksek mülkî amiri, vali veya kaymakamlara bildirilmesi gerekirken, zaman kaybını öne almak, dolayısıyla, bu zaman sürecini 48 saate indirmek suretiyle yeni bir düzenleme getirilmiştir. Böylece, Avrupa Birliği normlarına uygun halde 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüş Kanunu da yeniden düzenlenmiş oluyor. Bu kanunun da milletimize, Meclisimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederim efendim; özellikle, sürenizi yerinde kullandığınız için çok teşekkür ediyorum. Şimdi söz sırası, Saadet Partisinde; Erzurum Milletvekili Sayın Fahrettin Kukaracı... Sayın Kukaracı, siz de sürenizi tam kullanırsanız minnettar kalacağım efendim; çünkü, bazı maddelerde toleranslı, bazı maddelerde süratle hareket edersek, hiç olmazsa sabah 8.00’de bu iş biter. SP GRUBU ADINA FAHRETTİN KUKARACI (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin çerçeve 5 inci maddesi üzerinde, Grubumun görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Muhterem milletvekilleri, demokrasimizi geliştirmek, noksanlardan kurtarmak ve standardını AB seviyesine yükseltmek için birtakım mevzuat değişiklikleri yapılmaktadır. Bu teklifle getirilen değişiklikler, Avrupa Birliğiyle ilgili uyum yasaları olarak ifade edilmektedir; ancak, birçok kanunda değişiklik yapılmasına rağmen, birkaç madde dışında, özgürlükleri genişleten, demokrasi ve insan haklarına hizmet eden değişiklikler yoktur. Yani, Avrupa Birliğine uyum diye getirilen değişikliklerin ne kadar uyum arz ettiği tartışma konusudur. Nitekim, daha önce Avrupa Birliğine uyum diye yapılan değişiklikler yeterli bulunmamış olacak ki, yeniden, uyum adı altında buraya getirilmiştir. Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesine getirilen ilave bunun kanıtıdır. Şu anda yapılmak istenen değişiklikler de, mahiyeti itibariyle, mevcut mevzuat hükümlerinden çok farklılık arz etmemektedir. Bu paket, kaçak göçmenlerin sahillerine indirilmesinden rahatsız olanlar için, Türkiye’deki cemaat vakıflarının taşınmazlarını genişletmelerini ve tescillerinin sağlanması için, yabancıların ülkemizde rahatça toplantı ve gösteri düzenleyebilmelerini sağlamak ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iadei muhakeme kararını kabul ettik” demek için huzurunuza getirilmiştir. Bu paket, yetersizdir, tutarsızdır; demokrasimize, insan haklarına, özgürlüklerin genişletilmesine, hukuk devletinin gerçekleştirilmesine katkısı abartıldığı ölçüde olmayacaktır. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 3 üncü ve 10 uncu maddelerinde yapılan değişikliklerle, yabancıların yapacakları toplantı ve gösteri yürüyüşünde kullanacakları pankart, afiş vesaire ile konuşacak hatipler eskiden İçişleri Bakanlığının iznine tabi olurken, bu değişiklikle, mülkî amire bildirimde bulunmaktan ve sürenin 72 saatten 48 saate indirilmesinden ibarettir. Bu değişiklikle 2911 sayılı Yasanın AB kriterlerine uydurulmuş olduğunu düşünmek kendi kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildir. Toplantı ve gösteri özgürlüğü konusunda devletin görevi bunlara karşı hiçbir tavır takınmayarak pasif şekilde seyirci kalmak değil, toplantı ve gösterinin gerçekleştirilmesi için gerekli önlemleri almak da, onları karşı saldırılardan korumak da, toplantı ve gösterinin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamak da devletin görevidir. Yapılan düzenleme bahse konu anlayışı gerçekleştirmeyi amaç edinmemiş, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun tümü ele alınmamış, polis ve emniyet güçlerinin aşırı davranışları sınırlandırılmamıştır. Avrupa Birliğine uyumun, izin ve bildirim süresini 24 saat indirmekle mümkün olamayacağı dikkate alınmamıştır. Örneğin, bundan böyle toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanların karşısına polis barikatlarıyla çıkılmayacak mıdır? Polis, coplarını kullanmayacak, alkış tutan, slogan atan insanları yerlerde süründürmeyecek midir? Masum toplantı ve gösteriler, çok sık başvurulduğu gibi, kamu güvenliği gerekçesiyle yasaklanmaya devam edilmeyecek midir? Bunların cevabı yoktur. Mevzuattan daha önemli olan da uygulamalardır. Yasalarla birlikte, anlayış ve uygulamalarda da Avrupa Birliğiyle uyumlu hale gelmek lazım gelir. Muhterem arkadaşlarım, bu taslak, iki üç maddeye hizmet etmekte, tabir yerindeyse dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır. Yapılan değişikliklerin, Türkiye’nin sivilleşmesine, demokrasinin gelişmesine, özgürlüklerin genişlemesine hizmet etmediğini söylemek mümkündür. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlar mısınız. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Din ve vicdan hürriyetine, düşünce ve ifade hürriyetine, siyasî yasakların kaldırılmasına, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne fazla bir şey katmamaktadır. Her defasında olduğu gibi, bölük pörçük birtakım değişikliklerle milletin gözünün boyanabileceği hesabı yapılmıştır; ancak, bu tür düzenlemelerle ne Türk demokrasisinin standardını yükseltmek ne de Avrupa Birliğini ikna etmek mümkün olacaktır. Yapılanlar, Avrupa Birliğine uyum paketi adı altında, bazı partilere seçim malzemesi hazırlamaktan ibarettir. Üzerinde çok fazla düşünmeden, alelacele yapılmak istenen bu değişiklikler, uyum meselesini ne kadar ciddiye aldığımızı göstermektedir. Muhterem milletvekilleri... BAŞKAN – Sayın Kukaracı, teşekkür ediyorum efendim. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Bitiriyorum efendim. BAŞKAN - Böyle maddelerde 50’şer saniye verebiliyorum. ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan... BAŞKAN – Buyurun; ne olmuş Sayın Başkana? Efendim, demin rica ettim, Sayın Kukaracı için değil, birinci hatibe de söyledim; bu maddelerde uzatmazsak, öbür maddelerde zaten uzuyor, sabah 8’i zaten bulacağız. Sayın Polat, istirham ederim; bırakın da biz idare edelim şunu. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Sayın Başkanım, sizin adaletinize güveniyorum, size güveniyorum; ancak, dönemden beri bana karşı uyguladığınız bu haksız işlemi alınız lütfen geriye. Bana hiç ikramda bulunmamışsınız, 3, 5 dakika başka arkadaşlara... BAŞKAN – Buyurun efendim, bir şey demedim. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Benim konuşmam ölçülüdür, 30 saniyeden fazla konuşmam. BAŞKAN – Estağfurullah efendim. Buyurun efendim, ben kimsenin sözünü kesmem. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Efendim, benim konuşmalarım ölçülü olarak hazırlanmıştır, onun için, 30 saniye fazla konuşabilirim. BAŞKAN – Buyurun efendim. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) – Muhterem milletvekilleri, bu değişiklikler de, maalesef, insanımız için çok büyük bir şey yoktur. Bu paket kabul edildiğinde, insanımız, sanki Avrupa Birliğinde serbest dolaşabilecek, hemen aş, hemen iş bulacak, daha özgür, daha mutlu olacağını zannedecek, umutlanacak; ama, sonunda hüsrana uğrayacaktır. Maalesef, insanımız abartılı bir biçimde aldatılmaktadır. Bu yetersizliklerine rağmen, yine de olumlu bir adım olarak kabul ediyor, Yüce Heyetinizi bu duygularla selamlıyor ve saygılar sunuyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Verkaya’da; buyurun. Süreniz 5 dakikadır. MHP GRUBU ADINA MUSTAFA VERKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihinde önemli yeri olan bir konuyu tartışıyoruz; daha doğrusu, Avrupa Birliğine uyum noktasında, demokratikleşme paketi adı altında bir paketi tartışıyoruz. Paketin tamamı bir biriyle bağlantılı bir bütün olduğu için, Milliyetçi Hareket Partisinin tüm iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen, paket böldürülmemiştir, bölünmemiştir, bölmemişlerdir, bölünmesini de istememişlerdir; dolayısıyla, biz, burada, bütün paketi, bütün kanunlarını göz önüne alarak, her maddede, ana, temel ilkeyi irdelemeye gayret edeceğiz. Avrupa Birliği üyeliğinin takdim ve pazarlanma biçimini, AB’yi niçin tercih ettiğimizi, vatandaşlarımızın AB üyeliğinden ne beklediğini, en çok AB taraftarı olan kesimlerin kimler olduğunu, AB’nin bizden kriterler dışında hangi taleplerde bulunduğunu, bu yasaların kimler için çıkarıldığını ve kimin işine yaradığını burada konuşmak ve irdelemek durumundayız. AB üyeliğini takdim edenler, biraz da pazarlayanlar “tren kaçıyor”, “bu son trendir”, “tarihî fırsatı kaçırmayalım”, “ya üye oluruz ya da kaosa gireriz” ya da “bu yasaları çıkarırsanız tarihe geçersiniz ya da lanetlenirsiniz” şeklinde hiçbir gerçeğe oturmayan birtakım takdimlerle yola çıkmışlar ve bugüne kadar da bunu anlatagelmişlerdir. Ancak, bu anlatış tarzı ve biçimi, bugüne ait olan bir anlatış tarzı değildir. Daha önce de, yine, son trenlerin kaçtığı, tarihî fırsatlardan istifade etmemiz gerektiği konusunda, bu işin pazarlamasını yapanların, çok çeşitli mekânlarda, çok çeşitli beyanları olmuştur. Beyanlarının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, aynı sloganı tekrar etmeye devam etmişlerdir; ama, kaçan, ne bir trendir ne başka bir şeydir. Onların, Türk Milletini bindirmek istedikleri, sadece bir dolmuştan ibarettir. Bir başka husus, yine, bu AB muhiplerinin ortaya koyduğu bir başka husus şudur: Başka seçeneğimiz olmadığı için AB’yi tercih etmek, AB üyeliğine teslim olarak girmek gibi bir mecburiyetimizin olduğunu söyleyegelmişlerdir. Bunu söyleyenler, Türk Milletini tanımayanlardır, Türk tarihini tanımayanlardır, bilmeyenlerdir. Yıllardan beri, asırlardan beri, binlerce yıldan beri bu topraklarda yaşamış olan, bir büyük imparatorluğu, evrensel bir imparatorluğu kurmuş olan bu büyük milletin başka seçeneğinin olmadığını zannetmek ve söylemek, bu milleti köle kabul etmektir. Halbuki, bu millet, tarih boyunca kölelik yüzü görmemiş olan bir millettir; bunu, bunu söyleyenlerin iyi bilmek mecburiyeti vardır. AB’yi tercih sebeplerimizi, siyasîlerimizin ifadeleriyle, niçin tercih ettiklerini anlatırken, AB’ye girdiğimiz takdirde, sosyal, ekonomik ve siyasî standartlarımızın, demokratik standartlarımızın yükseleceği iddia edilmektedir ve AB’ye giriş hayalinin, bizim için, bir itici, motor güç olduğu ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetini kuran, 11 000 000’luk, hasta, sakat, yaşlı, çocuk ve kadınlardan oluşan bir nüfusla büyük bir cumhuriyet kuran, İstiklal Savaşını kazanan en önemli ve Türkiye’yi bugünlere taşıyan ruh, bu devleti kuran ruh, Türk milliyetçiliği ruhudur. Bu ruhtan haberdar olmayanların böyle düşünmesi, kendilerine yakışan bir ifadedir! (MHP sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Verkaya, toparlayın. Buyurun. MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Bu ifadenin arkasında, biz adam olmayız, bizden adam olmaz mantığı, aşağılık kompleksi yatmaktadır. Dolayısıyla, bu tür ifadeler, Türklüğün tarihine ve mazisine bakarak, sadece söyleyenlere yakışır diye düşünüyoruz! Bir başka siyasî kuruluşumuz, baskıların dayanılmaz hale geldiğini söyleyerek, Avrupa Birliğini tercih etmek durumunda kaldıklarını ifade ettiler; ama, Brüksel’in de, Habeş Kralı Necaşi’nin ülkesi olmadığının bilinmesini istiyoruz! (MHP sıralarından alkışlar) Yine, millî irade çiğnendiği için Avrupa Birliğinin tercih edildiğini söylüyorlar. Brüksel’in iradesine teslim olmak, millî iradeyi ayağa kaldırmak mıdır?! Bir başka husus: Bir başka siyasî kuruluşumuz, çok fazla detaylara girmeden, Avrupa Birliğine üye olmanın doğru bir davranış olduğunu ifade ederek, zımnî bir siyasî meşruiyet arayışı içindedir. Aramaya devam etsinler o siyasî meşruiyeti; işleri bittiği gün, yine siyasî meşruiyetlerini kaybedeceklerdir! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Verkaya, teşekkür ediyorum... MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, buradaki konuşmacılara 7-8 dakika süre verdiğinizi biliyorum ve adalete davet ediyorum sizi. Vatandaşlarımız AB’den ne bekliyor. İyi yöndeki beklentiler: Ekonomimizin gelişeceğine inanıyor vatandaşlarımız; işsizlik ve hayat pahalılığının düşeceğine, ortadan kalkacağına inanıyor; Türk vatandaşlarının AB ülkelerinde serbest dolaşımının, işgücünün serbest dolaşımının sağlanacağına inanıyor; ama, katma protokolden biliyoruz ki, maalesef, imzaları atılmış olmasına rağmen, 1995’li yıllara gelinceye kadar işgücü dolaşımı serbest olacaktı, yerleşim hakkı herkese tanınmış olacaktı, hizmetlerin dolaşımı serbest olacaktı. Avrupa Birliğinin ve Türkiye’nin imzaladığı katma protokolde bütün bunlar yazılı olmasına rağmen, Türk Milletinin faydasına olan bu maddeler hiçbir zaman yürürlüğe sokulmamıştır. BAŞKAN- Sayın Verkaya, adaletimin de üzerinde konuştunuz. Teşekkür ediyorum. Ben, huzurlarınızda, Sayın Milletvekili Kukaracı’dan iki kere özür diliyorum. MUSTAFA VERKAYA (Devamla)- Ben de çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Bize yaptığınız bu tolerans, gerçekten, adaleti çiğnemek manasına gelmiyor; çünkü, bir adaletsizliği önlemiş oluyorsunuz. Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Yok, Kukaracı’ya yapılan adaletsizlik; ben, onun için söyledim. Sayın Kukaracı’ya haksızlık yaptım. Bari zapta geçsin. Erzurum’a gidecek Sayın Kukaracı. Efendim, şimdi, Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Tan; buyursunlar efendim. DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Demokratik Sol Parti Grubu adına saygılar sunuyorum. Sayın Başkan, adaletinize sığınma ihtiyacı duymayacağımı umuyorum. 5 inci madde, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda bir değişikliği öngörüyor. Bu maddeyle, yabancıların bu kanun hükümlerine göre Türkiye’de düzenleyecekleri toplantılarda ve yürüyüşlerde uymaları gereken esaslarla ilgilidir. Maddeyle, daha önceden var olan izin kuralı kaldırılıyor; bunun yerine, bildirim kuralı getiriliyor. Bildirim kuralı ise, 72 saatten 48 saate indiriliyor. Konuşmacı olarak katılma olanağı tanınıyor. Bakanlıktan ayrıca izin alma konusunda; afiş, pankart asma ve söz konusu toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde hitap etme konusunda bakanlığın izni yine aranıyor. İmzacısı olduğumuz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi doğrultusunda bu düzenleme doğal görülmelidir. Ayrıca, Türkiye, dış dünyaya açık, çağdaş bir ülke, çağdaş bir hukuk devletidir. Türkiye’de yaşayan her 10 aileden 1 ailenin üyesi yabancı ülkelerde yaşamaktadır. Orada, özellikle Avrupa’da, yurttaşlarımıza tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşüyle ilgili özgürlüklerin, Türkiye’de de karşılıklılık ilkesine göre sağlanmasını öngören bu madde değişikliği, yine ayrıca, ülkemize yerleşen, ikinci vatan olarak Türkiye’yi seçen binlerce yabancı yurttaş bakımından da önem taşımaktadır. Türkiye’de, yine, binlerce, iş sahibi, şirket sahibi yönetici yabancı yaşamaktadır. Tüm bunların ötesinde, sayıları her yıl milyonun üzerinde artan ve içerisinde bulunduğumuz bu yıl da 12 000 000’u geçeceğini bildiğimiz, inandığımız yabancı turist, ülkemizde konuk olmaktadır. Bu anlamda Türkiye, dışa açık ve dış dünyayı kucaklayan bir ülke vasfını bu tür özgürlükleri genişleterek daha da güçlendirmiş olacaktır. Avrupa Birliği üyeliği için en akıllı, en akılcı yol nedir diye soracak olursak, bunun, Avrupa Birliğini isteyenlerin istemeyenleri ya da bunun tersinin gerçekleşmesi, yani, istemeyenlerin isteyenleri bastırması değildir; mümkün olan en geniş mutabakatın sağlanmasıdır. Avrupa Birliğine girişi daha iyi koşullarda gerçekleştirmek için bu mutabakat şarttır. Burada bunu sağlamaya çalışıyoruz. Avrupa Birliği üyeliği üniter cumhuriyetimizin tasfiyesi olarak, bölücülere taviz olarak gösterilmemelidir. Böyle davranışlar halkımıza ve ülkemize haksızlık anlamına gelmektedir. Sabahın ilk saatlerine kadar çalışacağımız anlaşılıyor. Bu bazı yasalardaki bazı maddelerin yenilenmesi, daha önce de belirttiğim gibi, Avrupa’ya girmek adına yapılıyor görünse de, özünde yaptığımız, yasalarımızı değişen dünya koşullarına ve cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerine uygun hale getirmektir. Bunu bilmeliyiz ve görmeliyiz. Görüşmekte olduğumuz yasalardaki madde değişikliklerine ve özellikle bu 5 inci maddeye de bu gözle bakmalıyız ve Demokratik Sol Parti Grubuyla birlikte kabul oyu vereceğiniz dileğimle, sizleri saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum. Şimdi, söz sırası Doğru Yol Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Hayri Kozakçıoğlu’nda; buyursunlar efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 5 inci maddesi hakkında Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere, huzurunuzdayım; hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. Demokrasilerde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması esastır. Ancak, özgürlüğün ve insan haklarının güvence altına alınması yetmez, aynı zamanda, bunun uygulamasının da sağlanması, insanların her türlü özgürlüklerini en rahat şekilde kullanmaları gerekir. İşte, bugün görüştüğümüz 5 inci madde, toplum içerisinde önemli bir yer tutan, hele, gelişen toplumlarda önemi daha da artan, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hürriyetini yeniden düzenleyen bir hükümdür. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusu ve bu kanun maddes, uzun yıllardan beri ülkemizde uygulanmaktadır. Bugüne kadarki uygulamada, yabancıların ülkemizde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri, İçişleri Bakanlığının iznine bağlı idi. Bugün de sistem aynıdır. Yeni getirilen teklifte de yabancıların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri yine izne tabidir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının düzenledikleri toplantılarda, yabancıların söz almaları, topluluğa hitap etmeleri, gösteri yürüyüşüne katılmaları, afiş, pankart, flama, levha taşımaları, eskiden olduğu gibi İçişleri Bakanlığının iznine tabi olmayıp, doğrudan doğruya kırksekiz saat önce en büyük mülkî idare amirine verilecek bildirimle gerçekleşecektir. Ayrıca, gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için gerekse yabancılar için bildirimde bulunma süresi, yetmiş iki saatten kırksekiz saate indirilmek suretiyle daha kolaylık sağlanmış; yani, daha kısa zamanda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme imkânı getirilmiştir. Bizim ülkemizde yabancılara verilen bu haklar, Avrupa Birliği ülkelerinde bulunan Türklerin de o ülkelerde bugüne kadar kısmen kullandığı, bundan sonra kullanabilecekleri haklardır. Bu hakların her ülkede en iyi şekilde kullanılıp kullanılmadığını da Dışişleri Bakanlığının yakından izlemesi ve yabancı ülkelerde bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarını da mutlaka koruması gerekir. Ayrıca, ülkenin her tarafında düzenlenecek toplantılara yabancıların katılma ihtimali olduğu, orada hitap etme imkânı olduğuna göre, Emniyet Genel Müdürlüğünün bu toplantıları daha iyi izlemesi, daha dikkatli izlemesi ve ülkemiz aleyhine herhangi bir kampanyaya, ülkemiz aleyhine herhangi bir organizasyona fırsat vermemesi gerekir. Bu arada, tabiî ki, polisin de, gerçekten, Avrupa normlarına göre eğitilerek, bu toplantılarda, gerçek Türk polisine yakışır tarzda görev yapmaları da ülkemiz açısından olumlu propaganda olacaktır. Sayın milletvekilleri, bugünkü konuşmalarda, burada, Avrupa Birliği normlarına uygun özgürlükleri düzenlemeye çalışıyoruz ve ağırlıklı olarak da, Avrupa Birliğinin isteğine göre düzenlemeye çalışıyoruz; onların isteği üzerine, acele, bunları görüşüyoruz. Bunlar, esasında, bizim insanımızın hakkı olan, bizim insanımıza çok daha evvelden verilmesi gereken özgürlüklerdi; ancak, bugünkü konuşmalarda, hep gerilere gittik, hep geride cereyan etmiş olayların bugüne yansıyan tortularını tartıştık; zaman zaman da sert tartışmalar oldu. Ben, şimdi, demokrasilerde, bizim insanımızın bizden istediği ve ileriye dönük bazı konuları da, önümüzdeki günlerde -hemen bundan sonra- konuşmamızın yararlı olacağını belirtmek istiyorum. Bizim insanımız şeffaflık istiyor, bizim insanımız katılımcı demokrasi istiyor. “Seçim, erken seçim” dediğimiz zaman “seçim yapacaksınız da ne olacak; aynı kanunlarla seçime gideceksiniz, yine aynı tablo çıkacak” diyor; bunda da haklı. “Milletvekillerini ben seçmiyorum, genel merkez tespit ediyor. Ben, demokrasiye katılamıyorum” diyor; bunda da haklı. O halde, gelin, seçim sistemini değiştirelim. Seçim sistemine, milletvekili adaylarını bizim insanımızın seçebileceği yeni yöntemleri koyalım. Seçim sisteminde insanımıza tercih hakkı vermek suretiyle, istediği kişinin milletvekili olması imkânını kendisine sağlayalım. Bakın, biz, bu dönem başladığında, burada 5 siyasî partiydik; şimdi 7 siyasî partiyiz; bu dönem devam etse, belki, sayımız daha da artabilir. Bu, gitgide siyasî istikrarı bozuyor. Türkiye’nin, en büyük ihtiyacı, şu anda, siyasî istikrardır. Siyasî istikrarı, itiraf etmek gerekir ki, partiler olarak, kol kola girerek, sağda veya solda sağlayamıyoruz: O halde, siyasî istikrarı seçim sistemiyle sağlayalım. Doğru Yol Partisi olarak, seçim sisteminin değişmesine ilişkin öneriler verdik; yani, tercih sistemiyle ilgili, önseçimle ilgili öneriler verdik; en son teklifimiz de çift turlu seçimdir. Gelin, sayın parlamenterler, değerli arkadaşlar; çift turlu seçimi de gündeme getirmek suretiyle, bu ülkede, siyasî istikrarı sağlamanın, sağda ve solda birliği sağlamanın, siyasî istikrarı sağladıktan sonra da, bu ülkeyi düzlüğe çıkarmanın yolunu birlikte bulalım, beraber bulalım ve hep birlikte, Türkiye’nin gelecek daha güzel günlerine doğru beraber karar alalım. Çok teşekkür ediyorum; hepinize saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kozakçıoğlu. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 5 inci maddesi, yabancıların toplantı ve gösteri düzenlemelerini ve bunlara katılımını yeniden düzenlemektedir. Biz, Ak Parti Grubu olarak, bunun olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyoruz ve buna müspet oy kullanacağız. Değerli arkadaşlar, küreselleşen dünyada demokratik tepki de artık küreselleşmiştir, dünya bir köy haline gelmiştir. Bugün Greenpeace gibi, Dünya Af Örgütü gibi veya Sınır Tanımayan Doktorlar gibi çeşitli kuruluşlar, artık, dünya çapında faaliyet göstermektedirler. Biz, Avrupa’da veya dünyanın diğer ülkelerinde kendimize tanınan hakları nasıl istiyorsak, bunu yabancılara da vermek zorundayız. Ben, 1989 yılında, İngiltere’de bir doktora talebesiyken, bildiğiniz gibi, Bulgaristan Hükümeti, orada yaşayan Türklerin ismini zorla değiştiriyordu ve onları göçe zorluyordu. Biz, oradaki Türk öğrenciler, bu yapılan uygulamaları telin etmek, bunları protesto etmek için gösteriler düzenliyorduk. Hayret ve ibretle gözledim ki, biz, orada, kendi ülkemizden çok daha rahat bir şekilde bu tepkilerimizi ortaya koyabiliyorduk. Değerli arkadaşlar, dünyadaki değişimi ve dünyadaki gelişimi, eğer, izlemek istiyorsak, fazla uzağa gitmemize gerek yok, işte, Bulgaristan... Daha -1989’da- 90’lı yıllarda bu uygulamaları yapan Bulgaristan’ı, şu anda Türklerin kurmuş olduğu bir parti yönetmektedir; Halklar ve Özgürlükler Hareketi, biliyorsunuz, koalisyonun ortağıdır. Bulgaristan bu değişim ve gelişimi sergilemişken, biz, iki gündür bu Parlamentoda, âdeta ortaokul çocuklarının müsamerelerdeki hamasî nutuklarına benzer hamasî nutuklar dinliyoruz. Bunu, açıkçası, Türk Parlamentosunun mehabetine yakıştırmıyorum. Biraz önce ibretle seyrettik, dinledik; Milliyetçi Hareket Partisinin değerli sözcüsü Sayın İrfan Keleş, vakıflarla ilgili bir düzenlemeye oy veren 6 partiyi vatanı satmakla suçladı. HİDAYET KILINÇ (Mersin)- Yalan mı?!. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ve bizim partimizin ismini zikretti “bunlar vatanı satıyorlar” dedi. Değerli arkadaşlar, gelin, empati yapalım, kendimizi başkasının yerine, onları kendi yerimize koyalım. Bakın, birkaç örnek vereceğim ben size: Hollanda’da Lahey’de, oradaki Müslüman Türk işçiler, bir havrayı satın almışlar, camiye çevirmişler, yanına iki tane de minare dikmişler, adını da “Mescidi Aksa” koymuşlar. Öte yandan, Amsterdam’da, oradaki Müslüman Türk işçileri en büyük katedrali satın almışlar, adını “Fatih Camii” koymuşlar. Daha, iki yıl önce, Rotterdam’da, Uluslararası İslam Üniversitesi açıldı ve bu Uluslararası İslam Üniversitesinin rektörü, hepimizin tanıdığı bir Türk profesör, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’dür. Bakınız, Almanya’da, Fransa’da, Avrupa’nın bütün ülkelerinde ülkücülerin kurmuş oldukları federasyonlar var, Türkiye’den giden insanların, cemaatlerin kurmuş oldukları çeşitli organizasyonlar var ve onların da gayrimenkulleri var. YALÇIN KAYA (Mersin) – Hiçbirisi hainlik yapmıyor orada! Türkler hainlik yapmıyor! HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Şimdi, siz gideceksiniz, Avrupa’da, sizin vatandaşlarınızın her şeyi yapmasını isteyeceksiniz; ama, burada bu düzenlemeleri yaptığınız zaman, siz, bunu, vatana ihanet gibi değerlendireceksiniz; bu, kesinlikle çifte standarttır arkadaşlar. Sayın Abdurrahman Küçük Bey, Osmanlı’nın toleransından, hoşgörüsünden, farklılıklara gösterdiği müsamahadan ve güzel örneklerden söz etti. Bunların hepsi doğrudur ve Osmanlı, bizim için, gerçekten, çok güzel bir örnektir. Milliyetçi Hareket Partisinin amblemi üç hilal olabilir; ama, herhalde, Osmanlı’yı anlamakta zorluk çekiyoruz değerli arkadaşlarım. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Yapma ya; sen öğreteceksin, sen!.. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bakın, Osmanlılar, kesret içinde vahdet anlayışıyla hareket ediyorlardı; yani, çokluk içinde, birlik anlayışıyla hareket ediyorlardı. Eğer, siz, bugün Osmanlı’yı anlamış olsaydınız, bugün burada yaptığınız konuşmaları yapmazdınız. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Senden mi öğreneceğiz?!. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, Siz, Osmanlının toleransından, hoşgörüsünden söz edebilirsiniz; eğer, bu özellikler sizde varsa, bununla övünme hakkına sahip olursunuz; eğer, bu özelliklerin zerresi sizde yoksa, bu, kel bir kızın ninesinin sırma saçlarıyla övünmesine benzer; ninesinin sırma saçları kel bir kızın hiçbir işine yaramaz. Siz, eğer, bu özellikleri bugün taşıyorsanız, bu özelliklere bugün sahipseniz, bunları söyleme hakkına sahip olursunuz; aksi takdirde, bunu söyleme hakkına sahip olmazsınız. Efendim, Türkiye’de vakıflara herhangi bir şey getirirseniz Türkiye bölünür... Ben, size bir şey söyleyeyim değerli arkadaşlarım; Türkiye’yi bölmeye çalışanların alnını karışlarız; Türkiye’yi kimse bölemez. (AK Parti sıralarından alkışlar) BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Senin de alnını karışlarız! HAYRETTİN ÖZDEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, niye konuşturuyorsun bunu?! HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Türkiye’yi, bölse bölse ırkçı anlayışlar böler, tek tipçi anlayışlar böler. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Doğrudur, doğrudur. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ben, bu ülkede teritoryal bir bölünmenin, yani toprak bölünmesinin olacağına kesinlikle inanmıyorum. Bu ülkede en büyük tehlike, gönüllerdeki ve kafalardaki bölünmedir. Bakınız, hoşgörüden, toleranstan, farklılıktan, farklı seslere tahammül etmekten söz eden değerli arkadaşlarımız, Meclisin dörtte 3’ünü vatanı satmakla suçluyor. Eğer, bu ülkenin Parlamentosunun dörtte 3’ü vatanını satan milletvekilleriyle doluysa, demek ki, o milletin de dörtte 3’ü vatanını satan insanları seçmiştir; o ülkeye yazık olmuş demektir. Siz, nasıl bu suçlamayı yapabilirsiniz; Meclisin dörtte 3’ünü vatana ihanet etmekle nasıl suçlayabilirsiniz?! NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Yanlış konuşuyorsun, yanlış! HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Vatanperverlik, milliyetçilik, millî duygular kimsenin tekelinde değildir arkadaşlar. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Kişinin ayinesi işidir, işi. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Biz, herkesten daha vatanperver olduğumuzu... Herkes de sizin kadar vatanperverdir, millî duygulara sizin kadar ve sizden daha fazla bağlıdır. Bakınız, ben, birkaç gün önce, burada Danışma Kurulu önerisi üzerinde konuşurken dedim ki: “Şuradan ayrılıp seçim bölgelerimize gidiyoruz; bıkarın bu istismarcılığı, bıkarın; bazı şeylere yapışarak siyasî propaganda yapmaktan vazgeçin, Türkiye’yi hamasetle bir yere götüremezsiniz.” Değerli arkadaşlarım, bakın, İrfan Keleş Bey dedi ki: “Müslüman insanımızın, Müslüman halkımızın kurduğu vakıflara göstermediğimiz toleransı bunlara gösteriyoruz”; doğrudur. Bakın, size bir şey söyleyeyim: Türkiye’de, vakıflara, yüzlerce vakfa, sizin devri iktidarınızda kapatma davası açılmıştır ve yüzlerce vakıf kapatılmıştır, vakıflar üzerinde terör estirilmiştir ve siz, MHP olarak bunu seyrettiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar) ALİ GEBEŞ (Konya) – İstismar eden sizlersiniz. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Peki, siz, eğer, Müslüman halkın kurduğu bu vakıflara sahip çıkıyorsanız, sizin döneminizde, şu vakıflar üzerinde estirilen terörü, kime, nasıl izah edeceksiniz?! Arkadaşlar, herkesi, bir kere değil, bin kere daha aynaya bakmaya davet ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Yeni Türkiye Partisinden söz talebi yok, değil mi? Sayın Aygün, söz talebiniz yok, değil mi? < |