Kurdish Library

TBMM 125. Birleşimi

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati : 02.05

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Mehmet AY (Gaziantep)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 125 inci Birleşimin Altıncı Oturumunu açıyorum.

890 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020) (S.Sayısı: 8909)

(Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve hükümet burada.

9 uncu maddede kalmıştık.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. – A) 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (6) numaralı bendinde geçen “bu Kanunun ek birinci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar” ibaresi, “bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçlar” şeklinde değiştirilmiştir.

B) Basın Kanununun 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 21. – 9 uncu maddenin birinci fıkrası ile 11 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenler, on milyar liradan otuz milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler.

9 uncu maddenin son fıkrasına göre yayımı durdurulan mevkutenin yayınına beyanname vermeden devam edenler, yirmi milyar liradan altmış milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.”

C) Basın Kanununun 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 22. – Hakikate aykırı beyanname veren kimse, fiil başka bir suç oluştursa bile yirmi milyar liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir.”

D) Basın Kanununun 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 24. - 12 nci maddenin birinci fıkrası hükmünü yerine getirmeyenler hakkında otuz milyar liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.”

E) Basın Kanununun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 25. - 13 üncü maddede yazılı şart ve vasıfları haiz olmayan kimseleri çalıştıranlar, onbeş milyar liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.”

F) Basın Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yukarıdaki fıkralar hükümlerine aykırı hareket edenler, yirmi milyar liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.”

G) Basın Kanununun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu yasağa aykırı hareket edenler, on milyar liradan otuz milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.”

H) Basın Kanununun 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu defter tutulmadığı veya deftere noksan ve yanlış malûmat geçirildiği veyahut savcılıkça talep vukuunda defter ve ihtiva etmesi gereken hususlar gizlendiği takdirde mevkutenin sahibi veya onun mümessili, bir milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir.”

BAŞKAN – Efendim, 9 uncu madde üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer; buyurun efendim. (SP sıralarından alkışlar)

SP GRUBU ADINA MUSTAFA GEÇER (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu maddesi üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi selamlıyor; saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, aslında çok önemli bir teklif paketini, teklif demetini görüşüyoruz. Bu, gerçekten Türkiye'nin yapısal dönüşümüne hizmet edecek bir tekliftir, belki de geç kalmış bir tekliftir. Daha geniş kapsamlı ele alınabilirdi; ancak, şu aşamada ele alınmış durumda.

Kırküç yıldan beri tek taraflı aşk ilanıyla kapısında beklediğimiz Avrupa Birliğinin, acaba aşkımıza cevap verir mi düşüncesiyle, bu tip, işte, Avrupa müktesebatının iç hukuka taşınması adına verilmiş Ulusal Program çerçevesinde çıkarmayı taahhüt ettiğimiz yasa demetlerinin bir parçası olarak bunu düşünüyorum; ancak, tüm arkadaşlarımızın, aslında, bunu, Avrupa Birliğinin bizim teklifimize cevap vermesi adına değil, gerçekten milletimizin ihtiyacı olduğu düşüncesiyle bunların çıkarılması gerektiğine inandığına da inanıyorum.

Gerçekten, şu aşamada, millî sınırlar içerisine hapsolmuş devlet modelinden, artık, ulusüstü devlet birlikteliklerine doğru açılan dünya ufkunda, Türkiye’yi de, kendi millî sınırları içerisine hapsolmuş bir ülke olmaktan çıkarıp, insanlığın ürettiği değerleri ve teknolojiyi ülkeye ithal etmek ve ülkemizin ürettiği değerleri de evrenselleştirmek adına böyle bir dönüşümün olması gerektiğine inanıyorum.

Avrupa Birliği kurulduğundan bu tarafa nerede duruyor, biz nerede duruyoruz? Aslında, demin, arkadaşlarımız, bizim Partimizle ilgili de bazı şeylerde bulundular. Aslında biz yerimizde duruyoruz, Türkiye de yerinde duruyor 43 yıldan bu yana, ama, Avrupa Birliği yerinde durmuyor. Durduğuna inanmıyorum; çünkü, Avrupa Birliğinin 50’li yılların başında kömür, çelik ve atom birliği olarak teşekkül ettiğini, üç devlet tarafından desteklendiğini; daha sonra, bünyesine başka ülkeleri de katarak, diğer emtiaların ve sermayenin de dolaşımını sağlayacak şekilde Avrupa Ortak Pazarı, Avrupa Ekonomik Topluluğu halinde niteliksel bir değişikliğe gittiğini, daha genişlediğini; daha sonraları, ekonomik boyuttan daha fazla biraz da siyasal boyutu ön plana çıkararak Avrupa Topluluğu haline geldiğini görüyoruz; şu anda da, aslında tamamen siyasî boyut ön plana çıkarılarak, yani ekonomik birliktelikten öte siyasî birlikteliğin sağlanması adına bir Avrupa birleşik devletlerinin oluşumuna yöneldiğini görüyoruz ve fizikî olarak da çok genişliyor; bir taraftan Estonya, Letonya, Litvanya, öbür taraftan Portekiz, Kıbrıs gibi çok geniş bir alana yayılıyor; 3 üyeden 9’a, 9’dan 12’ye, 15’e, derken 25’e doğru gidiyor. Nerede duracağı ve hangi keyfî değişiklikleri, vasıfsal değişiklikleri de göstereceğini şu anda bilmiyoruz; ancak, şunu söyleyebiliriz ki: Avrupa Topluluğunu, direkt, vazgeçilmez bir unsur, olmazsa olmaz şart olarak ve katıldığımız zaman, kendimizi içerisine attığımız zaman her şeyimizin hallolacağı, işsizliğin önleneceği, Türkiye’nin kalkınacağı ve sorunlarımızın hallolacağı bir düş olarak da görmüyoruz. Biz, burada, Avrupa Birliğinin bu vasfından öte, Avrupa Birliği kriterlerinin Türkiye’ye taşınması adına buna destek veriyoruz. Bunu ayırt etmek lazım; çünkü, Fransız İhtilaliyle birlikte oluşan ulusal devlet anlayışından, şu anda, ülkeler ve uluslar, ulus üstü devlet birlikteliklerine doğru gitmektedir. Bu birlikteliğin içinde, elbette ki, kendi ulusal birlik bütünlük ve kimliğimizi koruyarak, o birliğin nimetlerinden faydalanma amaçlanmaktadır.

Burada, Avrupa Birliği de aslında tek alternatif değildir. Bunun yanında, Türkiye’de, çok partili hayattan sonra, hatta, tek partili hayattan önce de, Balkan Paktının Atatürk zamanında kurulması ve ondan sonra, yönetme veya kararla yönetme bilincini ve kararlılığını ortaya koyan hükümetlerin, mesela, Demokrat Parti zamanında bir Bağdat Paktının, Refahyol zamanında bir D-8 kuruluşlarının da bu ulus üstü birlikteliğin bir modeli olduğunu burada vurgulamak istiyorum. Yani, Türkiye çaresiz değildir; ancak, Türkiye, gerçekten, uluslar üstü bir anlayışın, küreselleşmenin zorladığı ulusal sınırlar dışına çıkarak, dünya devleti olma çabası içerisinde, bu müktesebatın da Türkiye’ye taşınması gerektiğini bilmesi gerekir ki, bugün, siyasî partilerimiz de tamamına katılmakta. 57 nci hükümet de, 795 sayfalık, Karınca Duası gibi, küçük puntolarla yazılmış bir Ulusal Programı sunmuş, bunu taahhüt etmiştir. Bunun gereğinin bir kısmı şu anda yerine getiriliyor.

Biz, Avrupa Birliği müktesebatını aslında niçin istiyoruz; demokrasinin önündeki birtakım engelleri kaldırma ve Parlamentoyu vesayet altına almış odakları sivil demokrasiye çekme adına bunu istiyoruz. Aslında, bir devlet yapısının insanların temel hak ve hürriyetlerini, insanımızın temel hak ve hürriyetlerini ve onların kullanım alanlarını genişletmesi adına bunu istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Geçer, toparlayın lütfen.

MUSTAFA GEÇER (Devamla) – İnsan haklarının genişletilmesini, devletin bekasından ve birliğinden taviz vermek olarak algılayan bir mantığı terk edip, insan hak ve hürriyetlerinin alabildiğine teneffüs edilebileceği bir ülke yapısının oluşması için biz bunu istiyoruz. Devleti bir Bedevî çadırı veya bir kabile çadırı olmaktan çıkarıp, dünya devleti olma adına bu kriterlerin Türkiye’ye taşınmasını istiyoruz. Yoksa, tek taraflı bir aşkla, Avrupa Birliği bizim aşkımıza cevap versin, onlara taahhütlerimizi yerine getirelim adına istemiyoruz.

Bu vesileyle, bu düzenlemenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Zaten, 9 uncu maddede de Basın Yasasıyla ilgili değişiklikler var. Burada, hürriyeti kısıtlayıcı cezalar para cezasına çevriliyor. Cezalar biraz yüksek konulmuş; ama, enflasyon böyle giderse onu da dengeleyeceğine inanıyorum ve bunun hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisinde.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan...

HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Vazgeçtik.

BAŞKAN – Vazgeçtiniz. Teşekkür ediyorum efendim.

Milliyetçi Hareket Partisi adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazif Okumuş?.. O da yok.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Tan; buyurun.

Sayın Ahmet Tan, eski Bakanımız; aynı zamanda, basın emekçisi. Sütununu bile elinden aldılar; mağdur arkadaşımız.

Buyurun.

DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, saat 2’de sizlere hitap etmek, mikrofonu meşgul etmek fazla sevimli bir hadise değil; ancak, burada, bir vasiyetname mi dersiniz, yoksa, gelecek Parlamentoya bir akit mi dersiniz, iki dönemdir komisyonlarda görev yapan, başkanlık yapan bir arkadaşınız olarak bir iki noktaya işaret etmeden gitmeyi uygun görmedim. İzninizle bunları ifade etmek istiyorum. Maddeye bağlı kalmayacağımı fark ettiniz. Bu saatten sonra, Avrupa Birliğine doğru yola çıkmış TIR şoförleri gibiyiz. Biraz evvel çorba molasını da aldık. O yüzden, beni bağışlayacağınızı umuyorum.

Şimdi, efendim, burada, Avrupa Birliğiyle ilgili bütün kriterleri yerine getirsek bile, mevzuattaki değişiklikleri gerçekleştirsek bile, Amsterdam Anlaşmasının 49 uncu maddesine göre bu kriterler yerine gelmiş dahi olsa, müzakere tamamlanmış dahi olsa, bizim, Avrupa Birliğindeki kaderimizi tayin edecek olan, Avrupa Birliği Parlamentosundaki oylamadır, buradaki milletvekilleridir ve salt çoğunlukla Türkiye’nin öteki üyeler gibi kaderi belirlenmektedir. Bizim, bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Avrupa Parlamentosuyla, sadece ve sadece, başkanlığını Sayın Kürşat Eser’in yaptığı Karma Parlamento Komisyonu aracılığıyla bir ilişkimiz vardı. Oysa, Avrupa Parlamentosunun üyeleriyle Büyük Millet Meclisinin -vatandaşın deyimiyle adam adama ilişki- markaj yapması, adam adama ilişki kurması gerekirdi. Bunun için, Büyük Millet Meclisinin altyapısı olduğu halde, bu konuda bir irade ortaya koymadı. Altyapı derken, dostluk gruplarımız vardı. Dostluk grupları, maalesef yeterince çalıştırılamadı ve Büyük Millet Meclisinin gücünü, Büyük Millet Meclisini hissiyatını, Türkiye’nin hazırlığını, biz, Avrupa Parlamentosuna aktaramadık. O yüzden, bu eksikliğin önümüzdeki Parlamentoda doldurulacağını ümit ediyorum ben.

Özellikle, birebir ilişki kurmanın, müsaadenizle, kendi başımdan geçen bir örnekle ve tutanaklara geçirmek bakımından da ifade etmek istiyorum. Bendeniz, geçen dönemde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiydim, bu dönemde de (AGİT) Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı yaptım, 8 arkadaşımızla birlikte; burada başkanvekilliğine aday oldum.

Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı konusunda küçük bir bilgi de sunmak istiyorum. Avrupa Birliği Parlamentosu, bu AGİT Parlamenter Asamblesinin gözlemcisidir; bütün toplantılarına katılır. O yüzden, bir başka konu da, Avrupa Güvenlik İşbirliği Parlamentosunun bütün üyeleri, aşağı yukarı Avrupa Birliğine ait üyelerinin hepsi iki şapkalıdır; aynı zamanda Avrupa Birliği Parlamentosunun üyeleridir. Burada parlamento diplomasisi çok yoğun bir şekilde işlemektedir. Biz, Büyük Millet Meclisi olarak, bunu, yeterince yerine getiremedik, hatta, hiç yerine getiremedik. Bendeniz, bu Parlamentonun başkanvekilliğine aday olduğum zaman önüme büyük engeller çıkartıldı. Yunan milletvekilleri kürsüden “bu ülkenin cezaevlerinde her gün bir ölü çıkmaktadır, insan haklarına riayet edilmemektedir, idam cezaları kanunlarında yer almaktadır; bunların bu Parlamentoda bulunmaları bile mümkün görülmezken, bir de başımıza Başkanlık Divanına seçilmeleri, başkanvekili olmaları söz konusu oldu; o yüzden, kesinlikle, Türk’ün buraya seçilmesine engel olmalıyız” dediler.

Bir başka handikap da: Biz sosyalist gruba üyeydik. Orada millî gruplar yoktur, biliyorsunuz; ideolojik gruplar vardır; büyük gruplar olarak liberaller orada var, Hıristiyan demokratlar var. Demokratik Sol Partinin Sosyalist Enternasyonal üyesi olmamasından bahisle benim üyeliğimi askıya aldılar; hatta, benim adaylığıma engel olmak için bildiri yaptılar. Karşıma Yunan, Rum yönetiminden birisini çıkarttılar, İsveçli bir eski bakanı çıkarttılar; fakat, ona rağmen, ben, tek başıma, buradaki 7 ayrı arkadaşımızla birlikte –bunların isimlerini de saymak kadirşinaslık olacak; AK Parti’den Sayın Yalçıntaş, MHP’den Ercan Özsoy ve Mehmet Kaya Bey, ANAP’tan Lutfullah Kayalar Bey, Doğru Yol Partisinden Kemal Çelik Bey- yürüttüğümüz adam adama markajla -demin söylediğim ifadeyle- 55 ülkenin 315’i parlamenterinden... Ki, bunların 15’i Amerikan Senatosu ve Amerika Temsilciler Meclisi üyesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tan, bir dakika efendim... Buyurun.

AHMET TAN (Devamla) – Ruslar vardı. Dünyanın 55 ülkesinden 315 parlamenterden oy alarak, bütün engellemelere rağmen, Başkanvekilliğine seçildim ve garip bir tecelliyle, 2004 yılı temmuz ayına kadar!.. Elbette ki, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımızın gayretiyle, bunu, tabiî, kasımdan itibaren, başka bir ülkeden bir başka milletvekilinin seçilmesiyle devam ettirecekler.

Bunları şunun için anlatıyorum: Tek başına çalıştığınız zaman, küçük bir grup içinde çalıştığınız zaman, 55 ülkenin parlamenterlerinden oy alıp çok yüksek bir uluslararası göreve parlamentoda seçilebiliyorsunuz; ama, bunun için ilişki kurmak gerekiyor. Antalya’da bir seminer yaptık, bu arkadaşlarımızı bu seminere getirdik, Mecliste gezdirdik ve böylece kurduğumuz bir ilişkinin semeresini aldık...

BAŞKAN – Sayın Tan, lütfen...

AHMET TAN (Devamla) – Şimdi, aynı yöntemi, bizim, Avrupa Parlamentosuna yönelik uygulamamız herhalde gerekecek. Bunu da, inşallah, 3 Kasımdan sonra burada görev alacak olan değerli milletvekili arkadaşlarımız uygulayacaktır...

Vaktinizi aldığım için sizlere, Sayın Başkana da toleransı için çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. Sağ olun. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, şimdi, söz sırası Doğru Yol Partisinde.

Samsun Milletvekili Sayın Erdoğan Sezgin?..

TURHAN GÜVEN (Mersin) – Vazgeçti efendim...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, ilk çağırdığımda Sayın Okumuş olmadığı için sona koymuştum.

Şimdi, MHP Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazif Okumuş; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şüphesiz ki, her sağlıklı demokrasi için vazgeçilmez bir kurum olan özgür basınımızın çağdaş, gerçekçi, uygulanabilir yasal düzenlemeler çerçevesinde kendisini yenilemesine ve geliştirmesine katkıda bulunmak, Yüce Meclisin olduğu kadar Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun da arzu ve isteğidir; ama, ne yazık ki, ülkemizde siyaset-basın ilişkileri, yakışanın aksine, tamamen kullanma ve kötüye kullanma temeli üzerinde yürütülmektedir; ama, bunda basın patronları ve çalışanları kadar, hatta onlardan çok daha fazlasıyla siyasetçinin de payı bulunmaktadır. Hangi siyasetçinin; pek tabiî ki, kısa günün kârı için her şeyini feda edebilecek kalite ve karakterdeki siyasetçinin. Hangi siyasetçinin; Başbakanlık koltuğu için göze alamayacağı bağlantı olmayan siyasetçinin. Hangi siyasetçinin; kendisini Başbakan olmak için yaratılmış zanneden, bu saplantıya inanmış bir fedai kitlesi edinen siyasetçinin. Siyasetteki ölçüsüz iştahların bu derece etkin olabildiği yerde, mesela, mutlaka Başbakan olmalıyım hırsı içinde veya bunun için her şeye evet diyebilenlerin ve her şeyden çok Başbakanlığı istedikleri bir ortamda, basın patronları da, pek tabiî ki, bu verimli ve kârlı siyasetçi hırsını kullanmaya hem de çok kötü kullanmaya yöneleceklerdir.

Değerli arkadaşlar, onun için, bu konuda dikkatli olunmalıdır, MHP de bu hassasiyeti taşımaktadır; ama, bazıları bizleri anlamıyor, anlamak istemiyor ve MHP’yle uğraşmaktan geri kalmıyor, hatta MHP’yle uğraşmayı vazife görüyor. Bu çerçevede, Millî Nizamın, Millî Selametin, Refahın ve Faziletin iki güncel uzantısına mensup arkadaşlarımızın MHP’ye duydukları öfkeyi de çok iyi anlıyoruz.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Size öfke falan duymuyoruz, sadece acıyoruz.

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Evet, burada, siyasette hiç alınteri dökmemiş, hep hazıra konmasını bilmiş bir arkadaşımız, bir grup başkanvekili, Milliyetçi Hareket Partisine neler söylüyor uzun zamandır izliyoruz, basın toplantılarını da izliyoruz. O basın toplantılarında, 1980’li yıllarda kurulan MÇP’yi hangi rakamların üzerine oturttuğunu ve Milliyetçi Hareket Partisinin, Anadolu’da, Alevî-Sünnî körüklemesi yaptığını iddia edebilecek kadar saplantılarla bu kürsülerden konuştu aylarca. Biz bunları izliyoruz. Ama, hiç alınteri yok, hep hazıra konmuş. Şimdi de hazırda... Onun için, bu tip siyasetçiler, buralarda, Milliyetçi Hareket Partisine bakıp Osmanlının o engin hoşgörüsünü anlatabilecek kadar erdemli takıntılarla konuşma hakkına sahip değiller. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bakın, gazetelere yansıdı, hepsini yakından izliyoruz. Değişikliklerini ortaya koyarak koydukları ilkelerin içerisinde din eksenli bir parti olmayacaklarını, demokratik değerler platformunda siyaset yapacaklarını anlatıyorlar satır satır. Partilerinin, başı kapalı-başı açık, laik-antilaik, Sünnî-Alevî, Türk-Kürt, vesaire gibi kamplaşmalara kesinlikle karşı olduğunu anlatıyorlar. Esas bizi düşündüren, bu kabustan da hangi süreçte uyandıklarını anlatıyorlar; ondan sonra da, laik-antilaik, başörtüsü takıntısı olmadığını söyleyen arkadaşlarımız, Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekilinin, Türkiye’de yasalar karşısında, Parlamentonun içerisinde demokratik bir anlayışla koyduğu tavrı, üç senedir dillerine dolayarak her türlü polemiği yapıyorlar! yakışıyor mu bu, yakışıyor mu?! Ya, vay... Öyle yok hocam! İşte bunlar böyle!..

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ne bu öfke ya, ne bu öfke arkadaş?!

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Şimdi, önce, bu ülkeyi 28 Şubat sürecine yuvarlayan aşırılık ve taşkınlıklarıyla tarihî bir karakterin fotoğrafını hatırlamak zorundayız.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bir aynaya bakın!

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Rahşan Hanım gelir şimdi!..

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisini ansızın seçimi dayatmakla suçlayabilen bu kadroların niye hırslandıklarını biz çok iyi anlıyoruz; çünkü, o dönemde yapamadıklarını, bugün, Milliyetçi Hareket Partisi yapmıştır. Elinizi vicdanınıza koyun ve karar verin, eğer bu eğilim 1997’de seçimi göze alabilseydi; yani, bugün, MHP’nin yaptığını yapabilseydi, o dönemin demokrasi dışı tezgâh ve manevraları gündeme gelebilir miydi?! Bu gerçek ortadayken, Milliyetçi Hareket Partisinin birden bire seçim istemesini kınamak için ya akıldan ya da -affedersiniz- insaftan yana sorunlu olmak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Okumuş, lütfen toparlayın.

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi seçimin vaktinde yapılmasını vurgulayıp durmuştur. Ne zamana kadar; demokrasi dışı etkenlerle, yapay ve suni oluşumlarla siyasî istikrarın bozulmak istenmesine kadar. Başka ne zamana kadar; sandıkta ortaya çıkan millet iradesinin komplolarla değiştirilmek istenmesine kadar. İşte onun için Milliyetçi Hareket Partisi seçim istemiştir.

AHMET DEMİRCAN (Samsun) – O komplolar neydi millete açıklayın!

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Çıkıp da bir hafta önce, seçim vaktinde diyordunuz; ne oldu da seçimi şimdi 3 Kasım diyorsunuz anlayışının temelinde bu yatmaktadır ve 28 Şubat sürecine giden noktadaki sizin aczinizin, bugün, Milliyetçi Hareket Partisi tam tersi dersini alarak karşı duruşunu sergilemektedir.

Yıllarca beraberken, ikiye ayrılan siyasî partilerimizden birinin sayın genel sekreteri 3 Kasımda yapılacak erken seçimler sebebiyle dün verdiği demeçte, bu seçimlerin Kuvayi Milliyeciler ile mandacılar arasında geçeceğini vurguluyor. Bunları kim söylemiş; Avrupa Birliği ve Kopenhag kriterleri diyen ve bugün bu yasa teklifini hararetle destekleyen bir partinin genel sekreteri. Az önce de dinledik...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) –...aynı partinin (F) tipi genel başkanı, affedersiniz, (F) tipiyle meşgul olan genel başkan yardımcısı da, burada, bunları savundu. Göreceğiz bakalım; Kuvayi Milliyeciler ile mandacılar anlayışını seçim meydanlarında milletle kim paylaşacak, göreceğiz.

Pandora’nın kutusunu bu kadar açtık, şimdilik bu kadar söylüyoruz.

İyi akşamlar. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – 9 uncu madde üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. - A) 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 8 inci maddesinin (D) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“D) “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine, genel güvenliğe ve genel ahlaka zararı dokunacak oyun oynatılan, temsil verilen, film veya video bant gösterilen yerler ile internet üzerinden yapılan yayınlara izin verilen yerler,”

B) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 9. - Polis, millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla usulüne göre verilmiş hâkim kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mahallin en büyük mülkî amirinin vereceği yazılı emirle;

A) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,

B) Özel hukuk tüzelkişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,

C) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,

D) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşula uygun olarak girilecek üniversite, bağımsız fakülte veya bağlı kurumların içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkış yerlerinde,

E) Umumî veya umuma açık yerlerde veya öğrenci yurtlarında veya eklentilerinde,

F) Yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında,

G) Her türlü toplu taşıma veya seyreden taşıt araçlarında,

Suçun önlenmesi amacıyla kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; suç unsurlarına el koyar ve evrakı ile birlikte Cumhuriyet Savcılığına tevdî eder.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlara göre suç iz, eser, emare veya delillerinin tespiti veya faillerinin yakalanması amacıyla polis tarafından yapılacak aramalar için de usulüne göre verilmiş hâkim kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, diğer kanunlarda yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmalıdır.

5680 sayılı Basın Kanunu kapsamına giren basılı eserlerin arama ve zaptı, genel hükümlere tâbidir.”

C) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 11 inci maddesinin (C) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“C) Genel ahlâk ve edebe aykırı mahiyette her türlü sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üreten ve satanları,”

D) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 12. - Kanunî istisnalar saklı kalmak üzere, eğlence, oyun, içki ve benzeri amaçlı umuma açık ve açılması izne bağlı yerlerde onsekiz yaşından küçükler çalıştırılamaz.

Polis bar, pavyon, gazino, meyhane gibi içkili yerler ile kıraathane ve oyun oynatılan benzeri yerlere yanlarında veli ve vasileri olsa bile onsekiz yaşını doldurmamış küçüklerin girmesini meneder.

Bu madde hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 17 nci, işyerleri hakkında da 8 inci madde hükümlerine göre işlem yapılır.”

E) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 13. - Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,

C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk halinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,

D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları,

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,

G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri

Yakalar ve gerekli kanunî işlemleri yapar.

Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır.

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.

Yakalanan kişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Kişinin yakalandığı, istediği kanunî yakınlarına derhal bildirilir.

Yakalananlardan,

A) Uyuşturucu madde kullanmış olanlar ile sarhoş olanların,

B) Zor kullanılarak yakalananların,

C) Haklarında suç soruşturması yapılacak olan şüpheli ve sanıkların

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir.

Yakalanan kişilerden suç işlediği şüphesi altında olanlar adlî mercilere sevk edilir. Haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum yetkilileri tarafından teslim alınır. Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest bırakılır.”

F) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun Ek 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Ek Madde 1. - Umumî veya umuma açık yerler ile umuma açık yer niteliğindeki ulaşım araçlarında, gerçek kişi veya topluluklar, mahallin en büyük mülkî amirine, en az kırk sekiz saat önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle, oyun ve temsil verebilir veya çeşitli şekillerde gösteri düzenleyebilir.

Bunlardan, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, Anayasal düzene veya genel ahlâka aykırı olduğu tespit edilenler hakkında mahallin en büyük mülkî amiri tarafından derhal Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.

Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde oyun veya temsile katılan yönetici ve diğer kişilerin kimlik, ikametgâh ve tâbiiyetleri belirtilir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Saadet Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın Hüsamettin Korkutata; buyurun. (SP sıralarından alkışlar)

SP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 890 sıra sayılı kanun teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle şahsım ve Saadet Partisi Grubu adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde keskin sirke olmak istemiyorum; onun için, kısaca bazı şeyleri özetlemek isterim.

Değerli arkadaşlar, bu Avrupa Birliği bizden ne istiyor? Bizim bireysel haklara, hukukun üstünlüğüne, daha gelişmiş, daha demokratik bir yapıya kavuşmamızı bizden istiyor. Keşke, biz, o istemeden, bu üstün normların, onların istediği normların çok daha üstünde bir yapıya kavuşsak. Ama, ne acıdır ki, biz, istenen normlara kavuşamadığımıza inanıyoruz. Yıllar yılıdır, bu ülkede, herkes, evet, bu ülke yeniden yapılanmalıdır, yazarı, çizeri, herkes söylüyor; bu ülke aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahiptir, yerinden yönetime geçmelidir deniliyor; fakat, bütün uğraşlara rağmen, çok acıdır, bu Parlamentonun üç döneminde bulundum, üçünde de bu söylendi; ama, üçünde de yapılamadı; bunun üzüntüsü içindeyiz. Bugün, bunun sadece küçük bir kısmı, bir paket olarak sunulmuş; ama, inanıyorum ki, zaman içinde, bizden sonra gelecek parlamenterler, daha onlarca, belki yüzlerce paket getirecek ve yapacaktır; bu, kaçınılmaz bir şeydir, bu memleketin, bu insanların ihtiyacıysa, mutlaka yapılacaktır. Bütün bu çalışmaları yaptığımızda, inşallah, bizi Avrupa Birliğine de almazlar; çünkü, istenilen amaca ulaşmış oluruz. Bu normlar gerçekleştirildiği zaman, insanlarımıza en tabiî hakları olan bütün özgürlükleri verdiğimiz zaman, elbette ki, biz de gelişeceğiz, kalkınacağız ve başkasına da ihtiyacımız olmayacaktır. Bugün, ciddî bir sıkıntı içinde olan ülkemizin, evet, sorunları vardır, bunlara da ihtiyacımız vardır.

Hepinizin bildiği gibi, ülkemizin bir bölümünde ciddî sıkıntılar çekildi ve birçok insan hakkı ihlal edildi. Mahkemelere gittik, mahkûm edildik. Bunu ister miyiz; hiç kimse bunu istemez; ama, maalesef bunlar yapıldı. Bugün, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun bir maddesini, bir kısmı değiştiriyoruz burada. Biz, polislerimizin, güvenlik güçlerimizin -elinde olarak veya olmayarak,- nasıl davrandıklarını, neler yaptıklarını hep gördük, bunun sıkıntısını çektik. Bu Parlamentoda -televizyonları izlerken- parlamenterlere neler yapıldığını gördük.

Evet değerli arkadaşlar, kanunların olması bir şey değil bana göre, biraz da uygulanması önemlidir. Eğer, bir kanun uygulayıcısı, bunu layıkıyla, demokratik hakları içine sindirerek, özgürlükleri içine sindirerek vatandaşa uygun şekilde davranmıyorsa veya vatandaş da, kendisine uygulanan bu tatbikatın, aslında, onun görevi ve güvenliği için yapıldığına inanmıyorsa ciddî bir sıkıntı doğar. Ülkemizdeki temel sıkıntılardan birisi bu bağın kurulamayışıdır; yani, devlet ve millet kaynaşması dediğimiz husus, bana göre budur.

Eğer, polis, bana, herhangi bir yerde kimlik soruyorsa veya bu teklifte düzenlendiği gibi belli yerlerde aramalar yapıyorsa, vatandaş “ne güzel, benim polisim gelmiş, benim güvenliğim için bir sorun var, o sorunu yakalamak için bunu yapıyor” diyorsa veya polis, değişik şekilde, çok sert, alışılmadık şekilde “hadi, gel“ diye bunu yapıyorsa, burada herhangi bir bağ yoktur ve tahribat olur.

Arkadaşlar –inşallah dokunmaz da- biz gördük ki, genç kızlarımız veyahut da yaşlı insanlarımız, esnaf ve sanatkârlarımız yürürken nasıl hareket edildiğini hepimiz gördük. Bundan da üzüntü duymamak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Korkutata.

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunlar, halkımızın en tabiî haklarıdır. İnanıyorum ki, bunların hepsi, bir gün, bu memlekette var olacak ve kesinlikle hiçbir korkuya da yer olmayacaktır.

Korku, bana göre sadece kafalarımızdakidir. Eğer kafalarımızdaki korkuları düzeltirsek, bu memleketin ve bu milletin sağduyusu, bizi ancak daha yükseklere, daha güzel noktalara götürecektir. Bunun dışındaki herhangi bir korkunun, zaten ecele faydası yoktur ve Allah’ın izniyle biz yaşayacağız, en onurlu, en şerefli şekilde de dünyadaki yerimizi alacağız.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım; sağ olun. (SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda...

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, vazgeçtik.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar.

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün, burada, çok önemli bir gündemi konuşuyoruz. AB üyeliği, tabiî ki, bir yandan büyük medeniyet projesi olarak takdim ediliyor, bir yandan da başka değerlendirmeler yapılıyor. Burada kürsüde konuşan arkadaşlar, çeşitli gruplar, birbirlerine, birbirleri adına bazı beyanlarda bulunuyorlar. Tabiî ki, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Milliyetçi Hareket Partisi adına görüş beyan eden başka partili arkadaşları, yeri geldiğinde, kendilerini, Milliyetçi Hareket Partili gibi hissettiklerini, yeri geldiğinde, Milliyetçi Hareket Partisi adına savcı olup iddianame hazırladıklarını, yeri geldiğinde de hâkim olup, Milliyetçi Hareket Partisi hakkında karar verdiklerini görüyoruz; hiçbir şeyi Milliyetçi Hareket Partisinin söylediğiyle yargılamıyorlar; sadece kendi kafalarındaki düşünceleriyle...

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ne görme özürlü ne de cahil cesaretli olmak istiyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak inanıyoruz ki, ülke politikalarında şüpheci ve fırsatları kaçıran bir yapı zararlıdır, aynı zamanda, cahil cesaretiyle, cüretkârca yapılan davranışlar da ülkeyi maceraya sürükler. İşte, biz, bu tereddütlerin ortasında gerçek manada, eğer, bu, büyük bir medeniyet projesiyse, büyük bir medeniyet projesi gibi tartışılmalı; eğer, bu, yeni kurulan Avrupa Birleşik Devletleri gibiyse, Amerika Birleşik Devletleri, Teksas eyaletini, Detroit’i, Dallas’ı kendine kabul etmek veya kabul etmemek istiyorsa, Türkiye’nin, Avrupa Birleşik Devletlerinin bir eyaleti olup olmadığı tartışılıyorsa, vatandaşımız önünde, onu, öyle tartışmalıyız. Yoksa, bugün, Türkiye’yi bir kutup başı olmaktan çıkaracak nitelikte bir oluşumu veya bir gayeyi, bir büyük medeniyet projesi olarak takdim etmek yanlışlığından da kaçınmamız gerektiğine inanıyorum.

Ben inanıyorum ki, bu, büyük medeniyet projesi değil. Olmalı mı; elbette ki, belli nitelikleriyle bir ittifak arayışında olmalıdır; ama, çok değerli arkadaşlar, somut veriler, doğru bilgiler yerine, varsayımlara, şüphelere dayalı dışpolitika ne derece yanlış, sonucu hüsransa, akıldan, bilgiden, ilimden, tarihî gerçeklerden uzak, hayale dayalı ideallerin beklentisi de o derece hüsrandır. Hiçbir devlet yoktur ki, savunma mekanizmalarını, millî reflekslerini rakiplerinin, hatta müttefiklerinin eline ve insafına terk etsin. Sonuna ulaşabileceği belli olmayan bir yolun başında her şeyini kendine fırsat bulduğunda kastetmeye yönelmiş; ama, bugün yol arkadaşlığı yapmaya çalıştığı sicili malum müttefiklerine teslim etsin. Bizden istediklerini onlardaki uygulamalarıyla niçin tartışmıyoruz; niçin burada dil konusunda Fransa’daki uygulamaları, İspanya’daki, başka başka ülkelerdeki, Avrupa Birliği müttefiklerindeki, Birlik üyelerindeki uygulamalarıyla tartışıp, onlarla bunları mülahaza etmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada kişisel haklardan, kültürel haklardan, başka başka birtakım haklardan söz ediliyor. Kıymetli arkadaşlar, belki, Avrupa’daki çeşitli ülkelerde tarihî süreç içerisinde sonların, lordların, donların, mösyölerin, düşeslerin iktidarları olmuştur. Belki, bir Pröton, Fransa’da cumhurbaşkanı olamamıştır. Başka başka ülkelerde bunların örnekleri görülebilir; ama, Türkiye’de, Osmanlı’dan beridir bu hanedanlıkta sadrazamların sayıları bellidir, bunların mensup oldukları cemaatler, dinler, etnik yapılar bellidir; hatta ve hatta cumhuriyet dönemimizdeki başbakanlarımızın, cumhurbaşkanlarımızın konumları bellidir. Burada, Çanakkale’de beraber mücadele ettik diye söylerken, biz, Avrupalılara, çıkıp “kardeşim, benim ülkemdeki şartlar senin ülkendeki gibi değildir, benim cumhurbaşkanım merhum Özal ‘benim damarımda Kürt kanı dolaşıyor’ dedi; benim ülkemin Cumhurbaşkanının hangi etnik yapıya, neye dayalı olduğuna bakıldığı, sorulduğu yoktur, Türkiye’nin böyle problemi yoktur” diye mülahaza edemiyor muyuz acaba? Bu gerçeklerden niçin kaçıyoruz? Başka başka birtakım dayatmaların, başka başka konuların esiri mi oluyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Efendim, toparlayın lütfen.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla)- Ve tabiî ki, bir kompleks içerisinde birtakım düzenlemeleri yapıyoruz.

Çok değerli milletvekilleri, tabiî ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, şunu ifade etmek istiyoruz: Yıllardır birtakım yanlış uygulamalarla, işte, biz, Avrupa’yı sınayalım, falanca müttefikimizi sınayalım düşüncesinin en yakın örneğini, geçmiş Cumhurbaşkanımız Kenan Evren’de gördük, Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünü temin ettik; en yakın örneğini gümrük birliğinde gördük. Gümrük birliğinde, Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadan gümrük birliği anlaşmasına giren tek ülke.

Peki, gümrük birliğinin, bu oldu bittiyle verilen kararının neticesinde, sınayalım düşüncesi içerisinde Türkiye’ye maliyetinin ne olduğunu hesap ettik mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Uzunırmak, lütfen...

ALİ UZUNIRMAK (Devamla)- 56 milyar dolar ve şubat krizinde, dış ticaret açığında büyük bir pay.

Peki, bugün de, sınayalım düşüncesi içerisinde, millî güvenliğinin oynanabilen bütün dinamiklerini kara, borana, fırtınaya açan bir ülke, acaba, yarınlarda, eyalet olmayı da yakalayamazsa, kendi içerisinden yeni yeni eyaletler çıkarılırsa, bugün mesul olan arkadaşlarımız, dönüp “eyvah, biz, dün ne yapmışız, özür diliyoruz” diyerek, bu mesuliyetlerinden kurtulabilecekler mi diyorum; hepinize sonsuz saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Söz sırası, Demokratik Sol Partide efendim.

AYDIN TÜMEN (Ankara)- Konuşmayacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük.

Buyurun efendim.

Sayın Bedük, süreniz 5 dakika.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak için, söz almış bulunuyorum; sahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada değişen ve gelişen şartlar çerçevesinde küreselleşen dünyada hedef ve gaye insan olmuştur. İnsan, bir vasıta değil, bir hedef olmuştur. Dolayısıyla, insanın huzuru, refahı ve güvenliği, hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması, korunması ve kollanması, âdeta, devletlerin, kurumların ve kuruluşların da üzerinde önemle durduğu bir görev ve sorumluluktur.

Gelişmiş, kalkınmış ülkeyi kendimize örnek almak suretiyle onlarla yarışabilecek standardı yakalamamız lazım. Geri kalmış, aşiret ülkeleri pozisyonunda olan ülkeleri ise, hiçbir zaman örnek değil, onları, âdeta, kendimiz için, yarışabilmek için değil, onlardan daha ileri seviyeye gitmek için, acaba, içerisinde bulunduğumuz şartlar nedir diye araştırmamız gerekiyor.

Biz, geçmişe takılan bir anlayış içerisinde değiliz. Biz, geleceğimizi hazırlamak, ülkenin üniter yapısının hiçbir surette bozulmayacağı, devlet ve millet bütünlüğünün mutlak surette korunacağı, tek bayrak, tek devlet ve tek millet anlayışının mutlak surette bu vatan parçası üzerinde, coğrafyası üzerinde yaşamasını temin edecek bir anlayışı, bir düzenlemeyi, bir geleceği ve bir ufku mutlaka hâkim kılmak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde imza atmış olduğumuz sözleşmelere paralel olarak bir kısım yasa düzenlemeleri yapmak mecburiyetinde olduğumuz muhakkaktı; ama, ne yazık ki, uzun bir zamandan beri bunu gerçekleştirmedik. Demokratik yönetim, vatandaşlarına temel hak ve hürriyetleri sunan çoğulcu ve katılımcı düşünceye dayanan, özgürlük ortamında gelişen sistemlerdir. Üyelik, aday ülkenin, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve azınlıkların korunmasına saygı gösterilmesini ve bunu da teminat altına alınmasını öngörmektedir.

Türkiye’nin, demokrasi standartlarını, Avrupa Birliğine Ulusal Programla girme hususundaki iradesini ortaya koyduktan ve Ulusal Programı da Avrupa Birliğine intikal ettirdikten sonra, üzerine düşen görevi, bir devlet ciddiyeti içerisinde, altına atılan imzalara sahip çıkarak yerine getirmek durumunda olduğu da muhakkaktır. İşte, bu anlayış içerisinde, biz, Doğru Yol Partisi olarak, Ulusal Programa imza atmış olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, vaat ettiği, taahhüt ettiği şartları yerine getirme gibi bir mükellefiyetle karşı karşıya kalmışızdır.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğiyle ilgili yasaları çıkarabilirsiniz; ama, Avrupa Birliğiyle ilgili yasaları çıkarırken, onun uygulayıcılarını eğer hazırlamazsanız, onu uygulayacak olan kişilerin eğitimini, kapasitesini, vasıflarını... Özellikle sıkıntılarını ortadan kaldırmazsanız; o takdirde, Avrupa Birliğinin standartlarını da yakalayamaz ve onunla ilgili getirdiğiniz birkısım yenilikleri de maalesef gerçekleştiremezsiniz.

Ben, şunu söylemek istiyorum: Türk polis teşkilatı, özellikle Polis Vazife ve Salahiyet Kanunuyla getirilen birkısım yenilikleri uygulayacak olan teşkilatın bizatihi kendisidir. Türkiye’deki halkımıza en güzel şekilde hizmet sunmak, demokrasiyi yaşatmak, onların temel hak ve hürriyetlerini garanti altına almak ve özellikle alillere ve acizlere yardım etmek gibi önemli bir görevi yerine getirirken, mutlak suretle, onun sıkıntılarını da burada konuşmak ve gelecekte de onu gerçekleştirmek mecburiyetinde olduğumuzu unutmamamız lazım.

Öyle bir polis teşkilatımız var ki, çalışma şartları çok farklı. Çalışma şartları gerçekten çok ağır. Bu ağır şartlar altında, bir taraftan malî bakımdan sıkıntı içerisindeyken, bir taraftan da ağır çalışma şartları içerisinde bunalım geçirmekteyken, siz, onlardan, Avrupa Birliği standartlarına uygun, temel hak ve hürriyetlerle ilgili uygulamayı en iyi şekilde gerçekleştirmesini bekleyebilir misiniz? Polis teşkilatıyla ilgili, bir taraftan, eğitimle ilgili getirdiğimiz birkısım yenilikler var, doğrudur, laboratuvar konusunda Avrupa’da en birinci laboratuvara sahip olan bir polis teşkilatımızın olduğu da doğrudur; ama, biz, özellikle, diğer kamu sektöründe çalışanların, 3 üncü dereceye kadar ve lise mezunlarının 2 nci dereceye kadar yükselmesine imkân verirken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) - ...polis teşkilatının 3 üncü derecede kalmasını sağlayacak bir mevzuatı halen uygulayabiliyorsak veya emekli olan bir polisimizin, bugün aldığı maaşın yarısını ancak alabilecek bir pozisyonda emekli olmasına neden olabilecek bir mevzuatı uyguluyorsak, o takdirde, hem bugününü hem de geleceğini düşünecek olan bir polis teşkilatının başarılı olma şansını da, maalesef, elde edemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, ben şunu söylüyorum: Halkımızdan, siyasetçiden, sivil toplum örgütlerinden teşekkül eden bir kurul kurulur, nasıl bir polis teşkilatı olmalıdır, vatandaşımıza nasıl hizmet etmelidir, bunun standartlarını ortaya koyabilirsiniz ve yine, güçlü bir polis teşkilatının olabilmesi için alınması gereken tedbirleri de ortaya koyarsınız. Bütün bu şartlar altında, o zaman, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunuyla getirilen yenilikleri de, mutlaka, sağlamış olursunuz.

Değerli milletvekilleri, polisimizin yaptığı hizmetler gerçekten, fevkalade önemli. Özellikle, bu ülkenin bütünlüğü için, bölünmez bütünlüğü için gayret gösterip de şehit olanları rahmetle ve minnetle anıyorum; ama, değerli milletvekilleri, burada yasa görüşülmedi; ama, şunu, altını çizerek belirtmek istiyorum: Eğer, meydanlara esnaf ve sanatkârlar yürümüş gelmişse, niye gelmiş, onu herhalde soracağız, onu biz de anlatacağız. Yine, eğer, köylü, çiftçi malını satamamışsa, onu da biz anlatacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bedük, teşekkür etmek istiyorum. Lütfen efendim...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Evet, bunları da, yine, biz anlatacağız; yani, konuyu, sadece Avrupa Birliğine endeksli olarak değil, bugün, içerisinde yaşadığımız ekonomik sıkıntıları, yolsuzluğu, yokluğu ve özellikle, açlığa sevk edilmiş olan kamu personelinin haklarını ve neden verilmediğinin hesabını biz de meydanlarda soracağız.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 10 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. - A) 14.10.1983 tarihli ve 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanununun adı “Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun” şeklinde değiştirilmiştir.

B) Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 1. - Bu Kanunun amacı, eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller, yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okullar ile Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğreniminin tâbi olacağı esasları düzenlemektir.”

C) Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aşağıdaki hükümler eklenmiştir.

“Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tâbi olmak üzere özel kurslar açılabilir. Bu kurslar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu kursların açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

BAŞKAN – 11 inci madde üzerinde ilk söz, Anavatan Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi’nin; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; teklifin, özellikle, Türk Vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları dil ve lehçelerin öğreniminin tabi olacağı esasları belirleyen bu maddesi, 1789 Fransız İhtilalinin İnsanlık ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesinde, insanlık hakkının, doğuştan gelen hak ve köklü bir temel hak olduğu anlayışıyla, yurttaşlık hakkının ise bir siyasal hak olduğu görüşünden hareketle, insanlık ve yurttaşlık hakkı bildirgesi olarak belirtilmiştir.

Siyasal hak vazgeçilebilir bir haktır, doğuştan gelen hak ise, daha köklü, temel bir haktır ve vazgeçilemez bir haktır. Bu anlamda, temel hak olan anadilini kullanma hakkı, 44 üye ülkenin oluşturduğu Avrupa Konseyi ülkelerinin, Avrupa değerlerinin de temelini oluşturmaktadır. 44 Avrupa Konseyi ülkesinde, örneğin, İspanya’da, İngiltere’de, Fransa’da, resmî dilde, millî dilde çok ciddî hassasiyet olmasına rağmen, evi dışında anadili öğrenme hakkının serbest kalması ve mevzuattaki yasal engellerin kaldırılması, Avrupa Birliğinin kriterlerini de oluşturan temelini teşkil etmiştir.

Avrupa Birliğinde, özellikle 27 ülkesiyle, 470 000 000 nüfusuyla, bu Katılım Ortaklığı Belgesinin kriterlerini kabul eden ve 12 aday ülkeye uygulanan ve 12 aday ülkenin de kabul ettiği kültürel farklılıkları ve haklılığı zenginlik kabul eden uygulamayı; yasal engelleri kaldırarak, yasakları kaldırarak, Avrupa Birliğinin ortak değerlerini paylaştıklarını ve bu Birliğin etrafında millî birliği güçlendiren önemli bir zemin oluşturma etrafında birleştiklerini görmekteyiz.

Bu çerçevede, yasakların kalkması önem taşımaktadır. Biz, bu anlayışla, 1990 yılında, dilin kullanımındaki yasakları kaldırarak, müzik yayınındaki yasakları kaldırarak... İbrahim Tatlıses’in Kürtçe kasetlerinin milyonlarca satıldığı bir süreçte, yasakların kalkmasıyla birlikte, kasetlerin hiç talebi kalmamış ve satılamaz hale gelmiştir.

Yasakların arttığı ve yasakların çok olduğu bölgede sorunların arttığı ve bu sorunların bir sömürü aracı olarak kullanıldığı, bölücü unsurların bu yasakları bir sömürü unsuru olarak kullandıkları görülmektedir. Oysa, kültürel zenginliklerin, gelişmenin, birlik ve beraberliğin çok önemli bir başlangıcı olduğunu ve ortak bir gelecek için çalışmanın temelini oluşturduğunu görmekteyiz.

Bu yasa, özellikle, Millî Eğitim Bakanlığının 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olarak uygulanacaktır. Bugün Millî Eğitim Bakanlığının bünyesi ve denetimi altında 373 tane yabancı kurs vardır; bunlarda, Rusça, Arapça da dahil öğretilmektedir. Bu yasada Millî Eğitim Bakanlığının denetimiyle getirilen uygulamalar, Millî Eğitim Bakanlığının sertifikalı öğretmenleriyle bu kursların yapılmasını, 4 üncü sınıfı başarıyla bitirip resmî dili öğrenen insanların bu kurslardan faydalanabilmesi imkânını getirmektedir ve istenirse bu kurslara gidilecek, istenmezse bu kurslara gidilmeyecektir.

Bu anlamda, yasakların sunî gündem yarattığı ve bu vatandaşlık haklarını inkâr eden bir yönetimin dünyada barışı, birlik ve beraberliği sağlayamadığı gerçeğinden hareketle ve yasakların, gerilimi artırdığını, bir siyasî malzeme olarak kullanılmasının sunî tartışmalara yol açtığını bilerek, biz, bu yasakları kaldıran bu uygulamayla, özellikle sunî bir gündem yaratan yasakların kaldırılmasıyla, bölücü güçlerin sömürü silahına dönüştürülen yasakların kalkmasıyla, bu sömürü silahının bölücülerin elinden alınmasıyla, tam tersine, dünya örneklerinde olduğu gibi, ülke bütünlüğünü güçlendiren uygulamaların başlayacağını düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

IŞIN ÇELEBİ (Devamla)- Özellikle, dünya pratiği ve tecrübesi bize, yok sayılan, saygı görmeyen kültürlerin ayrılığa, bölünmeye yol açtığını; saygı gören kültürlerin, bütünleşmenin, birleşerek yücelmenin başlangıcı olduğunu bize göstermiştir.

Bugün bu noktada Avrupa Birliği yasalarının geçmesi, Türkiye’nin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve tüm partilerin başarısı olacaktır.

Bu anlamda, hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Efendim, ikinci söz, Saadet Partisi Grubunun.

İstanbul Milletvekili Sayın Mukadder Başeğmez; buyurun. (SP sıralarından alkışlar)

SP GRUBU ADINA MUKADDER BAŞEĞMEZ (İstanbul)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliğine girmek iyi midir kötü müdür, bunu tartışıyor toplum. Bu kadar adam iyi dediğine göre... (Gülüşmeler)

Bir de şu var: İşte bugünden dövizler filan düşüyor bu maddeler geçtikçe. Yarın 5 000 dolara çıkar millî gelirimiz, ertesi gün Avrupa Birliğine gireriz... Böyle boş umutlara da kapılmamak lazım, teenniyle hareket etmek lazım. Brezilya maçında daha birinci devrede bir gol atmıştık, okulları tatil ettik; ikinci devrede gol yiyince mahcup olduk; ama, sonuna kadar sabrettik, iyi başarıya ulaştık. İnşallah, erken sevinç ve erken üzüntüye kapılmaksızın, sabırla, teenniyle görevlerimizi yerine getirmek mecburiyetimiz var.

Ben, huzurunuzda, anadilinde öğrenim konusundaki madde üzerinde konuşmak istiyorum. Bu münasebetle huzurunuzu işgal ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, bu madde pek sadra şifa değil. İşte “kurs açabilir Millî Eğitimin denetiminde” diyor. Bir kapı aralanıyor. Ne olur, ne işe yarar, ne kadar iş görür, bu konuda pek açık bir şey yok; ama, işin esası şu: İnsan kelimelerle düşünür. Mesela, kelimesi olmayan bir kavram zihninizden geçmez, hayalini de kuramazsınız. Çok kelime biliyorsanız, çok doğru kelimeler biliyorsanız, doğru düşüncelere sahip olma imkânınız olur. Doğru düşünceyle, daha uygar bir dünya kurabilirsiniz, meramınızı ifade etme, kendinizi ifade etme imkânını bulabilirsiniz. Eğer kendinizi ifade edemiyorsanız, bu ifade edememezliğiniz, bir şekilde bilinç altına atılır; bu da, zamanla, sizi ruh hastası yapar. Kendini ifade edemeyen insanlar ruh hastası olur.

Baskı altındaki toplumlar meramlarını ifade edemiyorlarsa -ki, hele Türkiye’de bu böyle; Türküm... Haydi oradan şovenist ırkçı. Kürdüm... Haydi oradan ırkçı, bölücü. Müslümanım... Haydi oradan irticacı, gerici- her türlü düşünce, her türlü ifade baskı altında tutuluyorsa, buradan da huzursuz bir toplum çıkar. Ruh hastası ve huzursuz bir toplum nereye gidebilir?!

Bu bakımdan -Freud nazariyesi de böyle- bilinç altına atıla atıla, üretimsiz, tüketimsiz, icatsız, keşifsiz, yani, bir acayip kuru kalabalıklar haline gelebiliriz ve dikkat ediniz, vatandaşa soruyorsunuz: “Adınız ne?” “E, boş ver” diyor; ismini söylemekten imtina ediyor. Niye; bir, bastırılmış; iki, belki teeddüp ediyor, şahsını öne çıkarmak istemiyor; terbiyeden gelen bir baskı var. Böylece, adını söylemekten imtina eden bir toplum, bir birey ve bu bireylerin oluşturduğu bir toplum, toplumsal hak taleplerinde de bulunamıyor, dolayısıyla, dünya nimetlerinden de istifade edemiyor. Aradan zaman geçiyor, bir bakıyorsunuz, geri kalmışsınız; fert başına düşün millî gelir az, köyünüzün yolunu yapamamışsınız, hastalar, hastane kuyruklarında inliyor, maaş kuyruklarında insanlar ölüyor... Geri kalmış, işsiz, aşsız bir ülkesiniz. Niye; niyesi var mı; düşünemiyor ki, düşündüğünü konuşamıyor ki, konuştuğunu ifade edemiyor ki!

Bu anlamda, biz, ne yapıp edip, hem Türkçeyi hem bütün ana lisanları en iyi şekilde geliştirip, insanların en iyi şekilde konuşmalarını sağlamalıyız.

Okur yazar olmayan bir toplumuz, sözel bir toplumuz. Sade başka lisanlar için değil, Türkçe de ciddî bir problem! Dikkat ediniz, başka televizyonları açıyorsunuz, Bulgaristan’dan İngiltere’ye kadar çatır çatır konuşuyorlar insanlar; ama, bizim en hatibimiz çıkıyor “ee, ıı, falan filan...” E niye; doğrusunu isterseniz, yani, biz, dünyada yarışacak bir eğitim alamıyoruz. Amerika’da milyonlarca insanın cebinde kütüphane kartı var, bizde bir kazaya bir gazete zor giriyor! Bu da kelime, bilgi ve lisan problemiyle karşı karşıya olmamıza neden oluyor.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bir devletin görevi, kendi ülkesindeki insanları mutlu kılmak olmalı ve o insanlar “benim ne güzel devletim var, ne güzel ülkem var, ben burada mutluyum ve huzurluyum” diyebilmeli. İnsan, kedi değildir; kediye verirsiniz yemeği, sobanın kenarına geçer mırıl mırıl uyur. Ona iftira bile etseniz, mutsuz olmaz; ama, insanoğlunu yağa yatırsanız, bala batırsanız hürriyet alanlarında tahdit hissediyorsa, huzursuz olur. Olur da ne olur; kavga çıkar... Kavga çıkar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başeğmez, lütfen, toparlar mısınız.

MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Affedersiniz, tabiî.

12 Eylül öncesinde bir sürü insan kavga etti; o zaman bu lisan misan meselesi de yoktu. Şimdi, onbeş yıl PKK ile mücadele ettik. “İyi; ama, efendim Kürtçe!.. Kürtçe... Ne olacak!” Ayrılıkçı, bölücü terör örgütüyle onbeş yıl mücadele ettik.

Değerli arkadaşlar, vakit dar, hemen şunu söyleyeyim: Kürtçeyi Apo’yla ve PKK’yla özdeşleştirmenin âlemi yok. Merhum Türkeş’in ifade ettiği gibi, kendisini Türkten daha Türk hisseden milyonlarca Kürdün de lisanıdır Kürtçe. O bakımdan, yüzbinlerce insan eline silah aldı, dağlarda kendi çocuklarıyla savaştı. Yüzbin korucumuz vardı, onlara minnet borcumuz var, onların da ana lisanıdır. Şimdi, biz bu kanunla “çocuklarınıza kendi lisanınızı, anadilinizi öğretebilirsiniz” diyoruz; keşke, bir ilave yapsak: “Ana sütünü de emebilir bebekleriniz.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (SP, ANAP, DYP, DSP, AK Parti ve YTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’da; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz 11 inci madde, 8 inci madde doğrultusunda düzenlenmiş bir maddedir ve bu madde, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçeleri öğreneceklerin tabi olacakları esasları düzenlemektedir. Burada eğitim değil, öğrenim hakkından söz edilmektedir ve bu hak, azınlık hakları kapsamında değil, bireysel özgürlükler çerçevesinde düzenlenmiştir; gerekçesi ve bütün konuşmalar bu mahiyettedir.

Bilindiği gibi, Türkiye’de azınlık kavramı, Lozan Barış Antlaşmasıyla düzenlenmiştir, dinsel azınlıklar kabul edilmiştir. Ancak, azınlık hakları kavramında etnik köken, din, mezhep farklılığı gibi hususlar bulunmamaktadır.

Avrupa Birliği, özgürlük demektir, demokrasi demektir, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı demektir, hukukun üstünlüğü ilkeleri demektir. Bu ilkelerin söylenmesi yetmez, bu ilkelere bağlılığın ifade edilmesi yetmez; bunların etkin bir biçimde uygulanmaya konulması gerekir.

Bugün konuştuğumuz teklifinin 2 nci maddesiyle 159 uncu maddeye bir cümle ilave edildi, “Tahkir ve tezyif kastı olmaksızın eleştiri kastıyla yapılan düşünce açıklamaları suç teşkil etmez” denildi. Bu beyhude cümle niye ilave edildi? Demek ki, bizim, 6 Şubat 2002 günlü 4744 sayılı Kanunu düzenlememiz de yetmedi. Sayın Adalet Bakanının üzerinde ısrarla durduğu adalet akademisini biz kurmak zorundayız. Bireylerin temel hak ve özgürlükleri yargının güvencesinde. Kaliteli yargı yoksa, devletin baskıcı tasarrufları karşısında, bireyin hukukunu koruyamazsınız. 159 uncu madde uygulamasının ne olduğu herhalde görüldü ki, Sayın Adalet Bakanı, malumu ilan kabilinde bu cümleyi ilave etti. 159’da öyle de 312’de farklı mı? 312’yi biz değiştirmedik mi; 4744’le değişmedi mi? Meclis, bu iradesini, tüm konuşmalarıyla, tutanaklarıyla, gerek komisyonda gerek Genel Kurulda değiştirmedi mi? Bunu, yargı mensupları bilmiyor mu? Bunu değerlendirmiyor mu? Aksi bir şey varsa, o zaman, yargıda kaliteye önem vermek zorundayız.

Bu hakların tanınması yetmiyor. Bu hakların yaşanması, kaliteli bir şekilde uygulanması gerekiyor. Demokrasiyi tanımak, bilmek, kurallarını koymak yetmiyor. İşleyen ve yaşayan bir demokrasi gerekiyor. İnsan hakları için de böyle, diğerleri için de böyle. Bu düzenlemeler, daha büyük bir barış, daha büyük bir birlik için konuluyor. Bu düzenlemeler, insanlara, herhangi bir lütuf değildir; bunlar haktır. Ancak, bu hakkı kullananlar, kendilerine, çevrelerine, ailelerine, ulusa karşı ödevlerini de bilmelidirler. Bu ödevler, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması suretiyle hatırlatılacak ödevler değildir. Önce, bu hak ve özgürlüklerin kullanılması, kısıtlanması, ama, illa ve lakin, ülkenin bölünmez bütünlüğüyle ilgili hassasiyetin dikkate alınması gerekir. Bu hakları kullananlar, bu ödevlerini, mutlak surette hatırlamalıdırlar. Bir hatırlatma babında söylemiyorum; ama, buradaki demokratik tartışma ortamında, bazı parti mensupları hassasiyetlerini dile getirmişlerdir. Bu hassasiyetler, zaman zaman, bizleri şok etmiştir; fakat, bir düşünce açıklamasıdır; ona da saygı duyuyoruz diğerlerinin düşüncelerine de. Bu tartışma ortamı, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme iradesinin, hatta, onun çok ötesinde, bu kriterleri yakalama azminin ve iradesinin bir ürünüdür, bir sonucudur; daha büyük bir barışa hizmet edecektir.

Hepinize saygılar, sevgiler.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisinde.

Ankara Milletvekili Sayın Koray Aydın; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Türk Milletinin sağduyusunun ve millî iradesinin en üst düzeyde yansıdığı yer, çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Ülkemizi işgal eden emperyalistlerin kan kusan toplarının gürültüleri Ankara’dan duyulduğu yıllarda, yani, Kurtuluş Savaşı yıllarında, doğudan ve batıdan, güneyden ve kuzeyden, ülkenin dört bir tarafından gelen milletvekilleri, hiçbir korku duymadan, hiçbir dayatmaya prim vermeden, milletin ve devletin bekası için, tam bağımsızlık ülküsüyle, milliyetçi, demokratik bir tavırla, Yüce Atatürk’ün önderliğinde bu ülkeyi kurtarmış, bu cumhuriyeti kurmuşlardır. Bizler de, bu kutsal çatı altında, bu millî tavrı sürdüreceğimize, milletin ve devletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağımıza, namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ederek görevimize başladık. İçinde yaşadığımız şu günler, bu yeminimizi daha derinden, daha içtenlikle hatırlamak durumunda olduğumuz önemli günlerdir.

Kıymetli milletvekilleri, hepimizin malumu olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti, tam bağımsızlık ve millet egemenliği temelinde kurulan millî bir devlettir. Bu millî devletin uluslararası hukukî zeminini Lozan Antlaşması oluşturur. Bu antlaşmanın altında, bugün AB’yi oluşturan çekirdek ülkelerden birçoğunun imzası vardır.

Lozan Antlaşmasına göre, Türkiye’de Müslüman kimlikli azınlık yoktur. Azınlık statüsü verilen gayrimüslim gruplar ise, bu haklarını özgürce kullanabilmektedirler.

Bu gerçekler ortadayken, gerek ulusal gerekse uluslararası hukuka aykırı olarak, bugün ülkemizde, nihaî amacı Türkiye’yi bölüp parçalamak olan yapay azınlıklar üretme projesi uygulanmaktadır. Binlerce yıldan beri acıları ve mutlulukları birlikte paylaşmış, birbirleriyle kız alıp vermiş, ekonomik ve sosyal birliktelikleri her geçen gün artan, Türk üst kimliğini oluşturan millî kültürümüzü birlikte yoğuran ve bu haliyle de, birlikte yaşama iradesini en olduğu seviyede ortaya koyan insanlarımızı, yaşadıkları coğrafyanın zorunlu kıldığı bazı davranış kalıplarını istismar ederek bölmek istiyorlar. Kimler mi; dün, ülkemizi işgal ederek, bize Sevr’i dayatmak isteyenlerle, onların yerli taşeronları. Bu güçler, dün silahla yapamadıklarını, bugün ekonomik ve siyasal güçle yapmak istiyorlar.

Değerli milletvekilleri, bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, ekonomilerin ve kültürlerin dünyanın her tarafına en kısa zamanda ulaştığı, maddî gelişmenin manevî gelişmeyle çeliştiği, hatta çatıştığı, şu, içinde yaşadığımız bilgi çağında, milletler mücadelesi, bilgi gücünün kontrolünde yeni boyutlar ve farklı çehreler kazanmıştır. Böyle bir ortamda, gittikçe karmaşıklaşan, hızla istikrarsızlaşan ve iki kutupluluktan tek kutupluluğa, buradan da çok kutupluluğa geçişin sancılarının yaşandığı günümüz dünyasında, bütün bu oluşumları yönlendiren güçlerin kesişme noktalarının birinde bulunan ülkemiz, ciddî tehlikelerle karşı karşıyadır.

Köklü bir tarihe, zengin bir kültüre, enerjik bir toplum yapısına ve stratejik bir coğrafyaya sahip olan Türk milletinin, bugün, birliğini koruyarak ebedî bekasını sağlaması ve sağlamlaştırması, öncelikli ve önemli bir görev haline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, dün, uluslararası sermayenin önündeki en büyük engel imparatorluklardı; imparatorluklar yıkıldı, ulus devletler kuruldu. Bugün ise, niteliği ve niceliği en üst seviyeye çıkmış olan uluslararası sermayenin önündeki en büyük engel, ulus devletlerdir. Yugoslavya ve Slovakya örneğinde olduğu gibi, şimdi, ulus devletlerin tasfiye süreci başlatılmıştır. Nihaî amacı kent devletçiklerinden oluşan küresel devleti kurmak olan bu projenin yakın hedefleri arasında Türkiye de vardır. Temel amacı biz Türkleri önce Avrupa’dan, sonra da Anadolu’dan atarak Kafkasların doğusuna sürmek olan kadim Şark politikası da, bu projenin tarihî arka planını oluşturmaktadır. Bu temel gerçekleri görmeden, ne binlerce insanımızın canına mal olan bölücü terörü gerektiği gibi anlatabiliriz, anlayabiliriz ne de Kopenhag Kriterlerinin arasına sıkıştırılmış olan siyasal bölücü dayatmaları net olarak görebiliriz. Bölücü başının yakalanmasıyla birlikte, bu projenin Türkiye cephesinin sahipleri suçüstü yakalanmıştır; projenin ayrıntıları bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Bunlar, Türk Milletinden özür bile dilememişlerdir; aksine, büyük bir yüzsüzlükle bölücü faaliyetlerini, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlara taşımışlardır; bunlar, mücadelelerini, içimizdeki yandaşlarıyla birlikte hayasızca sürdürmeye de devam etmektedirler.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, anadilde yayın ve öğrenimi öngören kanun teklifini, böyle bir bölücü projenin öncü adımı olarak değerlendiriyoruz. Bu yolla, ülkemizde yapay azınlıklar, hatta yapay milletler oluşturulmak istenmektedir. Bu dayatmaların ikinci aşaması, federasyon olacaktır; son aşaması ise, Sevr’in gerçekleştirilmesidir. Tekrar ediyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, böyle büyük bir bölücü projenin bir alt bölümünü oluşturduğu için, bu kanun teklifine karşıyız. Bu noktada, bilerek veya bilmeyerek, bu bölücü projeye taşeronluk yapmaya soyunanları, sahte Avrupa Birliği cennetine sanal tren seferleri düzenleyenleri uyarıyoruz. İyi düşünsünler, doğru karar versinler; zira, Hakkın ve halkın gözü üzerlerindedir.

Değerli milletvekilleri, 1924 Anayasasının 2 nci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinin resmî dili Türkçe’dir hükmünü taşır. Aynı hüküm, 1962 ve 1982 Anayasalarında da yer almış ve bu maddelerin değiştirilmesinin bile teklif edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız...

KORAY AYDIN (Devamla) – Yani, Anayasanın 42 nci maddesine göre, “Türkçe’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına, ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” hükmü gereğince, bu teklifi sunanlar, anayasal bir suç da işlemektedirler.

Söz konusu yasa teklifi kanunlaşırsa, ülkemizde 47 etnik grubun bulunduğunu iddia eden Avrupalıların, bölücülük açısından, ne kadar verimli bir Türkiye ortamına kavuşacaklarını tahmin etmek hiç de zor değildir. Bilinmelidir ki -Bizans- bazılarının zannettiği gibi, ne Türkiye seksen yıl öncesinin Türkiye’sidir ne de Türk Milleti oynanan oyunlardan habersizdir.

Çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak için AB seçeneğine sıcak bakan milletimiz ve partimiz, teslimiyetçi politikalardan, onursuz ilişkilerden uzak durulmasını istemektedir. Bu değerlendirmelerin ışığı altında, AB konusunda gerçekçi bir değerlendirmenin, onurlu bir duruşun sahibi olan Milliyetçi Hareket Partisi, anadilde öğrenim ve yayını öngören bu kanun tekliflerini, Türk Milletinin ebedî bekasını tehdit eden talihsiz bir girişim olarak değerlendirmektedir.

Kutsal Meclisin kürsüsünden, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına, namusu ve şerefi üzerine yemin eden siz değerli milletvekillerimizin, yeminlerine sadık kalacaklarına inanıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi, saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Demokratik Sol Partide.

Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz, kamuoyunda Avrupa Birliği Uyum Yasaları olarak bilinen, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun teklifinin 11 inci maddesi için Demokratik Sol Parti adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 11 inci maddesi, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesini önermektedir.

Ben, size teklifin teknik yönü üzerinde konuşacağım. Bu konu ülkemizin farklı yörelerinde kullanılan yöresel dil ve lehçeleri kapsamaktadır. İnsanlarımız Türk kültürünün zenginliği içerisinde kendi aile ortamlarında bu dil ve lehçeleri yüzyıllardır kullana gelmişlerdir ve bugünlere kadar yaşatmışlardır.

Yasa teklifiyle, Türkiye’de yerel olarak kullanılan çok sayıda lehçenin 625 sayılı Özel Öğretim Kurumlarında kurs şeklinde öğretilmesi Anayasamızın eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi başlıklı 42 nci maddesine biraz aykırı görünmektedir. Bu nedenle, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda verdiğimiz önergeyle konunun olgunlaştırılmasını istemiştik. Bunu isterken amacımız engellemek değildi. Zaman, bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösterecek. Herkes çok iyi bilir ki, Avrupa Birliği yolunda en samimi parti Demokratik Sol Partidir. Yasa yürürlüğe girince uygulamada bazı zorluklarla karşılaşabileceğiz. 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa göre, kurslarda görev alacakların öğretmen olması gerekiyor. Şu anda, konuşulan lehçeleri öğretecek öğretmen yoktur. Dolayısıyla, konu, YÖK’ü ve eğitim fakültelerini ilgilendirmektedir. Şu anda öğretmen olmadığına göre, eğer yurt dışında varsa, bunların denkliği istenecektir. Bu da, nasıl çözülecek, gerçekten ilginç bir konu. Kurs müfredatını Talim ve Terbiye Kurulu hazırlayacaktır. Bu müfredat çalışması biraz zor olacaktır; çünkü, yeterli bilimsel çalışma yoktur.

Bütün bu eksikliklerin ve aksaklıkların, zaman içinde, uzlaşı kültürüyle aşılacağına inanıyorum. Çıkarılacak yönetmelikte, bu aksaklıkların giderilmesi uygun olacaktır.

Yasanın, ülkemize ve halkımıza yararlı olmasını diler, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam’da; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 890 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun düşüncelerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11 inci maddeyle getirilen yenilik, çok açık ve net olara şudur: Günlük hayatta, geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesine imkân veriliyor metinde.

Şimdi, bu imkân verme, özel kurslarda olacak; herkes, ücretini ödeyerek ve istiyorsa bu kurslara katılacak, ihtiyarî olacak; devletin denetiminde olacak -burada Millî Eğitim Bakanlığı görevlendirilmiş- Anayasanın belirlediği cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı olmayacak, devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmayacak, resmî dilin Türkçe olduğu, eğitim dilinin Türkçe olduğu da aynı maddede açıkça ortaya konuluyor.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, bu kürsüden, bilerek veya bilmeyerek, birçok arkadaşımız –zabıtlara geçti- Türkiye'de eğitim dilinin Türkçe olduğunu, bu kanunla eğitim dilinin farklı dillerden olacağını ileri sürdüler. Bunlar yanlıştır, doğru değildir ve milleti de, devleti de yanlışlığa sürükler. Açık ve net olarak, devletin resmî dili –Anayasadaki gibi- Türkçedir, eğitim dili Türkçedir. Tekrar söylüyorum: Getirilen yenilik, insanların anadillerini, isterlerse özel kurslarda, devlet denetiminde, Anayasanın, cumhuriyetin niteliklerine, milletin birlik ve beraberliğine aykırı olmamak suretiyle öğrenmesinden ibarettir. Olay, sade, net bir biçimde budur, bunu saptırmaya gerek yok; bu bir. (MHP sıralarından gürültüler)

İkincisi, Avrupa Birliğine –burada bu saatte söylenecek çok söz var da, sizi yormak istemiyorum- girip de parçalanan bir tek ülke yok, Avrupa Birliğine girip de sınırları değişen bir tek ülke yok, Avrupa Birliğine girip de kültürünü kaybetmiş bir ülke yok, sınırlarından taş zorlanmış ülke yok. Bunu böyle bilmek zorundayız. (DYP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bunun gerisi vehimdir, gerisi bilgisizliktir. Burada, ulusa ve devlete ihanetten bahsetmek, arkadaşlarımızı, şöyle veya böyle, vatanını daha fazla sevmek, daha az sevmek gibi cümleler sarf etmek bu Meclisin mehabetine yakışmıyor. Burada, hepimiz, en az milliyetçi olduğunu söyleyenler kadar milliyetçiyiz, belki daha fazla milliyetçiyiz.

Saygılar sunuyorum. (DYP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası Yeni Türkiye Partisinde.

Hakkâri Milletvekili Sayın Evliya Parlak; buyurun. (YTP sıralarından alkışlar)

YTP GRUBU ADINA EVLİYA PARLAK (Hakkâri) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sözlerime başlarken, mensubu olduğum Yeni Türkiye Partisi ve şahsım adına en içten saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, ben de bu kanun teklifinde görüşmekte olduğumuz 11 inci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

8 inci maddede konuştuğumda arz ettiğim gibi, kırküç yıla yakın bir mücadelenin hemen hemen önemli noktalarına erişmiş bulunmaktayız. En son, Avrupa Birliğine girme olayında en önemli adım, 1995’te gümrük birliğiyle atıldıktan sonra, 57 nci hükümet, yani, bu 21 inci Yasama Dönemi içerisinde, Avrupa Birliğine katılım belgesinin imzalanmasına paralel olarak, hazırlanan Ulusal Program çerçevesinde yapılan işlemler söz konusu olmuştur. Bunların başında, geçen yıl, şu Yüce Meclisin çatısı altında bulunan iktidar ve muhalefetin, elbirliğiyle, en az 40 maddeye yakın anayasa değişikliğini gerçekleştirilmesiyle başlamıştır. Bilahara, bu anayasa değişikliklerine paralel olarak, çok sayıda uyum yasası dediğimiz yasayı bugüne kadar gerçekleştirdik. İşte, son çalışmalarımızın içinde de bu 12 maddelik paketi, inşallah, bu sabah gerçekleştireceğiz ve tarihe geçeceğiz.

Bugün, bu maddeyle getirilen işlem şudur: Avrupa Birliği ülkeleri bize demişlerdir ki: “Türkiye’nin değişik yörelerinde geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçeler vardır. Bu bir gerçektir. Bu farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi istendiğinde, müsaade edilmediği veya buna olanak tanınmadığı, yasal bir düzenleme yapılmadığı söz konusudur. Siz, bunu gerçekleştirecek misiniz?” Biz de, Ulusal Programda “evet, bunu gerçekleştireceğiz” demişiz.

İşte getirilen bu madde, onu gerçekleştiriyor. Ne yapıyor? 1983 tarihli 2923 sayılı Yasanın ismi “Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun” şeklinde değiştiriliyor ve bilahara, ilgili maddeye şu fıkra ilave edilerek “Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir. Bu kurslar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu kursların açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” denilmiştir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, devlet, şu şekilde bu işe girmiş: Ben, vatandaşıma olanak tanıyacağım; ama, ben, bizzat, açmak zorunda değilim. Bu düzenlemeyi ben yapmıyorum. Ben, müsaade edeceğim, kontrol edeceğim, devletin birliğine, Anayasa çerçevesindeki ölçüler içerisinde riayet edildiği sürece müsaade edeceğim. Doğru olan da budur. Özel öğretim kurumları statüsünde bu kurslar açılabilecektir. Bunda endişe etmemize gerek yok.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bu son görüşmelerde, bu paketle ilgili komisyon görüşmelerinde öğrendiğim kadarıyla, değerli bir milletvekili arkadaşım şunu ifade etmiştir: “Ben, ilimde, gerçekten halkın kullandığı bu geleneksel dili anlamıyorum. Ben, böyle bir kursa gidip, bunu öğrenmek istiyorum.”

Şimdi, diyebilir miyiz ki, bu arkadaşımız art niyetlidir, bölücüdür? İşte, bu, yanılgıdır. Bu çatının altındaki her milletvekili, öbüründen daha milliyetçi, daha vatanseverdir; bu, gayet doğal olan bir şeydir. Bir ailenin gençleri deseler ki “çevremizdeki yaşlıların, ana babanın kullandığı geleneksel dili veya lehçeyi öğrenmek istiyorum, kurs varsa giderim” bunu niçin art niyetli düşünelim?

Değerli arkadaşlar, sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum: Bu 21 inci Dönem tarihe geçecektir; gerçekten, bunu, bütün kamuoyu ve tarih gösterecektir. İktidarıyla, muhalefetiyle, başta Anayasa olmak üzere birçok temel yasayı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, lütfen...

EVLİYA PARLAK (Devamla) - ... ülkenin gereksinim duyduğu birçok alanda temel yapı değişikliğini sağlayan yasaları, çoğu zaman da işbirliği yaparak gerçekleştirdik. Bu sabaha kadar, teklifin, geri kalan üç dört maddenin görüşmesini Allah’ın izniyle tamamlayacağız ve aralık ayında tam üyelik müzakerelerine Türkiye cumhuriyetinin hazır olduğunu gösterecek, 21 inci Dönem milletvekilleri olarak tarihe geçerek, görevimizi iftiharla bitireceğiz ve bizden sonra gelen 22 nci Dönem milletvekilleri de, inşallah, bu Meclisin değerini, kıymetini bilip, ifade edeceklerdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu paketin ülkemize, ulusumuza, gelecek nesillerimize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi en içten duygularımla selamlıyorum; seçimlerde tümünüze başarılar dilerken, sevgi ve saygılarımı tekrarlıyorum.

Teşekkür ederim. (YTP, DYP, ANAP, AKP ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

2 adet önerge vardır; geliş sırasına göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 11 inci maddesinin ( c ) bendinin ikinci paragrafının ikinci cümlesinde “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve resmî dilin ve eğitim dilinin Türkçe olması temeline” ibaresinin eklenmesini ayrıca, aynı paragrafın son cümlesinde “Millî Eğitim Bakanlığınca” ibaresinin yerine gelmek üzere “Bakanlar Kurulunca” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mehmet Sağlam Ufuk Söylemez Ayvaz Gökdemir
Kahramanmaraş İzmir Erzurum
Turhan Güven Hayri Kozakçıoğlu
Mersin İstanbul

 

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutup, işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin eğitim ve dil konusundaki 11 inci maddesinin metinden çıkarılmasını ve kalan maddelerin numaralarının buna göre teselsül ettirilmesi için gereğini arz ve talep ederiz.

Koray Aydın Mustafa Verkaya İsmail Köse
Ankara İstanbul Erzurum
Bozkurt Yaşar Öztürk
İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin 11 inci maddesi, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin, Özel Öğretim Kurumları Kanununa tabi özel kurslarda öğrenilmesine demokratik bir anlayışla olanak tanıyan, bunu bir kültür zenginliği olarak gören; aynı zamanda, bu olanağın, cumhuriyetin temel niteliklerine, devletimizin üniter yapısına, ulusal birliğimize ve ülke bütünlüğümüze aykırı amaçlarla kötüye kullanılmasını engelleyici önlemlere yer veren çağdaş bir düzenleme getirmektedir. Bu farklı dil ve lehçelerin eğitim dili olarak kullanılması; başka bir deyişle, çeşitli derslerin, Türkçe yerine, bu farklı dil ve lehçelerde okutulması ve öğretilmesi söz konusu değildir. Bu nedenlerle önergeye katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk; buyurun.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 30.7.2002 tarihinde Millî Eğitim Komisyonumuzdaki görüşmelerde farklı partileri temsil eden komisyon üyelerimizin tamamı, dilin, bir toplumu zamanla millet yapan, ortak kültürü nesilden nesle taşıyan en önemli araç olduğu konusunda hemfikir olmuşlardır; bundan ziyadesiyle mutluluk duymaktayız. Yine, komisyonumuzdaki arkadaşların tamamı ve tabiî ki hepimiz Türk Milletinin resmî dilinin Türkçe olduğunu kabul etmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 3 üncü, 4 üncü ve 42 nci maddeleri, çıkarılmak istenilen bu kanunun 11 inci maddesine ters düşmektedir. Anayasamızın değiştirilemez ve değişiklik teklifi yapılmasının teklif edilmeyecek maddesine karşı yapılmaya çalışılan bu uygulamanın doğru olmadığı kanaatindeyiz; çünkü, görüşmekte olduğumuz yasa, temel kanunlarımızdan Tevhidi Tedrisat Kanununa da aykırıdır. Kaldı ki, ülkemizde yabancı dille yapılan eğitim ve öğretimin de bu yasaya aykırı olduğunu savunduğumuz bir zamanda, bu yasayla, millet olma yolunda elliye yakın lehçe, ağız veya etnik grubun isteklerini dikkate almış olacağız. Bu işi öğrenim ve kurslarla devletin kontrolüyle yaptıracağız. Yüz yıla yakındır uygulanagelen politika sonucu ve özellikle cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün direktifleriyle çıkarılmış olan yasalara rağmen, doğru dürüst olarak öğretmekte bile zorlandığımız güzel dilimiz Türkçe’yi daha da zayıflatıp, birliğimizi tehlikeye düşürmeye kimsenin hakkı yoktur diye düşünmekteyim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ülkemizde elliye yakın lehçe ve ağzın günlük hayatta kullanılmasında ve öğrenilmesinde hiçbir engel yokken, böyle bir yasa hazırlamak, yangına körükle gitmeye eşdeğerdir; yani, parçaların bütünüyle kavgasını sağlamak gibi bir şeydir. Bugün için bunun kurslarla yapılmaya çalışılması, arkasından eğitimde de kullanılmasını gündeme getirecektir. Yapmış olduğumuz yasama faaliyetleriyle geçmiş Meclislere fark atan, gelecekteki Meclis üyelerine örnek olacak olan 21 inci Dönem Parlamentosundan böyle bir yasanın geçecek olmasını herkes yadırgayacaktır. Vereceğiniz oylarda bu konuyu düşünmenizi istirham ediyorum. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi bu maddeyi yüzde yüz iptal edecektir.

Devletin en önemli öğesi dil birliğidir. Ortak dil, iletişimin ve duyguların ifadesiyle vücut bulur. Türk cumhuriyetleriyle gelecekte ortak paydamız olacağına inandığımız güzel Türkçemizin çıkarılmaya çalışılan bu yasayla yok edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Sizlerin buna katkı sağlamasını bekliyoruz. Dağlarda hâlâ yaşamaya devam eden, belli bir nekahet dönemi geçiren teröristler, kültürel ataklarının neticesini Kopenhag kriterleriyle almak için beklerken, yeni 35 000 kişiler katletmenin hesabını yapanlara dil öğretmek için kursiyer olarak beldelere veya şehirlere inmesine müsaade etmeyeceğiz. Buna katkısı olanlar ile direnenleri aziz milletimiz, elbette görecek ve gereğini yapacaktır.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, bakanlığı süresince Türk millî eğitimini mahvedip, öğretmenlik mesleğini meslek olmaktan çıkaran, toplama insanları öğretmen yapan vekile sormak isterim. Dil eğitimi ile dil öğretimi arasındaki fark nedir? Dil öğretimi niçin yapılır? dil öğretimi, bir bakıma eğitime hazırlıktır; dil, bunun için öğretilir. Öğrenilen dil, eğitimin ana unsurudur. Demek ki, dil öğrenimi, eğitime hazırlığın birinci ayağıdır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın efendim.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) – O halde, dil niçin öğretilir dedik; öğrenilen dil, eğitimin ana unsurudur. Demek ki, dil öğrenimi, eğitime hazırlığın birinci ayağıdır. Tekrar soruyorum: Acaba, bu yasayla, eşkıyanın dağda yapamadığı işi, şehirlerde açacağınız bu dershanelerde öğretmenlik yaptırarak mı sağlayacaksınız?! Türk Milleti, 3 Kasımda, bunun hesabını, burada, mutlaka sizlerden soracaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 11 inci maddesinin (C) bendinin ikinci paragrafının ikinci cümlesinde “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Resmi Dilin ve Eğitim Dilinin Türkçe olması temeline” ibaresinin eklenmesini; ayrıca, aynı paragrafın son cümlesinde “Millî Eğitim Bakanlığınca” ibaresinin yerine gelmek üzere “Bakanlar Kurulunca” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mehmet Sağlam (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, Türkçe’den farklı dil ve lehçelerin özel kurslarda öğrenilmesine ilişkin düzenleme, Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanununa eklenen hükümler şeklindedir. Bu kanunun 2 nci maddesinin (a) bendinde şu hüküm yer almaktadır: “Türk vatandaşların ana dilleri, Türkçeden başka hiçbir dilde okutulamaz ve öğretilemez.” Aynı maddenin (b) bendinde de, hangi dillerin mutlaka Türkçe okutulacağı ve öğretileceği belirtilmektedir. Yine aynı kanunun 3 üncü maddesinde, ilköğretim, ortaöğretim ve yaygın öğretim kurumlarında yabancı dil öğretimiyle ilgili yönetmeliğin Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılacağı öngörülmüştür.

Önergede ifade edildiği gibi, Türkçeden farklı dil ve lehçelerin özel kurslarda öğrenilmesiyle ilgili yönetmeliğin Millî Eğitim Bakanlığı yerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılması bir çelişkidir. Ayrıca, Kurulunuzca kabul edilen 8 nci maddede, farklı dil ve lehçelerle yayın konusunda çıkarılacak yönetmeliğin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından çıkarılacağı hükme bağlanmıştır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan esirgenmeyen bir yetkinin, konuyla doğrudan doğruya ilgili Millî Eğitim Bakanlığından esirgenmesi de ayrı bir çelişkidir.

Özetle, önergeyle eklenmesi önerilen ibareler gereksiz veya isabetsizdir. Bu nedenle önergeye katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sağlam. (DYP sıralarından alkışlar)

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar vaktinizi aldığım için özür dileyerek, Sayın Bakanın şu önergemize karşı çıkışındaki çelişkilerinin, ne kadar büyük bir çelişki olduğunu ortaya koymak üzere bir iki cümle söylemek istiyorum.

Bunlardan birisi şu: Bu önergemizi Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu oyçokluğuyla kabul etmiştir. Sayın Bakanın düşündüğü gibi ceffelkalem reddetme yerine, bu konunun ihtisası olan komisyon bunu incelemiş, Millî Eğitim Bakanlığının görev alanına giren birçok konuda Bakanlar Kurulunun –eğer konu çok önemliyse- yönetmeliği çıkarması suretiyle bu konudaki hassasiyetin ortaya konmasını sağlamıştır. RTÜK Kanunuyla mukayesesi ise hiç alakası olmayan bir konudur. Bu, bir dil öğrenmedir, RTÜK Kanunundaki yayın olayıdır.

İkincisi, daha önce de söyledik, şimdi, kanunun bu paragrafın başındaki hükmü, doğrudan doğruya, resmî dil ve eğitim diliyle ilgilidir ve Anayasanın emrettiği bir olaydır. Halbuki, burada, bizim teklifimiz “bu kurslar” diye başlayan maddededir. Yani, dil öğretmek üzere açılan kurslar, eğer devletin Anayasada belirtilen temel niteliklerine aykırı olmayacaksa, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmayacaksa ve resmî dilin ve eğitim dilinin Türkçe olması temeline aykırı olmasını hangi mantıkla Sayın Bakan çelişki diye kabul ediyor, anlamamız mümkün değildir.

Şimdi, benden önceki arkadaşımın, çok değerli arkadaşımın, millî eğitimi mahvettiğimi söylemesine ise söyleyeceğim bir tek söz var: Şu anda, binlerce, belki yüzbinlerce gerek öğretmen –benim atadığım 60 000 öğretmen dahil- gerekse yönettiğim üniversitelerdeki yüzbinlerce milliyetçi çocuklara ithaf ediyorum! Böyle bir milliyetçinin kimin mahvettiğini sana o çocuklar söyleyeceklerdir! (MHP sıralarından gürültüler)

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyorum...

BAŞKAN – Niye efendim söz istiyorsunuz?!

Önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim... Kabul edenler...

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyorum...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karışık bir durum var; elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Maddeyi oylarınıza sunmadan evvel, bir açık oylama talebi vardır; okutup, arkadaşları arayacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanunun 11 inci maddesinin açık oylamayla yapılmasını arz ve talep ederiz.

Adnan Fatin Özdemir?.. Burada.

Sait Gönen?.. Burada.

Nesrin Ünal?.. Burada.

Mehmet Telek?.. Burada.

Hasan Çalış?.. Burada.

Ali Özdemir?.. Burada.

Yener Yıldırım?.. Burada.

Metanet Çulhaoğlu?.. Burada.

Bozkurt Yaşar Öztürk?.. Burada.

Muzaffer Çakmaklı?..

HASARİ GÜLER (Adıyaman) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Takabbül ettiler.

Ali Gebeş?.. Burada.

Ayhan Çevik?.. Burada.

Kemal Köse?.. Burada.

Salih Erbeyin?.. Burada.

Süleyman Çoşkuner?.. Burada.

Mustafa Zorlu?.. Burada.

Enis Öksüz?.. Burada.

Hüseyin Kalkan?.. Burada.

İsmail Çevik?.. Burada.

Mehmet Hanifi Tiryaki?.. Burada.

Hakkı Duran?.. Burada.

Mesut Türker?.. Burada.

BAŞKAN – Efendim, açık oylamanın şekli hakkında kararınızı alayım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Tasvip edenler... Etmeyenler... Açık oylama, elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 2 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 11 inci maddesinin açık oylamasına 350 sayın milletvekili katılmış, 235 kabul, 113 ret, 2 çekimser oyla 11 inci madde de kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, müsaadenizle, 15 dakika ara veriyorum efendim.

Kapanma Saati: 04.08

 

© Kitêbxaneya Kurdî

21-06-2003