TBMM 125. Birleşimi |
BEŞİNCİ OTURUM Açılma Saati : 23.56 BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum. 890 sıra sayılı teklifin müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020) (S.Sayısı: 890) (Devam) BAŞKAN – Hükümet?.. Yerinde. Komisyon?.. Yerinde. 7 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 7. – A) 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 327 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 327/a maddesi eklenmiştir. “Madde 327/a. – Kesinleşmiş bir ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiği saptandığında ihlâlin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilmiş olan tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğu anlaşılırsa; Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunan veya yasal temsilcisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde Yargıtay Birinci Başkanlığından muhakemenin iadesi isteminde bulunabilirler. Bu istem, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlâlin sonuçları tazminatla giderilmiş veya istem süresi içinde yapılmamış ise reddine; aksi halde, dosyanın davaya bakması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmaksızın kesin olarak karar verir.” B) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 335 inci maddesine son fıkra olarak aşağıdaki hüküm eklenmiştir. “327/a maddesi hükümleri saklıdır.” BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7 nci madde üzerinde söz vermeden önce bir istirhamımı size arz etmek istiyorum. Efendim, malum, bu görüşmeler gittikçe çok uzayacak; ben yorulmam, siz de yorulmazsınız; ama, toleransın da dışında, konuşmacının sözünü kestiğim zaman, ister bağırın ister bağırmayın, normalde her gruba birkaç saniye fazla vereceğim; ama, böyle devam edemeyiz. Yani, ne kaide kaldı ne hukuk kaldı; hiçbir şey kalmadı. Avrupa yasalarını çıkarıyoruz diyoruz; ama, mantalitemiz hiç değişmemiş. Kaidesiz demokrasi olmaz, hukuksuz demokrasi olmaz. (ANAP sıralarından alkışlar) Yani, karar alın, her madde için 10 dakika deyin, baş üstüne; ben yorulmam. 7 nci madde üzerinde, ilk söz, Anavatan Partisi Grubuna aittir. Kırklareli Milletvekili Sayın Cemal Özbilen; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA CEMAL ÖZBİLEN (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 890 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. 7 nci maddenin (A) fıkrasıyla, 4.4.1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 327 nci maddesinden sonra gelmek üzere, 327/a maddesi eklenmektedir ve yine, (B) fıkrasıyla, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 335 inci maddesine son fıkra olarak “327/a maddesi hükümleri saklıdır” ibaresi eklenmektedir. Maddenin (A) fıkrasıyla, kesinleşmiş bir ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin saptanması ve ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilmiş tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğunun anlaşılması halinin, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak hükme bağlanmıştır. Öte yandan, maddede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine, yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilecekler ile bu istemin incelenme ve usulü de düzenlenmektedir. Bilindiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidebilmek için, bir olayda, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekir. İç hukuk yollarının tüketilmesi ise, bir mahkemenin verdiği kararın kesinleşmesi, yani, bütün denetim kademelerinden geçmesi demektir. Burada, hukuk davalarında son mercii Hukuk Genel Kurulu, ceza davalarında ise Ceza Genel Kuruludur. Öyle ise, oradan insan hakları ihlali yapılarak karar verildiği saptanan bir konuda, son denetimi yapan merciin olayı öncelikle ele alması ve yeniden yargılamayı gerektiren bir durum olup olmadığını tespit etmesi yararlı görülmüştür. Yeni bir düzenleme hukukumuza girmekte olup, uygulamaya geçmek için bir yıllık geçiş dönemi getirilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen karar üzerine, Yargıtay Birinci Başkanlığına, Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunan veya yasal temsilcisi tarafından yapılacak yargılamanın yenilenmesi istemi, incelenmesi, işin önemi gözetilerek Yargıtay Ceza Kuruluna bırakılmakta ve başvuruda bulunma süresi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının verilmesi tarihinden itibaren hak düşürücü süre niteliğinde bir yılla sınırlandırılmaktadır. Bu süre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 44 üncü maddesi anlamında kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren başlayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlalin sonuçları tazminatla giderilmiş veya istem süresi içinde yapılmadığı tespit edilirse yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilecek, aksi takdirde dosya hükmü veren mahkemeye gönderilecektir. Maddede ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yargılamanın yenilenmesi istemi konusundaki kararlarının kesin olacağı ve duruşmasız verileceği ve kesin olacağı hükmü yer almaktadır. Maddenin (b) fıkrasıyla da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa eklenen 327/a maddesine uyum sağlamak amacıyla aynı kanunun 335 inci maddesine fıkra eklenerek söz konusu madde hükmü saklı tutulmuştur. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda açıklamaya çalıştığım kanun teklifinin 7 nci maddesine Anavatan Partisi olarak olumlu bakıyor, sözlerimi tamamlarken kanun teklifinin hayırlı olması dileğiyle Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Cemal Özbilen, zaten hep siz kaidecisiniz teşekkür ederim. Saadet Partisi Grubu adına Sayın Veysel Candan... ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Ben konuşacağım. BAŞKAN – Peki. Saadet Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Sayın Vehbi Hatipoğlu. Süreniz 5 dakika. SP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin çerçeve 7 nci maddesiyle ilgili, Saadet Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere, huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, yaklaşık sekiz saatten beri bu yasa teklifiyle ilgili müzakereler yapılıyor. Ümit ediyorum, müzakerelerimizi bugün sonlandırırız ve bu yasa neticelenmiş olur. Elbette, bu müzakereler yapılırken, zaman zaman, bazı parti grubu temsilcisi arkadaşlarımızın ağzından, maksadı aşan sözler de çıkmış olabilir. Biz, üçbuçuk yıldan beri, burada, bir arada görev yapan arkadaşlarız, kardeşleriz. Belki de, bir daha, bu Parlamento çatısı altında, burada hep beraber bulanamayacağız; yani, bir kısmımız bulunacak, bir kısmımız bulunamayacak, bu anlamda söylüyorum. Bu nedenle, meseleleri, birbirimizi kırmadan, dökmeden müzakere edebilirsek, herhalde, çok daha hayırlı olur diye düşünüyorum; çünkü, geçmişte, 1969, 1970, 1971 yıllarını yaşayanlar bilir, üniversitelerde birbirimizin yakasına yapıştık, can düşmanı haline geldik; ama, o insanlarla, yirmi yıl sonra, başka platformlarda, başka alanlarda karşılaştık, öpüştük, kucaklaştık ve o günleri, çok da güzel olmayan hatıralarla yâd ettik. Hatta, o gün birbirinin yakasına yapışan kişiler, zaman geldi, aynı Bakanlar Kurulunda görev yapma fırsatı bulabildi. Demek ki, kavganın, gürültünün kimseye hayrı yoktur, faydası yoktur. Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği uyum yasası diye müzakere ediyoruz. Ne istiyor Avrupa Birliği bizden: Avrupa Birliği, önce diyor ki; ben, bireysel özgürlüğü önemsiyorum, şeffaf, demokratik bir hukuk devletinin önemini vurguluyorum, birinci istediği bu ve aslında, Avrupa Birliğinin önümüze koyduğu bu şeylerin tamamı, evrensel normlardır. Biz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu kurumunda görev alan insanlar, Avrupa Birliği bizden bunları istediği için değil, bu aziz millet bütün bunları hak ettiği için, elbette bunları talep ederiz. Yani, Türkiye'de, hiç kimse, bireysel özgürlükler gelişmesin, demokrasi gelişmesin, hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı uygulamalar, davranışlar devam etsin demez, hepimiz elbette bunu istiyoruz; ancak, bir algılayış farklılığı, olaylara bakış farklılığı olabilir. Şimdi, Avrupa Birliği, bizden bunları isterken, biz ne diyoruz: İnanç, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller elbette kalksın. Elbette, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kalksın, insanlar kendilerini dilediği şekilde ifade edebilsinler ve Türkiye'de, bir vatandaşımız yargı önünde haksızlığa uğradığına inanıyorsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitsin. Bugün ne oluyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vatandaşın haksızlığı uğradığına karar verirse, bu işi biz tazminatla geçiştiriyoruz. Şimdi, bu yeni madde, tazminatla değil, yeniden yargılanma hakkını da beraberinde getiriyor; elbette ki bu bir ileri adımdır. Eğer, biz, bireysel özgürlüğü geliştirmek adına bunu istiyorsak, buna karşı çıkmak da herhalde mümkün değildir. Değerli milletvekilleri, bu nedenle 6 ncı çerçeve maddeyle 7 nci çerçeve maddeler zaten birbiriyle bağlantılı iki hükümdür. Ben, bu iki hükmün de, bizim açımızdan, Türk hukuk sistemi açısından ileri bir adım niteliğinde olduğunu görüyorum. Tabiî, burada çok önemli şeyler de konuşuldu. Bu yasa paketinde yer alması gerekip de, yer almayan birçok konu vardır. Ben umut ediyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi, eğer bu Millet Meclisine nasip olmazsa, bundan sonra, 3 Kasımdan sonra oluşacak Meclis, hukukumuzda bulunan inanç ve düşünce özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti, ifade hürriyeti, örgütlenme hürriyeti önündeki engelleri de ortadan kaldırır ve gerçekten de demokratik bir hukuk devletinde var olması gereken tüm normları Türkiye'de geçerli hale getirebilir diye düşünüyorum. Bu inanç ve düşünceyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (SP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. Süreniz kadar konuştuğunuz için ikinci kere teşekkür ediyorum. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi adına, Bolu Milletvekili Sayın... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Konuşmayacağız Sayın Başkan. BAŞKAN – Konuşmuyorsunuz. Çok teşekkür ederim. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz size teşekkür ederiz efendim. BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Salih Erbeyin. (MHP sıralarından alkışlar) Hocam da süresinde bitirir. MHP GRUBU ADINA SALİH ERBEYİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 7nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. 30 Temmuz 2002 tarihinde Meclis Anayasa, Millî Eğitim, İçişleri ve Sağlık komisyonlarında, 31 Temmuz 2002 tarihinde Adalet Komisyonunda görüşülen, şu anda da huzurlarınızda, Genel Kurulda görüşülen kanun teklifinin görüşme tutanakları, inanıyorum ki, tarihçiler, özellikle de siyasî tarihçiler açısından çok önemli tarihî belge niteliğini taşıyacak; siyasî tarihçiler, buradaki beyan ve siyasî duruşları enine boyuna değerlendirecektir. Dünün ışığında bugünü yaşıyorsak, bugünün planlama ve çalışmasında yarını şekillendireceğimiz ve yaşayacağımız aşikârdır. Dünün muhasebesinde, bugünün muhakemesinde yarınlarımızı nasıl şekillendirdiğimizi, tarih, tüm çıplaklığıyla ortaya koyacaktır. Milletlerin dünü, bugünü ve yarınının şekillenmesinde tarih gerçeği, bilim gerçeği ve ülke gerçekleri de gözardı edilemez bir durumdur. AB’ye giriş sürecinin başlangıcını; yani, dünü, 12 Eylül 1963 tarihinden 57 nci cumhuriyet hükümetinin kuruluşuna kadarki zaman, bugünü de 57 nci cumhuriyet hükümetinin kuruluşundan şu ana kadarki zaman olarak değerlendirirsek, yarınlarımız da bu iki tarihi kavşağın, gerçeğin ışığında şekillenecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin böyle tarihî bir kavşak diliminde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olmayı, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarında görüşlerimi ifade edebilmeyi Yüce Yaradan’ın bir lütfu, böyle kritik bir zamanda da, Türk milliyetçileri adına, Milliyetçi Hareket Partisi Denizli Milletvekili olmayı da, Yüce Türk Milletinin ve ülkücülerin yarınları adına çok önemsiyor ve Yaradanıma şükrediyorum. Yasa teklifiyle, ulusal mahkemelerin üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, âdeta son bir yargı mercii haline getirilmek istenilmektedir. Böyle bir yol, Anayasanın egemenlik ilkesine özünden aykırıdır. Yarın, yerel mahkemelerde ve Yargıtayda verilen kararların, yeniden yargılanması suretiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmesi durumunda, olabilecekleri düşünmek dahi istemiyorum. Teklifin 1 inci maddesinde; yani, terör suçlarında idamın kaldırılması, 4 üncü maddesinde azınlık; yani, ecnebi vakıflarına Türk vatandaşlarından daha fazla yetki verilmesi, 8 inci maddesinde, anadilde, Kürtçe ve diğer dillerde yayın yapılmasıyla ilgili değişiklikle, yukarıda kısaca sayılan maddeler ve diğer maddelerin kanunlaşması durumunda, bağımsız Türk mahkemelerinin verdiği kararların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilecek kararların, üniter devlet yapımıza, devletimizin hukuk yapısına ne kadar zarar verebileceğini, acaba, hiç düşündünüz mü? Teröristbaşının ve yandaşlarının yapacağı, hele 1 inci maddedeki değişiklikten sonra, yeniden yargılama talebi neticesinde cezanın müebbet hapse dönüştürülebileceği gerçeğini neden görmemektesiniz ya da görmezden gelmektesiniz; çünkü, evrensel hukuk kuralları, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 2, 6, 7, 8, 11/2, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7/1 ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1, 2, 3, 10, 38 ve 42 nci maddeleri, Türk Ceza Kanununun 1 ve 2 nci maddeleri, Ceza Usulü Muhakemeleri Kanununun 339 ve 442 nci maddeleri ve Yargıtay kararları, böyle bir yasa değişikliğinin, Teröristbaşı’nın kurtarılmasından başka bir şey olmadığını söylemektedir. ”Avrupa Birliği böyle istiyor” veya “Avrupa normu böyle” diyenlere, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinden son aldığım metindeki tarihleri size okumak istiyorum. Danimarka, AET kurucusu olarak 1957’de girmiştir, idamı 1996’da kaldırmıştır; Fransa 1957’de girmiştir, 1983’te kaldırmıştır; Yunanistan 1981’de girmiştir, 1983’te kaldırmış, askerî cezalarda şerhini muhafaza etmektedir; İrlanda 1973’te girmiştir, 1994’te kaldırmıştır; İtalya 1957’de girmiştir, 1999’da kaldırmıştır... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Erbeyin, lütfen toparlayın efendim. SALİH ERBEYİN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan. Hollanda 1957’de girmiştir, 1986’da kaldırmıştır; İngiltere 1973’te girmiş, 1999’da kaldırmıştır. AB gerçeğine, bu belge güzel bir cevaptır ve belgedir. Sayın Bakan diyecektir ki her zamanki nezaketiyle “bu böyle olmayacak.” Sayın Bakanın, ticaret ve medeni hukuk anlayışına şükranlarımı, saygılarımı, takdirlerimi sunuyorum; ama, bir şartlı tahliye yasasında, Anayasa Mahkemesinin, yerel mahkemelerin, Sayın Bakanımızın medeni hukuk mantığındaki durumuyla, ceza yorumundaki durumunun ne kadar çeliştiğini, üç yıl bu Meclis yaşadı. Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erbeyin. Efendim, söz sırası Doğru Yol Partisinde... SAFFET KAYA (Ardahan) – Vazgeçtik Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, oylarınıza sunacağım. Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı Kanun Teklifinin 7 nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz. Saygılarımızla.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin 7 nci maddesi, ceza davalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı karar verilmemesi, insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve Anayasamızda da öngörülen adil yargılanma hakkının tam olarak gerçekleşmesi bakımından büyük önem taşıyan dengeli bir düzenleme getirmektedir. Bu nedenle, önergeye katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Enginyurt, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 7 nci maddesinin madde metninden çıkarılmasıyla ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bütün Avrupa Birliği iddiacılarının iddiasına göre, en yakın 2010 yılında gireceğimiz, 10 yıl sonra da serbest dolaşım hakkını aldığımızda, muhtemelen 2020 yılını bulacak olan Avrupa Birliği uyum yasalarını görüşmekteyiz. Gerçi, birileri, televizyon ekranlarında, her akşam, pazartesi günü millî gelirin 5 000 dolara çıkacağını, Avrupa Birliği uyum yasalarının geçmesinin ardından, özellikle Milliyetçi Hareket Partisinin Türkiye’nin önünü kapatarak, âdeta, 5 000 doların üzerine çıkacak millî geliri engellediğini söyleseler de, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, 2020 yılını bulacak Avrupa Birliği sürecinde, biz, uyum yasaları adı altında, maalesef, Türk Milletinin, Türk Devletinin üniter yapısına, bölünmez bütünlüğüne yönelik, gerçekten, hak etmeyecek maddeleri burada birer birer geçirmekteyiz. Biz, birilerinin söylediği gibi, bunu şov olarak siyaset sahnesinde kullanmak adına düşüncelerimizi burada ifade etmiyoruz. Türk milliyetçileri olarak, bu ülkeyi karşılıksız sevdik. Karşılıksız sevdiğimiz bu ülkenin sevdası uğruna, eğer gerekirse, Yüce Türk Milleti, bizi, yarın temsil noktasında görmese, bundan, birileri gibi, ceylan derisi koltuklar altımızdan kaydı diye hiç üzülmeyiz, hiç dert etmeyiz; ama, endişemiz şudur ki; daha düne kadar, otuz yıl boyunca, arkadaşlarınızı, görüşünüze mensup olanları “Avrupa Birliği, Hıristiyan kulübüdür” diyerek, “Avrupa Birliği, Batı kulübüdür” diyerek, “hak geldi, batıl zail oldu” diyerek insanları birbirine düşürüp, Avrupa düşmanı yaparak bugün birçoğunun Avrupa Birliği taraftarı kesilmesini anlamış değiliz. SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Hiçbir şey anlamadınız ki! Neyi anladınız ki bunu anlayacaksınız! BAŞKAN – Lütfen efendim... CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – Doğru!.. Doğru!.. Sizin çok muhterem bir büyüğünüzün dediği gibi, hadi oradan!.. Hadi!.. Hadi!.. (MHP sıralarından alkışlar) Avrupa Birliği uyum yasaları sürecinde özellikle çıkarılmış olan idamın kaldırılmasıyla ilgili olarak ciddî anlamda yüreğimiz sızladı ve bir madde sonra da çıkarılacak olan, eğitim, anadilde yayın adı altında çıkarılacak olan maddeyle birlikte yüreğimizin sızlaması artarak devam edecek; çünkü, Yugoslavya’da on yıl önce, aynen sizin aldığınız bu kararlar gibi, Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, Arnavutça serbest bırakıldı; çok değil, beş yıl sonra bölündü. Beyler, Türkiye, geçmişi kavgalı olan bir millet. Bazen, solcu-sağcı diye kavga ettik; bazen, Kürt-Türk diye kavga ettik; bazen, Alevî-Sünnî; bazen, laik-antilaik diye. Eğer, bu ülkede, siz, eğitim dilini serbest bırakırsanız, anadilde yayın hakkını serbest bırakırsanız, bu ülkenin çocuklarını, dünü kavgalı olan insanların kinlerini, nefretlerini yeniden alevlendirirsiniz. Küllenmiş közleri yeniden ateşlendirir, bu ülkede istenmeyen neticelere gidebilirsiniz. Şunu da birilerinin iyi bilmesi gerekiyor; her konuda ahkâm kesip, laikliği, demokrasiyi ve cumhuriyeti kimseye bırakmayanların şunu da iyi bilmesi gerekiyor: Yüce Atatürk, Tevhidi Tedrisat Kanununu ve harf inkılabını, siz, onun kurduğu Yüce Mecliste eğitim dilini değiştiresiniz diye çıkarmadı; harf inkılabını bunun için yapmadı. (MHP sıralarından alkışlar) Birileri, Atatürkçülük adı altında, cumhuriyet adı altında, Türkiye’yi yarınlara taşıyacağını söyleyerek, maalesef, Türkiye’nin içinde ciddî anlamda sıkıntılar yaratacak, kardeşi kardeşe yeniden düşman edebilecek neticeye doğru götürüyor. Gelin, elinizi vicdanınıza koyun. Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisinden, dün “Apo’yu asmadınız” diye, eğitim dili konusunda, bizi, farklı söyleyerek ayrılıp, bugün oylama pusulasına baktığımızda, Apo’nun idamına “evet” verenleri de buradan Allah’a havale ediyorum. İsraf ekonomisini bize okutup, sözde ekonomist olup, Milliyetçi Hareket Partisinin çok değerli Genel Başkanına dil uzatanları da Allah’a havale ederken... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) SUAT PUMUKÇU (Bayburt) - Havaleci misin kardeşim?!. BAŞKAN – Toparlayın efendim. CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - ...Türk milliyetçilerinin Genel Başkanına dil uzatanların, ne tarih önünde ne de millet önünde affedilmeyeceğinin bilinmesini istiyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Hadi oradan, hadi!.. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. Efendim, sayın milletvekillerimizden açık oylama talebi var; salonda bulunup bulunmadıklarını arayacağım: Sayın Vahit Kayrıcı?.. Burada. Sayın Adnan Fatin Özdemir?.. Burada. Sayın İlhami Yılmaz?.. Burada. Sayın Muzaffer Çakmaklı?.. Burada. Sayın Nidai Seven?.. Burada. Sayın Mustafa Haykır?.. Burada. Sayın Hüseyin Akgül?.. Burada. Sayın Mustafa Sait Gönen?.. Burada. Sayın Ayhan Çevik?.. Burada. Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk?.. Burada. Sayın Kürşat Eser?.. Burada. Sayın Mükerrem Levent?.. Burada. Sayın Hasan Kaya?.. Burada. Sayın Cahit Tekelioğlu?.. Burada. Sayın Abbas Bozyel?.. Burada. Sayın İsmail Çevik?.. Burada. Sayın Ali Keskin?.. Burada. Sayın Nesrin Ünal?.. Burada. Şaban Kardeş?.. Burada. Osman Müderrisoğlu?.. Burada. Mücahit Himoğlu?.. Burada. Sayın Yıldırım?.. Burada. Oy verme işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylamaya başlanıldı) SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, süre bitti. Bunun arkası kesilmez ki... (DYP sıralarından “al, al” sesleri) BAŞKAN – Efendim, o mesuliyet Kâtip Üyelerin. Kâtip Üyeler süre dolduğunda almıyorlar. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN – Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 7 nci maddesinin açık oylama sonuçlarını açıklıyorum: Katılan üye sayısı: 305 Kabul: 210 Ret: 95 Böylece, 7 nci madde de kabul edilmiş oldu. Geldik 8 inci maddeye. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Pusulaları okuyun, pusulaları... BAŞKAN – Efendim, pusulası, pusulasızı var mı?! İki Kâtip Üye var; her iki tarafı da temsil ediyor, arkadaşımız da var. Arkadaşımızı, Bursa Milletvekili, tanıyorsunuz değil mi?! O saydı. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Tanıyoruz da... BAŞKAN - 8 inci maddeyi okutuyorum: MADDE 8.- A) 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki hükümler eklenmiştir. "Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir. Bu yayınlar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." B) Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (f) ve (v) bendleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "f) Özel hayatın gizliliğine saygılı olunması." "v) Yayınların şiddet kullanımını özendirici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmaması." C) Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 26 ıncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Bu Kanuna aykırı olmamak kaydıyla, yayınların yeniden iletimi serbesttir. Yeniden iletime ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." BAŞKAN – 8 inci maddede ilk söz, Anavatan Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Nesrin Nas’ın. Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA NESRİN NAS (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 8 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Dünden beri, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak tarihî bir oturum yapıyoruz. Burada yapacağımız hatanın bedelini sadece biz değil, çocuklarımız, torunlarımız velhasıl gelecek bütün nesiller ödeyecektir. Bir milletin geleceğini temelsiz korkulara, anlamsız endişelere teslim edemeyiz. Bu ülke uygarlık tercihini bilinçli olarak Batı’dan yana koymuştur. Bu, evrensel norm ve standartların üreteceği zenginlik ve özgürlük ortamında insanımızın yaşatılması iradesidir. Bu, aynı zamanda, küresel dünyanın nefes kesen rekabet ortamında güçlü ve etkin Türkiye hayalinin gerçekleştirilmesi arzusudur. Çağdaş dünya her alanda özgürlüklerin asıl, sınırlamaların istisna olduğu, temsili demokrasilerin aşılarak katılımcı müzakereci demokrasiye dönüştüğü bir dünyadır; bunun için de, iletişimin esas olduğu bir dünyadır. Demokratik siyasetin odağında birey, yönetimin temelinde ise evrensel hak ve özgürlüler yer almaktadır; yani, çağdaş dünyanın bugünkü gerçeği demokratik standartları geliştirerek bireyin refahını ve zenginliğini artırmaktır. “Hürriyet alanına getirilen kısıtlamalar ile üretim gücünün azalışı arasında sıkı bir bağ vardır” diyen İbni Haldun, bu gerçeği asırlar öncesinden tespit etmiştir. Kısıtlı demokrasi ve sınırlı özgürlük, işsizlik, yoksulluk ve 2002 insanî gelişme raporundaki bazı Afrika ülkelerinin de gerisinde 85 inci sırada yer almak demektir. Sayın milletvekilleri, demokrasinin temeli, biraz önce de vurguladığım gibi, hak ve özgürlüklerdir. Her insan belli haklarla doğar ve bu haklar hiçbir şekilde engellenemez ve sınırlanamaz. İletişim de bu haklardan biridir. Geleneksel ve toplumsal nedenlerle vatandaşlarımızın bir kısmının anadillerini kullandıkları bilinen bir gerçektir. İletişim imkânlarının alabildiğince genişleyip yaygınlaştığı günümüzde, iletişime özgürlük tanımamak gibi bir seçeneğimiz yoktur. Bu yasaklama ve sorunu görmezden gelme tavrı, uydu ve internetle hemen her gün yaşanan fiilî gerçeklik karşısında başımızı kuma gömmektir. Ne yasaklayabiliriz ne görmezden gelebiliriz; çünkü, o var. Bize düşen, demokratik devlet olmanın ve çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına göre bir düzenleme yapma zorunluluğudur. Siyaset olarak, bu kanalı açmak zorundayız. Bu, birlik ve bütünlüğümüzü korumanın ve farklılıklardan sinerji yaratmanın teminatıdır. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi çağdaş bir hukuk devletini tehdit etmez, aksine daha da güçlendirir. Artık, bu iletişim çağında temel hakları yasayla ya da yönetsel düzenlemelerle kısıtlamak gibi çağdışı bir anlayıştan bir an önce kurtulmak zorundayız. Bilinmelidir ki, özgürlüklerin böldüğü ya da parçaladığı hiçbir ülke yoktur; ancak, tarih, baskının dağıttığı, parçaladığı ülke örnekleriyle doludur. Kaldı ki, Avrupa Birliği içerisinde yer alıp da bölünen bir tek ülke olmamıştır; aksine, Türkiye’yle benzer sorunları yaşayan ülkeler, Avrupa Birliği şemsiyesi altında bu sorunlarını çok daha rahat bir şekilde çözmüşlerdir. Fransa ve İspanya örnekleri, bu konuda yol gösterici olabilir. Sayın milletvekilleri, Fransa’ya baktığımızda, anayasasına göre cumhuriyetin dili Fransızcadır, bireysel temelde farklılık hakkını tanımaktadır. Fransızcanın dışında bazı alanlarda mahalli dillerin kullanımına belli oranlar dahilinde, Audiovisuel Yüksek Kurumu ile yayın kuruluşu arasında yapılacak sözleşmelerde yer verilmek kaydıyla imkân tanınmaktadır. Almanya, İtalya, İspanya, Danimarka gibi Avrupa Birliğine üye ülkelerde de anadilde yayın konusunda, yasalar önünde hiçbir engel yoktur. Komünizmden yeni kurtulmuş Bulgaristan’da, Romanya’da ve Letonya, Litvanya gibi diğer aday ülkelerde de, anadilde yayın konusunda çok hızlı ve önemli adımlar atılmıştır. Temel bir hakkın, bizzat kendisi ya da kullanılması engellenemez; ancak, kötüye kullanılmasını engelleyecek düzenlemeler yapmak da her devletin hakkıdır. Bugün bizim üzerinde konuştuğumuz bu yasa teklifinin bu maddesi, RTÜK Kanununda bir değişiklik getirmektedir. Bu düzenlemenin amacı, anadilde yayın yapılması yönündeki engelleri, sadece engelleri kaldırmaktan ibarettir; ancak, bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek tedbirleri de içermektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NESRİN NAS (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakika... Dolayısıyla, nefes aldığımız ve beslendiğimiz ortak kültürümüzü zedeleyen, resmî dili değiştiren, resmî dilde yayını değiştiren bir düzenleme değildir. Aksine, illegal kanallardan bilinçleri bulanıklaştırılan, kafaları karıştırılan vatandaşlarımızla doğru iletişim kurmanın önünü açmak için yapılan bir düzenlemedir. Değerli milletvekilleri, insanımıza evrensel hak ve özgürlükleri lüks olarak görmekten vazgeçelim; kötüye kullanacakları önyargısıyla hareket etmeyelim. Unutmayalım ki, farklılıklarımız, zenginliğimizin sermayesidir. Yok sayılan, görmezden gelinen kültürler, ayrılıkçı hareketlerin hep temelini oluşturmuşlardır. Ben, bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum. (ANAP; DSP, SP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. İkinci söz, Saadet Partisi Grubu adına, Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekâroğlu’nun. Buyurun. (SP sıralarından alkışlar) SP GRUBU ADINA MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu maddede, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Yasasının 4 üncü maddesi değiştirilerek, anadille yayın yapılma imkânı getiriliyor. Değerli arkadaşlarım, bu kürsüye çıkan bütün arkadaşlarımız, Avrupa Birliğinden söz ediyorlar; çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğinden söz ediyorlar; eğer, Avrupa Birliğine girilmezse, her şeyin kötü gideceğinden söz ediyorlar. Doğrudur; Avrupa Birliği bir imkândır; ama, her şey değildir; fakat, yaptığımız bu düzenlemelerin bir kısmı milletimiz için gereklidir. Niçin böyle konuşmuyoruz? Eğer, bunlar gerekli değilse, faydalı değilse, niye yapıyoruz? Avrupa Birliğine gireceğiz diye, milletimiz için faydalı olmayan, ülkemiz için faydalı olmayan şeyler mi yapıyoruz burada; hayır. O halde, niçin, bunlar demokratikleşme için, insan hakları için, ülkemiz için, milletimiz için gereklidir diye savunmuyoruz? Bakınız, burada Avrupa Birliği ne der, ne yapar, bilemiyorum; ama, bu maddeyle, gerçekten, son derece insanî bir düzenleme yapıyoruz, bugüne kadar geç kalmış bir şeyi düzenliyoruz, bir haksızlığı ortadan kaldırıyoruz, eşyanın tabiatına aykırı olan bir yasağı ortadan kaldırıyoruz. Değerli arkadaşlarım, benim seçim bölgemde birkaç tane anadil konuşuluyor. İlkokul birinci sınıfta, arkadaşlarımız, tamamen Türkçeyle kendilerini ifade edemiyorlardı. Sorunu olan arkadaşlarımız, öğretmenlerine Türkçeyle dertlerini anlatamıyorlar ve Lazca ya da Gürcüce karıştırarak, yarım Türkçe, yarım Lazca, yarım Gürcüce dertlerini anlatıyorlar ve öğretmen, böyle yapanları sürekli dövüyor ve çocuk, akşama, şikâyetini öğretmene bildiremediği için, çok affedersiniz, altını ıslatarak evine gidiyor. Değerli arkadaşlarım, bunlar, geçmişte kaldı; ama, bunlar, son derece yanlış, eşyanın tabiatına aykırı. Anadili varsa, anadilini konuşacak. Bu kadar doğal bir şey olabilir mi? Siz, bir insana, niçin 2 tane kulağınız var, niçin burnunuz var diye sorabilir misiniz; soramazsınız. O halde, niçin anadiliniz var; niçin anadilinizle yayın yapmak istiyorsunuz diye soramazsınız değerli arkadaşlarım. HASARİ GÜLER (Adıyaman) – Bu yasak değil ki! MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) – Burada, son derece insanî bir şey yapıyoruz; Avrupa Birliğini bir tarafa bırakın, doğru bir şey yapıyoruz. Bu Meclisin, bu maddeyi kabul edeceğini umuyorum. Ben peşinen tebrik ediyorum. Bakınız, üniter devlete falan bir şey olmuyor, eğitim dili değişmiyor, resmî dil değişmiyor, bunu hiç kimse istemiyor, istemeye cesaret bile edemez. Resmî dil Türkçe’dir, eğitim dili Türkçe’dir. ORHAN ŞEN (Bursa) – 5 sene sonra görürsünüz. MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Anadille eğitim... Öyle bir şey yok. 5 sene sonra böyle bir şey olmaz, yeter ki, biz, yanlışlıklar yapmayalım. Kaldı ki, bütün hakların kötüye kullanılması yasalarla engellendiği gibi, bu maddede bu hakkın kötüye kullanılması da engellenmektedir. Dolayısıyla, doğru bir şey yapıyoruz, geç kalmış bir şey yapıyoruz. Arkadaşlarımın, bu maddeye “evet” diyeceklerini umuyorum. Ülke falan bölünmeyecek, çok güzel bir şey olacak, tebrik ediyorum sizleri. Saygılar sunuyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisinde. Adalet ve Kalkınma Partisi adına Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi, saygı, barış ve mutluluk dileklerimle selamlıyorum. Avrupa’nın ilk siyasal kuruluşu Avrupa Konseyi, bilindiği gibi 1949’da kuruldu. Konsey, ilk iş olarak insan hakları sözleşmesini yapmayı kendine görev edindi. 1953’te yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, uluslararası hukuka ve ulusal hukuka büyük katkıları olan bir sözleşmedir. Bu sözleşme, dünyada barışın ve adaletin asıl dayanağını oluşturan temel özgürlüklerin, gerçekten, demokratik olan bir siyasal rejime ve insan hakları ortak anlayış ve saygısına dayanan bir inancın üzerine kuruldu. Sözleşmede güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin sayısı giderek, ek protokollerle artırıldı ve yeni birtakım haklar da sözleşme kapsamına girdi. Sözleşmede yer alan hususlar, Avrupa Konseyinin 43 üye devletinin ortak hukuk belgesi haline geldi, bir türlü anayasası oldu. 22 nci Dönem, Avrupa anayasasının burada tartışılacağı dönem olacaktır. Ortak anayasa, egemenliğin devri anlamında da değildir. Sözleşmeyi imzalayan devletler, sözleşmeyle teminat altına alınan temel hak ve özgürlükleri kendi millî hukuklarına dahil etme yükümlülüğü altına girmişlerdir, Türkiye de bunlardan biridir. Türkiye, bu sözleşmenin sahibidir, bu sözleşmeyle tanınan hak ve özgürlükleri kendi bireyine de tanıma konusunda kararlılık göstermiştir. Bu kararlılık, özellikle bu dönem Anayasada yapılan geniş kapsamlı değişiklikle kendini ortaya koymuştur ve bu değişiklikte, birey, etkin hak öznesi olarak ortaya çıkmıştır. Çeşitli sözleşmelere ve çeşitli protokollere, Türkiye en çok çekince koyan bir ülkedir. Ülkemizde, külliyatın dışında, ayrıca çekinceler külliyatı mevcuttur; bu külliyattan arınmamız lazım, bütün unsurlarıyla bunları kendi iç hukukumuza uyarlamamız lazım. Avrupa Birliği Ulusal Programı her ne kadar hükümet tarafından hazırlandıysa da, burada yapılan konuşmalar, kamuoyundaki tartışmalar ve en üst düzeydeki kabuller dikkate alındığında, artık, bu program gerçekten ulusal bir program olmuştur. Bu Ulusal Programa bakıldığında, programın içinde yer alan düşünce ve ifade özgürlüğü, kültürel yaşam ve bireysel özgürlükler, tüm bireylerin, herhangi bir ayırım yapılmaksızın ve dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî görüş, felsefî inanç veya dinine bakılmaksızın tüm insan hakları ve temel özgürlüklerinden tam olarak yararlandırılmasını, düşünce ve vicdan özgürlüklerinin bütün unsurlarıyla tanınmasını ve yine Birleşmiş Milletler Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi ile İhtiyarî Ek Protokolü ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Siyasî Haklar Sözleşmesini kapsayan bir metindir. Bu metnin altında, her ne kadar tüm hükümet üyelerinin, gruplarının imzası varsa da, bütün Meclisçe ve ulusça kabul edilen bir husustur. Biz, partimiz kurulurken Ulusal Programı enine boyuna tartıştık ve temel hak ve özgürlükler bölümümüzde şunları ifade ettik: Avrupa Birliği üyelerinin uyması gereken asgarî standartları gösteren Kopenhang Kriterlerinin demokratikleşmeye yönelik ilkeleri esas alınarak, ulusal hukuk düzenimizde yapılması gereken değişiklikler mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilecektir. Bizim Ulusal Programa itirazımız, vadeler itibariyledir. İnsan hakları, gecikmeksizin, hemen, herkes için, her yerde kabul edilmesi, kayden tanınması ve fiilen uygulanılması gereken hususlardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Sayın Başkanım, tamamlıyorum. BAŞKAN – Buyurun. ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Yine, programımızın doğu ve güneydoğu bölümünde, bu bölgemizdeki kültürel farklılıklar, partimiz tarafından zenginlik kabul edilmektedir. Resmî dil ve eğitim dili, Türkçe olmak şartıyla Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil, kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz, ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir. Yine, biz, bu hususlarla ilgili görüşlerimizi RTÜK Yasası sırasında belirttik ve değiştirilen RTÜK Yasasının görüşülmesi sırasında getirilen düzenlemelerin evrensel kurallara aykırılığını ifade ettik ve yine, ayrıca, orada, yayınların karamsarlık, umutsuzluk eğilimlerini körükleyici nitelikte olması kaydının yanlış olduğu belirttik ve sonuçta, bunlar, buraya bu şekilde geliyor. Değerli milletvekilleri, daha çok üretmek için özgürlük ortamını genişletmek ve derinleştirmek hepimizin görevi. BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum. HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Bitiriyor Sayın Başkan. ERTUĞURUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Japonya’da ve Kore’de elde ettiğimiz başarıdan sonra, ülkenin her yerinde yaşanan sevinci ve kıvancı hepimiz gördük. 17 Ağustostaki üzüntüden sonra, birliği, beraberliği hep birlikte yaşadık. Bunu, bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Hepinize sevgiler saygılar. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Efendim, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Kürşat Eser; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA KÜRŞAT ESER (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 890 sıra sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapan kanun teklifinin 8 inci maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Değerli milletvekilleri, dünkü görüşmeler esnasında da sayın bakanlarıma çeşitli sorular yönettim; ama, maalesef, cevabını alamadım. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Bugün, İngiliz hukukçularının da raporlarında belirttiği gibi, anayasası olmayan, Helsinki-99 Belgesine göre, sınır problemlerini çözmeden, Avrupa Birliğinin daimî ülkesi olamayacak bir ülke olan ve yasadışı göç kara para aklama ve terör ülkesi olarak takdim edilen Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliğine alınması nasıl anlaşılmaktadır? Bunun, mutlaka izah edilmesi gerekmektedir. Bu manada, Slovakya’nın da siyasî kriterleri tamamlamadan, önce tarama sürecine, ardında da müzakere sürecine geçmesini mutlaka tanımlamamız gerekmektedir. Görüldüğü gibi, bazı ülkelerde siyasî kriterler ön taraflara çıkarılıyor; bazı ülkelerde farklı bir yaklaşım mı çiziliyor? Ülkemizin bütünlüğü açısından bunlar, bizim ne korkumuz ne endişemiz; ama, şunu söylemek istiyoruz ki, Avrupa Birliği ülkeleri, aday ülkeler üzerinde farklı uygulamalar ortaya koymaktadırlar. Bu sorularımızı artırabiliriz. Avrupa Birliği, altıncı genişlemesini 2004 yılında, yedinci genişlemesini 2008 yılında tamamlayacaktır. Bu iki genişlemenin süreci içerisinde Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 13’lük bir ekonomik yük alacaklardır. Acaba, 2008’den sonra yüzde 13’lük ekonomik yükü Avrupa Birliği ne kadar zamanda hazmedebilecektir? Türkiye bunları merak etmektedir; çünkü, az önce Mehmet Nacar kardeşim de anlattı, son derece aceleci bir tavırla bir yerlere yetişilmeye çalışılıyor; ama, unutulmamalı ki, 1/95 sayılı kararla, gümrük birliğinde almış olduğumuz kararla, bugün, altı yıl sonra ciddî kayıplarımızın olduğunu bütün bilimsel çalışmalar ortaya koymaktadır. Tekrar sorularımıza devam edecek olursak, terör örgütleri konusunda Kolombiya’daki, Lübnan’daki, Filistin’deki terör örgütleri listeye alınırken, 22 Nisanda ismini değiştiren PKK, 5 Mayısta, maalesef, ifade ettiğimiz gibi, terör örgütleri listesine alınmak durumunda kalınmıştır. Bizim ısrarlarımızla olmuştur; ama, kendisini lağveden bir terör örgütünün listeye alınması son derece çarpıcı bir olaydır. Yine, örneklerimize devam edebiliriz, sözde Ermeni soykırımı noktasında tarihçilerin vereceği bir kararın, siyasetçilerin toplanmış olduğu Avrupa Parlamentosunda verilmiş olması son derece başka bir çarpıcı örnektir veya 2001 ilerleme raporunda Lozan’ı delici birtakım ifadelerin bulunmuş olması Türkiye’de milliyetçileri, Türk milliyetçilerini ciddî manada kaygılara sevk etmektedir. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı bu Mecliste, Atatürk’ün Meclisinde son derece ciddî kaygılarımız vardır ve aceleci olmaya da hiç bir mana verememekteyiz. Özellikle, 2008’ten sonra, yüzde 13’lük bir gelişmeyi 10 yıldan önce yapamayacağı ifade edilen; yani, Türkiye’yi 2018’den önce alamayacağı, yani, kendisini hazırlayamayacağı ifade edilen bir ortamda, bizim, Türk milliyetçileri olarak, Türk insanları olarak elli kere düşünüp, Avrupa Birliği konusunda ona göre karar vermemiz lazım. Öncelikle belirtmek istiyorum: Biz, tabiî ki, hukukun üstünlüğünden yanayız. Biz, tabiî ki, demokrasinin varlığından yanayız. Biz, tabiî ki, insan haklarından yanayız. Biz, tabiî ki, Lozan çerçevesi içerisinde azınlık haklarından yanayız; çünkü, bunlar, gelişmişliğin ölçüleridir. AB’ye evet konusunda da vatandaşlarımızın bu şekilde yaklaştığını düşünüyoruz. Bu manada, 57 inci hükümet ve içerisinde bulunan Milliyetçi Hareket Partisi ne yapmıştır; evet, bugüne kadar yapılamayan bireysel haklar, kültürel haklar ve gözaltı süresi olmak üzere, Anayasanın 1/5’ini değiştirmiş, temel haklar ve hürriyetler konusunda son derece önemli adımlar atmıştır ve de... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KÜRŞAT ESER (Devamla)- ... nispeten yeni bir siyasetçi olarak da sorguluyorum bizden önceki siyasetçileri, bizden önceki partileri; neden, bunları daha önce yapmadınız, neden statükocu davrandınız? Evet, bunlar, biz Türk milliyetçilerinin son derece merak ettiği konulardır. Bunları sizlerle paylaştığım için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Söz sırası Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Tan’da. Buyurun. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Demokratik Sol Parti Grubu adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bu madde, farklı dil ve lehçelerde yayın konusunu düzenliyor. Bugün teknolojinin ve iletişimin ileri derecede ve baş döndürücü derecede gelişmeler kaydetmesi; sınırları, yasakları, engelleri delmektedir; bu, hepimizin malumudur. Bölücü örgütü destekleyen malum televizyon kanalının lisansının Türkiye tarafından iptal ettirilmesinden sonra, şu anda, benzer melanette yayın yapmakta olan tam dört adet televizyon kanalı bulunmaktadır. Bunlar, lisanslarını bir ülkeden, kuruluşlarıyla ilgili şirket sorunlarını bir başka ülkeden, yayınlarını daha bir başka ülkeden yapmaktadır ve Türkiye’nin birçok yerinde de seyredilmektedir. Bununla, Türkiye’de farklı bir bakış açısıyla yayıncılığa bakılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Yasak, ilgiyi tahrik etmektedir. Oysa ki, devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmadığı sürece yöresel dillerde yayın yapılmasının, devlet kontrolü altında yayın yapılmasının, daha önce imzaladığımız uluslararası anlaşmalar ve belgeler çerçevesinde, sakıncalı olmayacağı ortaya çıkmıştır. Yayın, Türkçe de olsa, başka dillerde de olsa, cumhuriyetin temel prensiplerine, Anayasamıza uygun olduğu sürece yasak olmaktan çıkarılmalıdır; çünkü, çağdaş yayıncılık ve çağdaş yayın imkânları, böyle bir yasağın uygulanmasını imkânsız hale getirmektedir. Avrupa Birliğiyle ilgili, hele de bu maddeyle ilgili temel kaygı şu: Böyle bir maddenin kabulü, devletimizin temel ilkelerini zedeleyecektir, cumhuriyeti zayıflatacaktır. Bu duyarlılığı, bu kaygıyı, elbette, saygıyla karşılamak lazım. En temel kaygı, ulus devletin, artık, sona ereceği kaygısıdır; ancak, bu kaygı, tümüyle kaygıdan ibarettir, evhamdan ibarettir. Gerçi, böyle olmasını temenni eden dışarıda ve içeride aydınlarımız, çevrelerimiz fazlasıyla mevcuttur; ama, böyle bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını... Avrupa Birliğine üye olmak isteyen, sadece on yıl önce bağımsızlıklarına kavuşmuş, devlet hüviyetini kazanmış olan onlarca devletin Avrupa Birliğine üye olmak için sıraya girmeleri nasıl açıklanabilir? Fransa -ki, üniter devlet yapısının en yoğun olduğu, en kesin olduğu ülkelerin başında gelir- Avrupa Birliği şartlarında ulusal birliğini koruyabiliyorsa, Türkiye Cumhuriyetinin koruyamayacağına dair bir kuşkunun olmaması gerekir. Avrupa için, elbette belli yetkilerin devri gerekmektedir; ama, bu, egemenlik haklarından vazgeçmek anlamına gelmiyor ve gelmeyecek de. Avrupa Birliği konusundaki sorun, baştan beri Büyük Millet Meclisine de yansıyan sorun, Avrupa Birliği üyeliğinin cennete kavuşma gibi görülmesiyle, Avrupa Birliğine katılımın Türklükten ve İslamiyetten kopma olarak algılanmasından kaynaklanıyor. Cennete ulaşmak isteyenler “tren kaçıyor” diye bir söylem yarattılar. Bu arada “ne pahasına olursa olsun treni yakalamalıyız” diye feryat edilmesi de “kayıtsız şartsız Avrupa Birliğine evet diyelim” pankartları da bir teslimiyetçi hava doğurdu. Avrupa Birliğine karşı tereddüt ve kutuplaşmanın arkasında bunlar yatıyor. Milliyetçi Hareket Partisinin Avrupa Birliğiyle ilgili bazı düzenlemelere karşı çıkışının temelinde sanıyorum bu teslimiyetçi havanın da rolü büyük oldu. Kopenhag Kriterlerinin uygulamaya konulması, kültürel hakların tanındığı istikrarlı bir demokrasiye yardımcı olmakta ve olacaktır. Sözlerimi tamamlarken, bir İspanyol bilim adamının belirttiği gibi “Avrupa Birliği üyeliği milliyetçilikten uzaklaştırıyor izlenimi verirken, farklı bir yönde yeniden milliyetçiliği körüklüyor.” Buna örnek olarak da, ünlü ve kanlı terör örgütü ETA’nın, bu yüzden, Avrupa Birliği içinde İspanya’dan kopma umudunu iyice yitirdiği için yeniden kanlı teröre yönelmesini göstermişti. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tan... AHMET TAN (Devamla) – Görüldüğü gibi, Avrupa Birliğinde kimse milliyetinden de, milliyetçiliğinden de vazgeçmemektedir. Türkiye de, Avrupa Birliği içerisinde Atatürk milliyetçiliğini sürdürecektir. Saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisinde. Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, Yüce Parlamentonun muhterem üyeleri; sözlerimin başında, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önemli bir dönüşüm ve sıçrama noktasındayız; zamanın ve mekânın tarifi bu. Aynen, Buğra Han’ın, şamanizmden İslamiyete geçişi, aynen, Atatürk’ün, saltanattan cumhuriyete geçişi gibi büyük bir dönüşüm bu. Bu medeniyeti, keşke, biz kurabilseydik, keşke, onlar bize gelseydi; ama, tarih kusurlu, şartlar kusurlu, devletin aklı kusurlu, dedelerimiz kusurlu, belki de, torunlarımızın dedeleri olacak bizler kusurlu. Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği, ötelenemeyecek bir büyük millî hedef. Gelinen bu nokta, devletimizin aksak, milletimizin şuurlu ve siyasetimizin ortak tercihidir, herhangi bir parti tarafından sahiplenilemez. Şu anda uyum yasalarını görüşüyoruz. Uyum yasalarının kusurları olabilir, bana göre de kusurludur, noksanları olabilir, bana göre de noksandır, noksanları vardır; ama, şu anda oyladığımız, bu yasalar değil, aziz milletimizin geleceğidir, insan haklarıdır, ekonomik haklarımızdır ve teminatımızdır. Değerli arkadaşlar, her büyük dönüşüm, büyük dirençler doğurur; toplumda doğurur, birinci sorumlu aktörlerinde doğurur. Bugün, bu teklifi bütünsel oylamalarda parmaklarıyla reddeden irade, Avrupa Birliği projesine direnç iradesidir. Bu, tarihî bir tespittir. CAHİT TEKELİOĞLU (Mersin) – Bravo sana!.. AHMET İYİMAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu projenin karşısında olabiliriz; ama, tehlikeli bir eğilimi, kürsüdeki tavırlardan, Genel Kuruldaki oluşumlardan, sanki ayak seslerini duyarak gözlüyor gibiyim. Bu kamplaşma tehlikeli olur arkadaşlar. Tarih, dersimizdir, tecrübemizdir; ama, ondan sendromlar değil, çözümler üretmeliyiz. Meseleye, sosyolojinin aklıyla ve Avrupa Birliği pratiğiyle, gerçeğiyle, Romanyasıyla, Bulgaristanıyla, belki yarın Ermenistanıyla bakmamız gerekir. Büyük tehlike diyoruz. Saygıyla karşılarım iddiayı. Deniliyor ki, bu kanundan, bu projeden yeni bayrak doğar. Deniliyor ki, bu projeden yeni millet doğar. Buna hangimizin tahammülü olabilir? Deniliyor ki, bu projeden, azınlıklara tanınan mülkiyet yoluyla, vakıflar yoluyla örtülü egemenlik doğar. Bu büyük tehlikeleri hangimiz bir tarafa atabiliriz, hangimiz bu tehlikeleri önleme uğruna canımızı vermekten kaçınabiliriz? O zaman, bu tehlikelerin ciddiyetine inanılıyorsa, sorarlar, hükümette kalmak mı önemli, bunları önlemek mi önemli? Eğer, hükümet meselesi yaparak, koalisyon meselesi yaparak bu büyük tehlikeleri önlemek mümkün ise ve bu tehlikeleri önlemekten kaçınılıyor ise “ben koalisyonda kalayım, muhalefetle anlaşın, ben ret vereyim, sizin bunu desteklemenize karşı çıkmıyorum” diyebiliyorsanız, tehlike iddianız zaaf değil, sıfır noktasına raci olur. Bugün bile, yarım saat içerisinde istifa yoluyla hükümet sona erer, müstafi Bakanlar Kurulunun kararı olmadıkça -ki, orada olacaksınız- İçtüzüğün 78 inci maddesine göre, müzakereler derhal kesilir ve bu büyük tehlikeyi önlemiş olursunuz... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen efendim... AHMET İYİMAYA (Devamla) - ... Ama, eğer inanıyorsanız ve buna rağmen tehlikeyi önleme girişiminde bulunmuyorsanız, bunu ben tavsif etmem, bunu tavsif edecek kelimeleri kullanmam benim edebime yakışmaz. Fakat, istifa etmiyor ve bunu da önlemiyorsanız, o zaman, gerçekçi değilsiniz, seçim meydanları için malzeme üretiyorsunuz derim. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Söz sırası Yeni Türkiye Partisi Grubunda efendim. Hakkâri Milletvekili Sayın Evliya Parlak; buyurun. (YTP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. YTP GRUBU ADINA EVLİYA PARLAK (Hakkâri) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; ben de, görüşülmekte olan kanun teklifinin 8 inci maddesi üzerinde, Yeni Türkiye Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuza çıkmış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, çağdaş Türkiye’yi kuran Büyük Atatürk bize hedefi göstermiştir; çağdaş uygarlığı yakalamak hedefimiz olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, bu hedefe paralel olarak 1959’dan itibaren başlayan bir mücadele nihayet bu noktalara kadar gelmişse, hepimiz övünmek durumundayız. Gerçekten, kırküç yıla yakın bir mücadelenin sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliğine aday olma noktasında, 2000 yılında Katılım Ortaklığı Belgesini imzalamış ve aday ülkeler sıralamasına girmiştir. Daha sonra, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Ulusal Programın hedeflerini belirlemiş, onaylamış, yayımlamıştır. Bu Ulusal Programda, Avrupa Birliği ülkeleri, önümüze, hangi koşullarla aday olacağımızı sıralamıştır. Biz de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, bu koşulları kabul etmişiz ve yerine getireceğimizi taahhüt etmişiz. İşte, bu paketin içindeki her madde, bu taahhüdün bir gereğidir. Dolayısıyla, biz, eğer, Avrupa Birliğine, gerçekten, aday olmayı değil de, üye olmayı hedeflemişsek, en kısa sürede gerekenleri yapmamızdan daha doğru bir şey olması mümkün değildir. İşte, bu onur, bu şeref, gerçekten, oybirliğine yakın bir oranda erken seçim kararı alan 21 inci Döneme mal olmuştur. Bu 8 inci maddeyle ne getiriliyor: Fiilen mevcut, teknik ve iletişim sebebiyle önleyemediğimiz birtakım yayınların yasal çerçeve içerisinde yapılabilmesine olanak getiriliyor; çünkü, kabul ettiğimiz taahhütnamelerden biri şudur: Avrupa Birliğine dahil ülkeler bize demişlerdir ki, ey Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkenizin sınırları içinde yaşayan çok insan vardır, anadilleri değişiktir, mahallî lehçeleri değişiktir. Bunlar, özgürce, birtakım yayın araçlarından yararlanamıyorlar. Siz bunu tanıyacak mısınız? Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Devleti de, evet ben bunu taahhüt ediyorum demiştir. İşte biz bunun gereğini yapıyoruz. Değerli arkadaşlar, bölge insanı olarak şunu arz edeyim ki, hepimiz de biliyoruz, biliyorsunuz, gezenler biliyor, görmeyenler de mutlaka biliyordur bunu: Bugün bütün köylerde, mezralar dahil hangi evin üstüne bakarsanız -toprak damlı da olsa- çanak antenler vardır. Bunların hepsi, MED TV başta olmak üzere çok sayıda yayını zaten izliyor ve bu yayınlar, maalesef, Türkiye Cumhuriyetinin lehinde değil, vatandaşı devlete yaklaştıran değil, devletin yaptıklarını doğru anlatan değil; bilakis, terör örgütlerine yönlendiren zehir dolu fikirlerle doludur. Şimdi biz ne yapıyoruz; bunun yerine -elbette ki, yasal düzenlemeler zaten yapılıyor RTÜK Yasasında, kontrol getiriliyor- Anayasanın çerçevesi içerisinde olmak koşuluyla, bu insanlarımıza, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, gerçek, doğru bilgiler aktarma yolu açılıyor. Bundan bölücülük doğmaz, bütünleşme doğar. (YTP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, iki gün oldu. Sıkıyönetimle beraber 22 yıldır devam eden olağanüstü hal 2 ilde kalktı, 2 ilde de 4 ay sonra kalkacak. 19 Haziranda da söylemiştim, samimiyetimle söylüyorum burada bir kez daha: Olağanüstü halin kalkmasını insanların yüzde 99,9’u sevinçle karşılamış; ama, belki 1 000’de 1’i üzüntüyle; çünkü, elindeki bir silahı alıyorsunuz. İşte anadilde yayın da aynıdır, anadilde öğrenim de aynıdır. Yani, bölge insanımızı, gençlerimizi, vatandaşlarımızın güzel duygularını istismara vesile oluyor. Bu vesileyi ortadan kaldırıp... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Efendim, lütfen toparlar mısınız. Buyurun. EVLİYA PARLAK (Devamla)- Bundan sonra, 20 senedir ülke olarak hepimizin zarar gördüğü o terör dönemine bir daha ulaşmak istemiyorsak, yasakları kaldırmaktan korkmayalım. Ben bir kez daha bu kürsüden kaset konusunu söylemiştim: Benim anadilim Kürtçedir; müziği de severim, dinlerim de. Yasak olduğu zaman kimde bulsam yalvararak alıyordum, rica ediyordum; çünkü yoktu. Ne zamanki serbest oldu, gerçekten bandrole bağlandı, hakikaten, o şevk, o heyecan, o arayış kalmadı kimsede; ne bende ne de bir başkasında. Şimdi, bu yayınların serbest olmasının yasal çerçevelere alınması bu bütünlüğü sağlayacaktır; korkulacak hiçbir şey yoktur ve ben, gerçekten, bu Yüce Meclisi bir kez daha kutlamak istiyorum; saat 01.00 ve hemen hemen 12 saate yakın bir süredir çalışıyoruz; belki, daha 6-7 saat daha sürecek; ama, bundan sonra gelecek çocuklarımıza, evlatlarımıza, Avrupa Birliğine katılımı sağlayacak böyle bir düzenlemeyi yaptığımız için de ve bu Meclisin bir üyesi olduğum için de onurla bunu ifade ediyorum. Yüce Heyetinizi, bu kıvançla, saygıyla selamlıyorum. (YTP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Madde üzerindeki görüşmeler bitti. 2 adet önerge vardır; önce aykırılık derecesine göre okutup, sonra en aykırı önergeden başlayarak, işleme koyacağım. 1 inci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 8 inci maddesinin ikinci paragrafının birinci cümlesinde “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve resmî dilin ve eğitim dilinin Türkçe olması temeline” ibaresinin ilave edilmesini, ayrıca, aynı paragrafın son cümlesinde “üst kurulca” ibaresinden sonra gelmek üzere “belirtilen temel ilkeler dikkate alınarak” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.
BAŞKAN – Şimdi, en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci maddesinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz. Saygılarımızla.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkanım, bu önergeler tutanaklara geçiyor. Burada bir zühul var, düzeltirsek, faydalı olur; “maddesinin madde metninden çıkarılması” olmaz, madde metninden madde çıkmaz, “tekliften maddenin çıkarılması” diye düzeltelim, tutanaklara öyle geçsin. BAŞKAN – Evet, öyle düzeltelim. Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin 8 inci maddesinde, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında konuştukları dil ve lehçelerde yayın olanağı tanıyan, böylece iletişim özgürlüğünü çağdaş bir anlayışla genişleten, ancak, bu olanağın cumhuriyetin niteliklerine, devletimizin üniter yapısına, ulusal birliğimize ve ülke bütünlüğümüze aykırı amaçlarla kötüye kullanılmaması için gerekli önlemleri ihmal etmeyen bir düzenleme yer almaktadır. Önergeye bu nedenle katılmıyoruz. BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Sait Gönen, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MUSTAFA SAİT GÖNEN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 8 inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde konuşmak istiyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye, farklı din, dil ve kültürlere mensup insanların hoşgörü içinde bir arada yaşadığı evrensel bir imparatorluğun varisidir. Farklılıklardan ziyade, ortak noktaları önplana çıkaran bu evrensel formülasyon, zengin tarih ve kültür mirasımızın önemli bir unsurudur. Sayın milletvekilleri, burada size şunu hatırlatmak istiyorum: 1900’lü yıllarda önplana çıkan iki liderden bahsetmek istiyorum; biri cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, diğeri Mareşal Tito; biri üniter yapıyı önpalana alan bir devlet modeli geliştirmiş, diğeri ayrılıkları önplana alan bir devlet modeli geliştirmiş. Bugün Yugoslavya’nın durumunu ve Türkiyemizin durumunu dikkate almanızı istirham ediyorum. Yani, bu topraklarda “Türk” kelimesi bin yıldan daha fazla bir arada yaşamış, aynı tarihi ve aynı kaderi paylaşmış olan vatan evlatlarının kültürel bir millî mutabakatının üst kimliğidir. Türkçe de, bu üst kimliğin birbiriyle anlaşabildiği yegâne dildir. Değerli arkadaşlar, anadilde yayın hakkının eğitim hakkıyla bir arada ele alınması gerekir. Bunda temel problem, birkısım Türk vatandaşlarının farklı kültürel özelliklerinin bir hak olarak kabul ve tescil edilip, bunun yasalarla düzenlenmesidir. Böylece, bu farklı özelliğe, hukukî sonuçlar doğuracak bir statü tanınmış olacaktır. Bu, millî bünyemizi ve ahengimizi bozacak, farklı dilleri kullanan kardeşlerimiz için de en büyük kötülük olacağına inandığımız azınlık statüsüdür ve bu bir dayatmadır. Bakın değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği ülkeleri, bu birliği oluştururken kendi aralarında “her ülke kendi azınlığını kendi belirler” kararı almışlar ve birlik üyesi ülkelere baktığımızda, bunun bir sonucu olarak, Musevî cemaati birlik üyelerinden birinde azınlık statüsündeyken, bir başka birlik üyesinde azınlık statüsünde değildir ve bugün bize Türkiye Cumhuriyetinin azınlıkları Lozan’la belli olduğu halde “sendeki azınlıkları ben belirlerim” statüsü dayatılmak istenmektedir. Kürtçe yayın hakkı ve Kürtçenin yayın alanında kullanımının kurumsal bir biçimde geliştirilmesi PKK, KADEK tarafından Kürt birliğinin demokratik yollardan tescili için önemli bir araç olarak görülmektedir. Bu yayınlar, haber programları ve kültürel amaçlı programları mı kapsayacak; yoksa, bu, bütün lehçelerin ve ağızların öğretilmesini mi amaçlayacak? Eğitim programları mı olacak; yoksa, oylarınız sayesinde, terör örgütü PKK ya da KADEK’in meşru iletişim ve haberleşme ağı halini mi alacak?! Değerli arkadaşlar, tekrar düşünün; Türk Milleti ve tarih önünde mahkûm olmak istemiyorsanız, tekrar düşünün. Şunu bilin ki, iki gündür burada sergilenen teslimiyetçi, zavallı tavır, bu milletin gözünden kaçmayacaktır. Aslında, süren tartışmalara biraz dikkatli baktığımızda, Tanzimattan bu yana devam eden zihniyetin temsilcilerinin manevralarını görürüz. Bu zihniyet, Batılı olmayı Batıcı olmak olarak algılayan arızi bir düşüncenin ürünüdür. Bu kürsüden bir sayın genel başkanın dediği gibi, kimsenin zorlaması olmadan, Batı medeniyetine girme kararı falan almadık. Avrupa Birliğine girsek de girmesek de, Batı Avrupa medeniyetinin onurlu bir parçasıyız; çünkü, biz, Afrika ya da Uzak Asya’da yeni devlet olmuş bir kabile değiliz; çünkü, biz, Yüce Parlamentoda, şöyle kafamızı kaldırdığımızda, kurduğumuz 16 imparatorluğu sergileyen 16 floresans görürüz; çünkü, Türk-İslam kültür ve medeniyeti olarak, yüzyıllarca, Batı medeniyetine çok önemli katkılarda bulunduğumuza inanırız. Ve diyoruz ki, bu millet, 1856 Tanzimat Fermanından bu yana, bugünlere, çok Mustafa Reşit Paşalar, ademi merkeziyetçi Prens Sebahattinler, jön Türkler, Abdülhamit Hana suikast yapmak isterken öldürülen Ermeni komitacılara ağıt şiirleri yazabilen Tevfik Fikretler görmüştür. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA SAİT GÖNEN (Devamla) – Ama, hiçbirine itibar etmemiştir. Bugün de, ne o geleneğin temsilcileri olan kayıtsız şartsız teslimiyetçilere, ne kendileri dünyanın her türlü nimetinden faydalanırken, umut bağlayanları cennet vaadiyle kandıranlara, ne bugünlerde -moda tabiriyle- beyaz Türklere ne yirmidört saatlik çizgisinde bile bir istikrarı tutturamayanlara ne de yıllarca savunduğu fikirlerin arkasında durabilecek erdemi ve yüreği gösteremeyen değişimcilere de itibar etmeyecektir. Onlar da şimdilik, kendi tabirleriyle “birkısım medyanın” desteğiyle mutlu olsunlar; ama, bugün, bizleri üzen ve düşündüren, dün, ülkü ve gönül birliği yaptığımız, bugün başka çatılar altında ikbal arayan arkadaşlarımızın iki gündür sergiledikleri zavallılıklardır. Hepinize saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir efendim. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 8 inci maddesinin ikinci paragrafının birinci cümlesinde “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve resmi dilin ve eğitim dilinin Türkçe olması temeline” ibaresinin ilave edilmesini, ayrıca, aynı paragrafın son cümlesinde “üst kurulca” ibaresinden sonra gelmek üzere “belirtilen temel ilkeler dikkate alınarak” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla. Mehmet Sağlam (Kahramanmaraş) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında konuştukları dil ve lehçelerde yayın, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine eklenen bir düzenleme şeklindedir. Bu maddede, yayınların Türkçe yapılmasının esas olduğu hükmü yer almaktadır. Aynı maddede, bütün radyo, televizyon ve veri yayınları için geçerli olan yayın ilkeleri arasında, Türkçenin, millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak, çağdaş, kültür, eğitim ve bilim dili halinde gelişmesinin sağlanması da bulunmaktadır. Ayrıca, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikte, bu konudaki temel ilkelerin gerçekleşmesine yönelik düzenleme yapılması doğaldır. Bu nedenlerle, önergede yer alan ibarelerin eklenmesine gerek yoktur; önergeye, bu nedenlerle katılmıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar [!]) BAŞKAN – Sayın Sağlam, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günün bu saatinde fazla vaktinizi almak istemiyorum. (MHP sıralarından “Alma, alma” sesleri) Önergemizde, sadece, ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir. Bu yayınlar, cumhuriyetin, Anayasada belirtilen temel niteliklerine “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz” deniliyor. Biz, bu, bölünmez bütünlüğünden sonra “ve resmî dilin ve eğitim dilinin Türkçe olması temeline aykırı olamaz” diyoruz. Sadece, bu yayınlarda, bir kere daha, Anayasanın amir hükmü olan, resmî dilin ve eğitim dilinin Türkçe olmasını vurgulamaya çalışıyoruz. Ayrıca da, RTÜK, yani, Üst Kurula, lütfen, bu usul ve esasları tesbit ederken, belirtilen temel ilkeleri dikkate al diyoruz. Bunun, hiçbir zararı olmadığı gibi, bazı yayınların, sadece farklı dil ve lehçede yayın yapılırken, hiçbir zaman, Anayasanın resmî dille ilgili, eğitim diliyle ilgili hükümlerinin ihmal edilmemesini vurgulamaya çalışıyoruz. Neden; şimdi, başından itibaren, Türkiye’de, Ulusal Programdaki eğitim dili ile anadilin öğrenilmesinin önündeki engellerin kaldırılması meselesi karıştırıldı. Binlerce genç, daha üniversitede, eğitim dilini farklı dilde istiyoruz diye gösteriler yaptı. Burada, Avrupa Birliğiyle ilgili, özellikle Ulusal Programla ilgili, gerçekten Avrupa’nın bizden ne istediğini, bizim Ulusal Programa ne yazdığımızı, gençlerimize de, medyamıza da, gazetelerimize de, hatta bazı devlet adamlarımıza da anlatamadığımız anlaşılıyor. Eğitim dilinin Türkçe’den başka bir dil olmasını bizden isteyen yok, Ulusal Programda böyle bir hüküm yok; dolayısıyla, RTÜK’le ilgili, yayınlarla ilgili konuda da, resmî dilin ve eğitim dilinin -tekrar vurguluyorum, bir dili öğrenmek başka bir şey- Türkçe’den başka bir dil olması konusunda herhangi bir hüküm yok. Anayasanın amir hükmü bu; bunun için bunu koymaya çalıştık. Gerçekten Komisyonumuzun ve Sayın Bakanımızın buna karşı çıkmasını da anlayamadığımızı, doğrusu, burada ifade etmek zorundayım. Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... İhtilaf var efendim; oylamayı elektronik cihazla yapacağım. Sayın Mehmet Sağlam ve arkadaşlarının önergesinin oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir. 8 nci maddeyi oylamadan önce, açık oylama talebi vardır; arkadaşlarımın isimlerini okuyup, burada olup olmadıklarını arayacağım. Adnan Fatin Özdemir?.. Burada. Mehmet Telek?.. Burada. Mükerrem Levent?.. Burada. Nesrin Ünal?.. Burada. Basri Coşkun?.. Burada. Ali Özdemir?.. Burada. Yener Yıldırım?.. Burada. Ayhan Çevik?.. Burada. Cumali Durmuş?.. Burada. Mustafa Gül?.. Burada. Ali Gebeş?.. Burada. Kemal Köse?.. Burada. Sedat Çevik?.. Burada. İbrahim Halil Oral?.. Burada. Vedat Çınaroğlu?.. Burada. Abdurrahman Küçük?.. Burada. Orhan Şen?.. Burada. Hidayet Kılınç?.. Burada. Nidai Seven?.. Burada. İrfan Keleş?.. Burada. Mustafa Verkaya?.. Burada. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri, oylama için 5 dakikalık süre veriyorum. Oylamayı başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin 8 inci maddesinin açık oylamasına 381 sayın milletvekili katılmış olup, 267 kabul, 114 retle 8 inci madde kabul edilmiştir. Saat 02.00’ye kadar ara veriyorum efendim. Kapanma Saati: 01.43
|
| © Kitêbxaneya Kurdî | 21-06-2003 |