Kurdish Library

TBMM 125. Birleşimi

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 04.32

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

890 sıra sayılı teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020) (S.Sayısı: 890)

(Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

12 nci maddeyi okutacağım. Malum, bu teklif 17 maddedir, 5 madde daha var; dişimizi sıkarsak, sabah kahvaltısından biraz sonra bitebilir. Umarım, saat 07.00’den sonra sayın milletvekilleri çok uzun konuşmaz; çünkü, saat 07.00’de bütün televizyonlarda reyting başlıyor biliyorsunuz; onun için, aman, istirham ederim, süresinde konuşalım.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. - Aşağıdaki kanun hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

A) Dernekler Kanununun 39, 47 ve 56 ncı maddeleri,

B) Basın Kanununun 31 ve ek 3 üncü maddeleri,

C) Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 11 inci maddesinin son fıkrası,

D) 6.6. 1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun Geçici 1 inci maddesi.

BAŞKAN – 12 nci madde üzerinde Saadet Partisi Grubu adına Sayın Aslan Polat...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konuşmuyor musunuz?.. Çok teşekkür ederim. Hem de Aslan Polat konuşmuyor!..

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, Sayın Polat ilk defa konuşmuyor!..

BAŞKAN - Lütfen, alkışlayalım artık. Vallahi bravo Sayın Polat, çok teşekkür ederim.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisine sıra geldi; İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş konuşacak; ama, herhalde beni kırmaz, az konuşur. Haddim değil az konuşun demek ama, yani...

Buyurun hocam.

AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Zatıâlinizi hiç kırmadım, ona çok dikkat ederim.

Konuşmayacağım diyerek alkış almadığıma müteessirim; ama, bazı söyleyeceklerimi zannediyorum hoş karşılayacaksınız. Önce, bir usul meselesi Sayın Başkan.

Bu teklifi sevk eden çok kıymetli kardeşlerimiz Beyhan Aslan Beyefendi, İbrahim Yaşar Dedelek Beyefendi, Nihat Gökbulut Beyefendi. Bu celse, bu oturum hiç şüphesiz tarihî ve buradaki konuşmalar da tarihî. Bu üç arkadaşımızın da isminin tarihe geçeceğinden dolayı -hele hemşehrimin ve diğer kardeşlerimin- çok memnunum; ama, keşke, hükümetimizin ismi geçseydi. Yani, bu kadar temel, inkılap çapında, bu olay inkılap çapında... “Ol mahiler ki, derya içredirler, deryayı bilmezler.” Şüphesiz ki öyledir; biz, belki şu anda bu işin tam şuurunda, tam idrakinde olmayabiliriz, gün geçtikçe olacağız, o kadar derin tesirli; peki, neden?.. Burada tamamen, yüzde yüz iştirak etmesek dahi, üsluplarını belki çoğumuz yadırgasak dahi, o endişeleri objektiviteyle değerlendirmek durumunda olduğumuz mütalaalar öne sürülmüştür; onların bazılarına ben de Anayasa Komisyonunda katılmışımdır. Şimdi -lütfen, darılmayalım, gücenmeyelim- mukadder sual şu: Bu endişeleri ortaya koyan partimizin, değerli arkadaşlarımızın, acaba, hükümette temsilcileri yok mu? Şu anda da, bilmiyorum...

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Var; bir tane var.

MURAT AKIN (Aksaray) – Şuayip hocamız var.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Yani, koalisyonun bir kanadı. Peki, bu endişeler var idiyse -gerçekten samimiyetle ileri sürüyorum, ben başka türlü düşünemem- o parti, niçin, o aracı, yani hükümette olma kuvvetini, imkânını -ne dersek diyelim- kullanmamıştır? Bunu kullanması lazımdı. Şimdi “efendim, hükümet tehlikeye düşer...” Arkadaşlar, kaçıncı hükümetteyiz, 57 mi, 56 mı, bilemiyorum!..

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Sayın hocam...

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Buyur canım. (Gülüşmeler)

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Kullandık da ne oldu...

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Bu gülüşmelerden anlayamıyorum; emin ol anlayamıyorum Ahmetçiğim. Başkan 5 dakikama saymazsa, sizi dinleyeceğim.

BAŞKAN – Efendim, karşılıklı olmaz...

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Burada ne kadar kullanabiliyorsak, hükümette de o kadar kullanabildik.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim; cevabını aldım.

Şimdi, o, demek ki asgarî ölçüde kullanılmış. Asgarî ölçüde kullanılan bir iktidar... azamî tarihî kararları almaması lazımdır; çekilmekti, çekilmek... (AK Parti sıralarından alkışlar) Çekilirsiniz, yeni hükümet gelir; bu, felaket değildir.

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Polemik yapıyorsunuz, sizin kişiliğinize yakışmıyor.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Polemik değil...

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Gerçekten polemik yapıyorsunuz.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, çekilmeyin, kalın demem...

BAŞKAN – Sayın Şandır... Sayın Şandır...

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, ben, zatıâlinize, hükümetten çekilmeyin, üç ay daha kalın, bunda da büyük faydalar vardır deseydim, bu polemik olmayacaktı.

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Hayır, çok basit polemik yapıyorsunuz.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Peki, öyle, kabul ediyorum efendim; bir mütalaa olarak kabul ediyorum, aslî bir fikir olarak kabul etmiyorum.

Ağırlığınızı koyarsınız, dersiniz ki; biz, ülkeyi bu kadar ağır faturaları ödetmeye götürecek –burada kelimeleri tekrarlamak istemiyorum; ancak, o kelimelerle tavsif edilecek bir sonuca götürecek- tasarrufu kabul etmiyoruz ve sizden çekiliyoruz. Yapılacak odur, o yapılmalıydı. O yapılmadıktan sonra, burada, objektivite olarak değerlendirmemiz, hatta iştirak etmiş olmamıza rağmen mazeretimiz kalmamıştır.

CAHİT TEKELİOĞLU (Mersin) – Millete gidelim dedik; millete gitmek demek de fena fikir değil.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – O da güzel; işte millete gidiliyor; ama, bu hükümete çok sarıldınız; bunu çok büyük bir nimet olarak telakki ettiniz ve şimdi bu faturalar çıkıyor meydana. Bunu üzülerek söylüyorum; çünkü, ödediğimiz faturalar, sadece bir partinin -bilmem, işte Kalkınma Partisinin, bizim partimizin, kendime söylüyorum- ödeyeceği fatura olsa amenna; iktidara bu kadar sarılmayı Türkiye ödeyecektir. Keşke, sarılmasaydınız; keşke, son ana kadar, bunu ayakta tutmak için, hiç kimsenin tasvip edemeyeceği beyanlara kadar gitmeseydiniz.

Sayın Başkan, bu maddeye gelince...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, acaba bir iki dakika var mı?

BAŞKAN – Buyurun.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Bu madde, liberal yaklaşımlar getiriyor -iyidir, hoştur- serbestiyet getiriyor, serbest rekabet... Nasıl ki, seyyar mallarda ne kadar seyyaliyet olursa, rekabet o kadar fazla olur. Her şeyi getiriyor ve Dernekler Kanunu ve diğer kanunlardaki kısıtlamaları kaldırıyor; ama, filtreler genişleyecektir. Şimdi, burada sosyolojik bir durum da ortaya çıkacaktır; her alanda, dernekler alanında, basın alanında ve diğer alanlarda, filtreler genişleyince, o zaman, Türkiye’nin... Asıl Dernekler Kanunun 12 nci maddesinde İçişleri Bakanlığına verilmiş olan “millî menfaatlere aykırı faaliyetlere karşı tedbir alınır” hükmünün müşahhas hale gelmesi lazımdır. Millî menfaatlere neler karşı gelebilecektir; bugünün Avrupasını bilenler için, birisi hepimizin endişesi olan, şüphesiz, orada yuvalanmış bölücü faaliyetlerin Türkiye’ye aksetmesi.

İkinci önemli konu, yine, oralarda; yani, askerliğe karşı hususlar.

BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız minnettar kalacağım, ben de saygısızlık etmemiş olacağım.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Tabiî...

Üçüncüsü, ailenin bugün aldığı şekiller. Geçen sene Fransız parlamentosuna geldi; yani, aile dışında –burada söylemekte teeddüp edeceğim- kiliselerin, artık, nikâh kıymaya başladığı şeyler Türk Parlamentosuna dahi, o aktivist gruplar tarafından getirilmeye çalışılacaktır ve misyonerlik... Önü tamamen açılma durumundadır; yani, serbest rekabet, serbestiyet bu kadar hudutlara gidecek; bunu, şüphesiz ki, polisiye tedbirlerle önleyecek durum yoktur; önleyemeyeceğiz. İnsanımızı, bilgiyle, şuurla, kültürle, bütün bu yeni alana hazırlamak durumundayız; özellikle yeni nesilleri. Ah etmeyelim ve vah etmeyelim; bu tedbirleri, polisiye anlayışı dışında, bütün bir milletçe, bütün ebeveynler olarak, bütün sosyal hayata mal ederek götürebilirsek, endişelerimizin çoğunun birer vehim olduğu -bu kelimeyi maalesef kullanmak durumundayım- ama, bütün bu şuurdan yoksun olursak, gerçekten, yeni yeni problemlerle karşılaşırız ve yeni problemler içerisinde çırpınır dururuz.

Aziz arkadaşlarımız, hükümetteki iştirakiniz ve hükümetteki rolünüzün çok müşahhas bir örneği burada ortaya çıktı; lütfen, gücenmeyiniz. Bakanınız geldi orada oturdu. Kendi Bakanlığı için, hizmet için çırpınan bir arkadaştır, benim hiçbir menfî şeyim yoktur ve burada, oradan çıkarak konuştu, ne yapsın.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Burada oturmalıydı, diğerleri de burada oturmalıydı ve hükümeti zorlamalıydı, eğer tehlike o kadar vahimse, neticeler o kadar kötüyse. Bunu sadece kendi inançları, istikametleri, idealleri için çırpınan ve bu heyetin şu kadar yüzdesini teşkil eden bir duruma bırakmak, çarpıklık buradadır.

Hepinize teşekkür ediyor, hürmetlerimi arz ediyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Nesrin Ünal; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NESRİN ÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmama başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Keşke, bugün, burada daha acil problem olan ve Amerika Birleşik Devletlerine çağrılmayan Kuzey Irak’taki 3,5 milyon Türkmen’in geleceğini konuşuyor olsaydık; keşke, Avrupa Birliğinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkındaki düşüncelerini ve neler yapabileceğimizi konuşsaydık.

İletişimin bu kadar geliştiği, sosyoekonomik iç içe yaşamanın bu kadar yoğunlaştığı 21 inci Yüzyılda kimse ülkesini kapalı kutu şeklinde oldubittilerle ve dayatmalarla yönetemez. Milliyetçi Hareket Partisinin amacı, küreselleşmenin faydalarından Türk Milletini mümkün olduğu kadar fazla yararlandırmak, küreselleşmenin zararlarından ise Türk Milletini mümkün olduğu kadar korumaktır. Bu bağlamda, uluslararası siyasetimizde yakın tarihte, Türk Milleti adına, Türk Milleti bilgilendirilmeden yapılan hataları, yine Türk Milletinin bilgisine saygıyla, kimseyi hedef almadan, incitmeden, tarihî sırasıyla sunmak istiyorum.

Parti sözcüleri Milliyetçi Hareket Partisinin bölünme vesvesesi yaşadığını bu kürsüden söylediler. Osmanlı İmparatorluğu da aynı süreçten geçti ve bölündü, Kurtuluş Savaşını yaşadık. Kurtuluş Savaşını yaşamış 1 700 000 küsur kilometrekareden 780 000 kilometrekaresini kurtarabilen bir milletin çocukları olarak elbette millî endişelerimiz olacak; bunun yadırganacak hiçbir yönü yok. Asıl yadırganacak olan, buraya milletin oylarıyla gelenlerin millî hassasiyetlerinin olmamasıdır. (MHP sıralarından alkışlar) Bağımsız Kürdistan ve bağımsız Ermenistan temsilcileri 150 yıldır uluslararası arenada görüşmelere katılmaktadır ve Sevr Antlaşmasında kendileri için finansman ve güvenlik problemlerini halledemedikleri için sessiz kalmışlardır.

Önce, Şeyh Sait isyanını yaşadık, sonra PKK’yı yaşadık ve 15 yıl PKK, Avrupa’nın en kuvvetli ordusuna direndi. Arkasında Avrupa’nın desteği olmasaydı bu direnci gösteremezdi. Sonuçta da, bugün bir oldu bittiyle karşı karşıyayız.

Bize göre, bugün dayatılan maddelerin anlamları şunlardır: Önce, idam kaldırılıp, teröristlere “bakın, devlet size bir şey yapamaz” diyoruz. Daha sonra, yayın ve dille yeni milletler oluşturuyoruz. Sonra da, güvenlik ve finansman için vakıfları öne sürüyoruz.

Ben de sizlere şunu sormak istiyorum: “Avrupa Birliğine girip de bölünen ülke var mı” diye sordunuz. Avrupa Birliğine girerken bizim kadar çok samimiyetsizlik ve çifte standart yaşayan başka bir ülke var mı; ben de size bunları sormak istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Ve bu samimiyetsizliklerin ve çifte standartların birazını söylemek istiyorum.

MUSTAFA ÖRS (Isparta)- Hükümette de samimi olun!..

NESRİN ÜNAL (Devamla)- Malta dışında -ki, Malta, çok özel ve cazip şartlarda gümrük birliğine girdi- tam üye olmadan gümrük birliğine giren tek ülke Türkiye’dir. Keşke, gümrük birliğiyle kaybettiklerimiz sadece para olsaydı. 1976 yılında Yunanistan’ın Avrupa Birliğine girmesine izin verdik. Yunanistan, karşılığında veto hakkını kullanmayacaktı; ama, yaklaşık 20 yıldır her şeyde bize karşı veto hakkını kullanmaktadır.

Başka bir tarihî hatayı gümrük birliğine girebilmek için Sayın Tansu Çiller’in Başbakanlığındaki hükümetin Dışişleri Bakanı Sayın Karayalçın 1 Mart 1995 tarihinde açıkladığı şu açıklamayla yapmıştır: “Türkiye, Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine girmesine karşı değildir” ve devamında Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine yaptığı tam üyelik başvurusunun yasal işlemleri başlatılmıştır. Türkiye için bir veto yetmezmiş gibi, ikinci veto yola çıkmıştır.

Doğru Yol Partisinin sözcüsü, dün, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın bulunduğu Avrupa Birliğinde bulunmamız gerektiğini söyledi; ben de aynı şeyi düşünüyorum; ama, Doğru Yola soruyorum: Sizin, yolunu açtığınız Güney Kıbrıs’ın vetosu, Yunanistan’ın vetosuna eklendiğinde, Avrupa Birliği tarihinde tek vetoyla baş edemeyen Türkiye iki vetoyla nasıl ne yapacaktır? Biz de, tam üye olmadan Gümrük Birliğine girdiğimizde, 50 milyar dolar için, davul, zurnalarla kutladık. Yıllar geçti 65 milyar dolarımızı kaybettik, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk. Hadi bulguru kaybettik, ama, bunu alırız, Kıbrıs’tan ne olacak!..

Genişlemeden sorumlu Verhagun, bütün samimiyetsizliğiyle “Zürih ve Londra Antlaşmalarına göre, Türkiye’ye sorulması gereken Kıbrıs kararını, Türkiye istese de istemese de biz Kıbrıs’ı alacağız” diyerek gösteriyor. Bize “Kıbrıs Avrupa Birliği toprağıdır, işgalci ordunuzu oradan çekiniz” dediklerinde ya da Avrupa Birliğiyle kıta sahanlığı problemi yaşadığımızda neler diyeceğiz?! Biz, bunları konuşmalıyız.

1995’te de Gümrük Birliğine girerken, aynı manşetler, aynı kamuoyu baskısıyla, apar topar girdiğimizi görürsünüz. Yine, aynı tezgah kuruldu, aynı senaryo sahneye kondu ve 40 yıl bekledikten sonra apar topar Avrupa Birliğine girilmesi isteniyor. Bu senaryoda rol almayan tek parti, Türk Milleti adına bağımsız düşünen Milliyetçi Hareket Partisidir. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisinin düsturu “herkesin bir hesabı varsa, Cenabı Allah’ın da bir hesabı var” deyip, yine, senaryoları Türk Milletinin yazması için sandığı 3 Kasımda milletin önüne koymasıdır. Aynı Avrupa Birliği, Gümrük Birliğine ve Avrupa Birliğine giren Yunanistan’a, Portekiz’e ve İspanya’ya para verdi; bugünün parasıyla 20 katrilyon lira. “Al bu parayı esnafına, çiftçine, sanayicine dağıt. Bunları karşılıksız dağıt” dedi. Aynı Avrupa Birliği, bize, protokollerle hak ettiğimiz paraların çoğunu vermedi, Yunanistan’ın vetoları nedeniyle. Sonra da Gümrük Birliğiyle birlikte hiç destek verilmeyen çiftçimizi, esnafımızı, sanayicimizi, KOBİ’leri, Avrupa piyasasıyla rekabet etmek üzere okyanusun ortasına atıverdik. Bu, yüzme öğretmediğiniz çocuğunuzu can simitsiz suya atmaktır.

İşte, Milliyetçi Hareket Partisi, bu çifte standarda karşı olup, Türk çiftçisinin, esnafının ve sanayicisinin hakkını aramaktadır.

TURHAN GÜVEN (Mersin) – Öldürdünüz!.. Öldürdünüz!..

NESRİN ÜNAL (Devamla) – Doğru Yol Partisinin sözcüsü, Anadolu sathında tahta bavulla bekleyen insanları söyledi. Ben de, o insanlara sesleniyorum, sizin, yıllarca mücadelenizle hak ettiğiniz serbest dolaşım hakkını gümrük birliğine girebilmek için aynı partinin temsilcileri beyan ederek vazgeçtiler.

Milliyetçi Hareket Partisi, Kıbrıs’ta iki farklı milleti, iki farklı kültürü, iki farklı inancı, iki farklı dili tek toplum yapmaya çalışan Avrupa Birliğine şunu soruyor: Yemen’de, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta birlikte şehit olmuş, Türkiye Cumhuriyetini birlikte kurmuş, kız alıp kız vermiş Hasan’ı, Ahmet’i, Ayşe’yi, Fatma’yı neden ayrı dünyaların insanları yapmaya çalışıyorsunuz? (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ünal, toparlar mısınız...

NESRİN ÜNAL (Devamla) – Türk ordusu, NATO’da etkin olmak için gitmiş Güney Kore’de bedel ödemiş, Avrupa Birliği ise diyor ki, ben senin NATO’daki kuvvetlerini istediğim yerde, istediğim zaman, istediğim şekilde kullanırım. Eğer, bu bedeli ben ödediysem, benim vergilerimle Türk ordusu donanıyorsa ve benim çocuğum askere gidiyorsa, karar verme mekanizmalarında Türkiye olmalıdır. Tıpkı Anadolu’daki insanların söylediği gibi.

Avrupa Birliğine girmek istemek, Türkiye’nin refah düzeyini yükseltmek, geleceğimiz, göz bebeğimiz, dinamik, genç nüfusumuza istihdam yaratmak, televizyonlarda ve gazetelerde boy göstermekle, ismi belli olmayan ilanları vermekle olmaz, paraları yanında zamanı çalınan Türk Milletinin kaybettiği otuzbeş yılını kazandırmakla olur. Yani, bu kutsal çatıyı, bu Meclisi çalıştırmakla olur. Milliyetçi Hareket Partisi hariç bütün partiler yıllardır bu çatı altındaydı ve onlar neden bu otuzbeş yılı heba ettiler? Siyasete istikrarı ve çalışmayı Milliyetçi Hareket Partisi getirmiştir.

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen... Lütfen efendim...

NESRİN ÜNAL (Devamla) – Ben, Milliyetçi Hareket Partisinin, 3 Kasımdan sonra tek başına iktidarıyla Avrupa Birliğine daha onurlu ve daha şerefli gireceğimize inanıyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın İsmail Bozdağ.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA İSMAİL BOZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği uyum sürecinde, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin 12 nci maddesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin bu maddesiyle, bazı kanunlar, bazı maddeler yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni düzenlemeyle, hükümsüz olan maddeler ile kurumlar arası ilişkilerde gereksiz bürokrasiye yol açan durumlar ortadan kalkmış olacaktır. Daha önce yapılan değişikliklerde ve yeni çıkarılan kanunlarda bazı görevler kurumlara devredildiğinden, bu değişiklikler de, hükümsüz olan gereksiz maddelerin yürürlükten kaldırılması gerekliliğini doğurmuştur. Karışıklığa meydan verilmemesi için, bu gerekli düzenlemeyi uygun bulduğumuzu belirtiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin nihaî hedefi olan Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye’nin bir ulusal projesidir ve devlet politikasıdır. Halkımızın yüzde 80’i bu projeyi desteklemektedir. Avrupa Birliğine üye ülkelerdeki halklar da, önceki yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini yüzde 20 oranında desteklerken, son yıllarda bu oran yüzde 30’lara ulaşarak önemli gelişme sağlanmıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği halkımızın büyük çoğunluğu tarafından onay görmüş olmasına rağmen, bu konuda, geçmiş hükümetler döneminde, maalesef, önemli gelişmeler sağlanamamıştır; çünkü, geçmiş hükümetler döneminde, üzülerek ifade ediyorum ki, Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren Ermeni lobisine, Rum lobisine, Yunan lobisine ve PKK lobisine karşılık olarak, Avrupa Birliğinin çeşitli kurumlarına, Türkiye, gerekli mesajları iletememiştir. Olay, ya duygusallaştırılmış ya da dostluk-düşmanlık işine dönüştürülmüştür. Halbuki, uluslararası ilişkilerde dostluk veya düşmanlık yoktur; ancak, her ulusun çıkarı söz konusudur. İşte, bu tür stratejileri iyi bilen Genel Başkanımız ve Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit’in liderliğinde kurulan 57 nci hükümet döneminde, koalisyon ortaklarımızın ve muhalefetin de katkısıyla, Türkiye, haklı olduğu konularda, Avrupa Birliğinin değişik kurumlarına gerekli mesajları ileterek, iyi bir lobi faaliyeti yaparak, bugünkü kazanımlarını elde etmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Avrupa, zengin bir kıtadır; ama, siyasî bir yaptırım gücü yoktur; çünkü, Avrupa Birliğinin askerî gücü mevcut değildir. İşte, bunun için, Avrupa Birliği, Türkiye’yi üye yapmak istemektedir.

Avrupa Birliğinin üretime dayalı bir ekonomisi vardır ve gelecekteki pazarını, ürettiği ürününü satabilmek için bir içpazar oluşturmak amacındadır; bunun için de, yine, Türkiye’yi ihtiyacı vardır.

Avrupa Birliğinin, Balkanlarda, Kafkaslarda ve Ortadoğuda daha etkin politika yapabilmek ve gelecekte enerjiye sahip olabilmek için Türkiye’ye ihtiyacı vardır.

Ülkemizin insanı içinse, Avrupa Birliği, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir çevre, daha güzel bir sağlık hizmeti ve daha çok iş, aş ve daha çok alım gücü demektir; ülkemiz içinse, içine kapanmaktan kurtulmaktır, 28 üye ülkeyle beraber, ileride ulusal sorunlarımızı paylaşmaktır.

Örneğin, Türkiye Avrupa Birliğine üye olduğu zaman, Türkiye’nin güvenlik sorunu, tarım sorunu, çevre sorunu, eğitim sorunu ve ekonomik sorunu gibi sorunlar, yalnız Türkiye’nin sorunu değil, mevcut üye ülkelerin de sorunu olacaktır. Bugün zor olan bu sorunlarımızın çözümü, doğal olarak daha kolay olacaktır; ama, bugün dahi bazı parlamenterlerimiz, bu sorunların paylaşımını, sanki ulusal egemenliğimiz elden gidiyormuş gibi algılamaktadır. Türkiye Avrupa Birliğine üye olduğu zaman, Türk halkı, muhtarının, belediye başkanının, il genel meclisi üyesinin, milletvekilinin yanında, bir de yaklaşık 80 Türk parlamenterini seçerek, Avrupa Parlamentosuna gönderecektir ve o 80 Türk parlamenteri de, Türkiye’yi Avrupa Parlamentosunda temsil edecektir. Böylece, Avrupa Parlamentosunda gözardı edilemeyecek, daha güçlü ve daha saygın bir ülke olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL BOZDAĞ (Devamla) – Ama, bütün bunlar için, Türkiye, tüm diğer adaylara konulan Kopenhag kriterlerini yerine getirmek durumundadır. Kopenhag kriterleri bir bütündür. Ben, Kopenhag kriterlerinin işime gelen yanlarını yerine getiririm, işime gelmeyen yanlarını yerine getirmem diyenler, ya bu işin bilincinde değiller ya da Türk Halkının güzel geleceğini hazırlamakta samimî değillerdir.

Bizim, Demokratik Sol Parti Grubu olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği projesinin arkasında olduğumuzu, savunucusu olduğumuzu, destekçisi olduğumuzu belirtiyor, saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylayacağım; ancak, bir yoklama talebi var... (Gürültüler)

Vallahi, beğenmiyorsanız, gelin, siz vitesi attırın, benim gücüm kalmadı. Ne yapayım efendim!.. Allah Allah!.. İnsaf yahu!.. Biraz nezaket, biraz nasafet...

Yoklama talebini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

8 inci madde... (Gülüşmeler)

KÂTİP ÜYE SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Buraya 8 yazmışlar; ama, burası 12... (Gülüşmeler)

Sayın milletvekilleri, buraya 8 inci madde yazılmış yalnız, onu söyleyeyim. (DSP sıralarından “Geç, geç” sesleri; AK Parti sıralarından “Saymayın” sesleri)

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Yok efendim, geçin onu.

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Geç, geç... 8 inci madde görüşüldü.

AHMET İYİMAYA (Amasya) – İşleme koymayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – 12 nci madde efendim.

Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12 nci madde oylamasına geçmeden yoklama yapılmasını saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Sayın Sait Gönen?.. Burada.

Sayın Hasan Kaya?.. Burada.

Müjdat Kayayerli?.. Burada.

Sayın Mehmet Telek?.. Burada.

Sayın Salih Erbeyin?.. Burada.

Sayın Ahmet Erol Ersoy?.. Burada.

Sayın Bedri Yaşar?.. Burada.

Sayın Kürşat Eser?.. Burada.

Sayın Cahit Tekeli?.. Burada.

Sayın Mehmet Kundakçı?.. Burada.

Sayın İsmail Hakkı Cerrahoğlu?.. Burada.

Sayın Süleyman Coşkuner?.. Burada.

Sayın Nail Çelebi?.. Burada.

Sayın Ahmet Çakar?.. Burada.

Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk?.. Burada.

Sayın Fevzi Zihnioğlu?.. Burada.

Sayın Ali Uzunırmak?.. Burada.

Sayın Mükerrem Levent?.. Burada.

Sayın Mükremin Taşkın?.. Burada.

Sayın Mustafa Haykır?.. Burada.

Sayın Hakkı Duran?.. Burada.

Sayın Mehmet Nacar?.. Burada.

AHMET İYİMAYA (Amasya) – İlk görüşte çoğunluk var; yoklamayı yapmanıza gerek yok Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN- Toplantı yetersayısı vardır.

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek İle Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması İle Milletvekili Genel Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa, İçişleri, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonları Raporları (2/1020) (S. Sayısı 890) (Devam)

BAŞKAN- 12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12 nci madde kabul edilmiştir efendim.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Sayın Başkan, İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre söz istiyorum.

HÜSEYİN ÇELİK (Van)- Efendim, bir sataşma yok. Sadece “hükümetten çekilin” dedi.

BAŞKAN- Ben de ne olduğunu soruyorum efendim. Öğreneyim ne olduğunu.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Sayın Nevzat Yalçıntaş, Partimizi ilzam edecek şekilde bir suçlamada bulundu.

BAŞKAN- Efendim, açar mısınız mikrofonunuzu.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Kürsüden cevap vereyim.

BAŞKAN- Efendim, sataşmanın mahiyetini öğreneceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Sayın Başkanım, AK Parti sözcüsü Sayın Nevzat Yalçıntaş, Partimizi ilzam edecek şekilde konuşmalarında suçlamada bulundular. Parti Grup Başkanvekili olarak söz istiyorum.

BAŞKAN- Buyurun.

Sizi konuşturdum, affedersiniz. Yani, sayın milletvekilleri niçin söz verdiğimi duysun diye. Usule uyuyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Hay hay. Sağ olun.

HÜSEYİN ÇELİK (Van)- Sayın Başkan, bu bir sataşma değil, tenkitte bulundu. Yani, her eleştiriyi sataşma olarak kabul ederseniz...

ABDULLAH GÜL (Kayseri)- Muhalefet, iktidarı tenkit etmeyecek mi?!

BAŞKAN- Efendim, sataşma olduğunu siz de biliyorsunuz, Hocam da biliyor, ben de biliyorum. İstirham ederim. Yani, ayan beyan.

Buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Hatay)- Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, gecenin bu geç saatinde, sabahın bu erken saatinde...

BAŞKAN- Ezan okundu efendim, hangi gece!

MEHMET ŞANDIR (Devamla)- ...bu ezan saatinde, bu güzel saatte, ülkemiz için, milletimiz için gerçekten çok önemli bir konuda bu yoğun mesai içerisinde, bizi üzen birtakım davranışlarla karşı karşıyayız. Bizi üzen, bizimle aynı fikirleri, aynı hassasiyetleri paylaştıklarını ümit ettiğimiz insanların davranışlarıdır. Bizi üzen, bu hassasiyetleri senelerce ifade ederek toplumda itibar sahibi olduğunu zannettiğimiz insanların davranışlarıdır. (MHP sıralarından alkışlar; AK Parti sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, bu bir hakarettir.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Sayın Yalçıntaş’ın dost olup olmadığını sormak için söz aldım.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Dostum...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Nevzat Yalçıntaş Dernekler Yasasıyla ilgili değişikliği konuşmak üzere buraya çıktıklarında ilk cümlesi şu oldu. Mealen söylüyorum; tutanakları almak mümkün olmadı. Diyorlar ki: “Eğer bu söylediğiniz hassasiyetleriniz, bu endişeleriniz bu kadar önemliyse, neden hükümet içerisinde tartışmadınız ve neden hükümetten ayrılmadınız?”

Bu mudur sorunuz?

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.

Şimdi dinleyeceksiniz, ben bu sorunun cevabını vereceğim. (DYP ve AK Parti sıralarından gürültüler)

Değerli hocam, öğrenmek istediğim hadise şudur: Siz, bizim burada en az altı aydan bu yana ifade ettiğimiz, yani, Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ilgili ve özellikle üç konuyla ilgili -idamın hemen ve tümüyle kaldırılması, anadilde yayın yapılması ve anadilde eğitim yapılması konularında- ifade ettiğimiz hassasiyetlerimizi...

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Eğitim yok, öğrenim var.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - ...ve bundan dolayı, ülkemizin ve milletimizin geleceği için duyduğumuz endişeyi paylaşıyor musunuz? Paylaştığınızdan dolayı, bize niye bunu hükümet içinde tartışmadınız, madem orada çözemediniz niye hükümetten çekilmediniz diye mi soruyorsunuz ya da... (DYP, ANAP, DSP, YTP, SP ve AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Şandır, böyle bir usulümüz yok; karşılıklı sual...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, müdahale edin...

BAŞKAN – Siz konuşun efendim...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Hayır, siz müdahale edeceksiniz.

BAŞKAN – Hayır, müdahale değil, siz konuşun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, sabırla dinlemeniz lazım. (DYP, ANAP, DSP, YTP, SP ve AK Parti sıralarından gürültüler) Sabırla dinlemeniz lazım.

Değerli milletvekilleri, burada on saatten bu yana Milliyetçi Hareket Partisine olan hakaretlerinizi dinliyoruz! (DYP, ANAP, DSP, YTP, SP ve AK Parti sıralarından gürültüler)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Beyler, sakin olun Avrupa’ya gideceksiniz, sakin olun!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dinleyeceksiniz, bizi anlayacaksınız. (DYP, ANAP, DSP, YTP, SP ve AK Parti sıralarından “Allah Allah” sesleri, gürültüler) Dinleyeceksiniz!

Ya da, eğer, bizim paylaştığımız bu hassasiyetleri ve endişeleri duymuyorsanız, duymayabilirsiniz, biz sizden bekliyorduk; ama, beklemememiz gerekiyor galiba, duymayabilirsiniz. Verdiğiniz oylarla zaten duymadığınızı ifade ettiniz. Kanaatinize, fikirlerinize saygı duyarız; o ayrı bir hadise. Bunun takdiri millete aittir, millet değerlendirecektir ve tarihe geçecektir kanaati, kararı.

Bizim hassasiyetimiz şudur Sayın Hocam, değerli milletvekilleri; biz diyoruz ki, Türkiye’nin üzerinden bölücü terörün tehdidi, silahlı tehdidi ve bunun devamı, hedefi olan siyasî tehdidi kalkmadığı sürece, bu aşamada...

BAŞKAN – Sayın Şandır, 1 dakika, sözünüzü kesiyorum, affedersiniz.

Hocam, 8,5 dakika konuştu, bendeniz karışmadım, istirham ederim efendim. (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hocam, grup adına konuştu; sataşma 3 dakika olur.

BAŞKAN – Bendeniz sataşmadan verdim... Efendim...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, 69’a göre söz alınmasında süre yoktur; sataşan buna katlanmak mecburiyetindedir. (MHP sıralarından alkışlar, DYP, ANAP, DSP, YTP, SP ve AK Parti sıralarından “Oo” sesleri, gürültüler)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Suçüstü yakalandınız, içinden çıkmaya çalışıyorsunuz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Burada beni dinleyeceksiniz, dinlemek durumundasınız. Ben sizin sabrınıza, tahammülünüze peşinen teşekkür ediyorum; ama, lütfen müsaade ediniz. Bizi suçluyorsunuz. Biz size ya kendimizi anlatamadık ya anlamak istemiyorsunuz. Lütfen, müsaade edin, anlatalım.

Biz, Türkiye üzerinde bölücü terör tehdidi devam ettiği sürece silahlı ve siyasî tehdidi devam ettiği sürece... Ediyor mu, etmiyor mu? Devletimizin kayıtları “ediyor” diyor, PKK’nın sözcüleri “ediyor” diyor.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hükümette niye yapmadınız diye soruyoruz, bunun cevabını verin bakalım, niye konuşmuyorsunuz; bakanı konuşturmuyorsunuz?..

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kongreler tertipliyorlar, sözler meclisler topluyorlar, buralarda çok açık, net bir şekilde beyanlarda bulunuyorlar; diyorlar ki: “Biz Avrupa Birliği, Kopenhag kriterleri üzerinden Türkiye’ye silahla kabul ettiremediğimizi; yani, siyasî amacımızı bu kriterler üzerinden kabul ettireceğiz. Belgeler yanımda, okurum, hatta bunun uygulamasını da yapıyorlar.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Seçim meydanına döndü burası.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bugün iki tane güvenlik görevlimizi de şehit ettiler, yine haberlerden öğrendiğimize göre çok sayıda da silah bulundu. Yani, hiç kimse diyemez ki, bölücü terör tehdidi bitti; bunu diyemezsiniz; bunu devletimiz demiyor.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Niye kaldırdınız iki ilde olağanüstü hali, niye kaldırdı hükümetiniz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bölücü terör tehdidi devam ettiği sürece idam cezasının kanunlarımızdan kaldırılmaması konusu, hükümetimiz içerisinde tartışıldı, doğru bulundu, gerekli görüldü ve Ulusal Programa, terör tehdidinin kalkacağı varsayılarak, bu umut beslenerek, bundan ders alınacağı ümit edilerek, orta vadede, Türkiye Büyük Millet Meclisi ele alsın diye kararlaştırdı.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Başkan, sekiz dakika oldu.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunun altında bizim imzamız var. Evet, biz idamı, bir cezalandırma unsuru olarak değil, bir siyaset unsuru olarak görüyoruz. İdam, eğer idama karşılık işlenen suçun mahiyetini önemserseniz, o bir siyaset meselesidir.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, 8 dakika oldu...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Eğer, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı işlenen suç, sizin için önemliyse, onu, mümkün olan en ağır cezayla cezalandıracaksınız. Bu bir siyaset anlayışıdır.

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 8 dakika oldu...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Dolayısıyla, idam cezasının, Türkiye’nin üzerinden bölücü terör kaldırılmadan kanunlarımızdan kaldırılmaması hususu bir siyasî kabul meselesidir.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – 9 dakika oldu!..

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu, hükümetimizin üyeleri paylaşmıştır; bunu, Parlamentomuz, bunu, siz değerli milletvekilleri paylaştınız; siyasî partilerimizin yöneticileri paylaştı. Anayasal düzeyde, burada, bu hususu, birlikte tanzim ettik. Öyle mi hocam?.. Bundan on ay önce falandı; 3 Ekim tarihinde veya 15 Ekim tarihinde...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Sayın Başkan, hepimiz birbirimizin hakkına saygı duymalıyız!.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, Türkiye’den bölücü terör tehdidi, silahlı ve siyasî amaç itibarıyla, hedef itibariyle kalkmadıysa... (DYP, AK Parti, SP ve YTP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, İçtüzük mü değişti?!

BAŞKAN – Sayın Şandır, toparlarsanız minnettar kalırım efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, tekrar ediyorum...

BAŞKAN – Toparlarsanız dedim efendim... Bir şey demedim...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, sizinle ilgili değil konum...

BAŞKAN – Hayır, benimle değil.... Toparlarsanız dedim efendim ben de...

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı allahaşkına?!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, buraya, Doğru Yol Partisinin sözcüsü çıktı, bu soruyu sordu; buraya AK Partisinin sözcüsü çıktı bu soruyu sordu. Bırakın anlatalım bu sorunun cevabını, müsaade edin efendim... (Gürültüler)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Siz de mi seçim yatırımı yapıyorsunuz?!

BAŞKAN – Efendim, toparlıyor Sayın Hatip... Bir istirham edeyim...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, hükümetimiz içerisinde bu konuyu tartıştık. Dedik ki: Bölücü terör tehdidi kalkmadığına göre, devletin kayıtları böyle söylediğine göre ve Parlamentomuz da, bunu, bölücü teröre idam cezasının verilmesini Anayasada birlikte düzenlediğine göre, sizin, orta vadede kaldırılması kararlaştırılmış ve Avrupa Birliği tarafından da kabul edilmiş bu cezayı kaldırmanız, stratejik olarak uygun değildir.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Orta vade başladı Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Niye?..

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Orta vade içindeyiz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Niye; çünkü, PKK, KADEK, bunu, her toplantısında ifade ediyor; diyor ki: “Biz, Türkiye’ye, bunu kabul ettireceğiz, bunu kabul ettirerek başlayacağız siyasallaşmaya, bunu kabul ettirerek başlayacağız siyasî hedefimize ulaşma gayretine.”

MHP olarak, biz, bunu hükümetimiz içerisinde çözemedik. Çözemeyince, bunu, Sayın Genel Başkanımız defalarca anlattı, her defasında anlattı, çözülemedi. Hükümet üyeleri farklı düşündü, iki sayın ortağımız farklı düşündü; hakları yoktu. Bu farklı düşünmenin sonucu, başka alanlara yansıdı. Neydi o hadise; ekonomiye yansıdı. Avrupa Birliğine geç kalıyoruz, 2002 sonu itibariyle zaman geçiyor, tren kaçıyor diyerek, ekonominin üzerinden ve Sayın Başbakanın sağlığını da bahane ederek, maalesef, ekonomistlerin rakamlarına göre 6 000 000 000 dolarlık bir faturayla ödettiler bunu bize.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, 15 dakika daha dinleyelim !

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, Sayın Hocam, sözümü tamamlayayım...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, olmaz böyle bir uygulama, yok!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sözümü tamamlayayım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Olmaz efendim...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayır efendim!

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Keyfî olmaz ki yahu!

ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Sayın Başkanı yıpratıyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sözümü tamamlayayım.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Hakkın suiistimali!

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ne kadar ayıp bir şey! Olmaz böyle!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Hocam, eğer, bizim ifade ettiğimiz hassasiyetlerimizi, yani, anadil üzerinden bir dil yaratmak maksadıyla, bir hukukî düzenleme yaparak dil üzerinden bir kimlik oluşturmak, emperyalizmin, sömürgeciliğin yeni bir metodu olduğunu benden çok sizlerin bilmesi lazım. Biz, anadilini konuşmasının, konuşmanın yasak olmadığını, hiç toplumsal bir rahatsızlık duyulmadığını bile bile...

Ben, sordum konuşma anında; dedim ki, bu kadar Kürtçe konuşanlar kurslar da mı öğrendiler; bu kurs ihtiyacı nereden doğuyor? Çanak antenle dünyanın tüm televizyonlarını izlemek dururken, Kürtçe yayınları izlenirken gözümüzün içinde, Ankara’da, İstanbul’da, televizyon, anadilde Kürtçe üzerinden televizyon yayını yapmanın hukukî düzenlemesine neden ihtiyaç duyuluyor, bunun arkasında hangi maksat var; hassasiyetimiz bu. Bu maksat, acaba, dil üzerinden bir millet yaratmak, bir kimlik yaratmak, bu kimlik üzerinden bir egemenlik talebi yaratmak gibi bir art niyet mi var dedik, bunu sürekli ifade ettik. Ya bizi dinlemediniz ya anlamak istemediniz değerli hocam.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Hem dinledim hem anladım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, geri dönüp, buradan bize şu soruyu soruyor değerli hocam; madem böyleydi, hükümetten niye çekilmediniz?

Yani, hiç, siyasî istikrarın bu ülke için önemi yok mu değerli hocam?!(Gürültüler)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kendi bakanınızı konuşturmuyorsunuz!..

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani, bu memleket ekonomik krizle boğuşurken, bir de hükümet kriziyle mi boğuşsaydı!

MEHMET BUDAK (Adana) – Ne alakası var yahu!

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen...

SUHA TANIK (İzmir) – Kürsüyü ele geçirdi Sayın Başkan!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz, kendi yapınıza, kendi siyaset anlayışınıza uygun olarak, sorumsuz bir siyaset anlayışını kabul edebilirsiniz, buna bir şey diyemiyoruz. İstediğiniz anda hükümeti yıkarsınız, istediğiniz anda hükümetleri bozar, memleketi siyasî istikrarsızlığa atabilirsiniz; ama, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, eğer...

BAŞKAN – Sayın Şandır...

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Sayın Başkan, iyi niyet kurallarını çiğniyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – ...bu siyasî istikrarı önemsiyor ve bunun için beyanda da bulunuyorsak...

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – 2 dakika...

...ve diyorsak ki, eğer ki, Milliyetçi Hareket Partisinin dışında bir mutabakat oluşturarak, kendinizce önemli gördüğünüz bu kanunları çıkarabilirsiniz, biz size engel olmayız diyorsak, bundan, bu ülkeye duyduğumuz samimî sorumluluk çıkmıyor mu!

Bütün bunlara rağmen, bu mutabakatı, gecenin bu saatlerine, bu tarihe kadar saklar ve bundan da, tutar, MHP’yi, koltuk sevdasıyla suçlarsanız, bu, hak mıdır, adalet midir, dürüstlük müdür?!

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Koltuk sevdası demedim!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli hocam, sizin cümlelerinizle size hitap etmek istemiyorum; ama, bu, çok ucuz bir politikadır, bu polemiktir, bu doğru değildir.

Milliyetçi Hareket Partisini sorumsuzlukla suçlayamazsınız, popülist politikacılıkla, koltuk sevdasıyla suçlayamazsınız. Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyetlerini ya paylaşırsınız ya da paylaşmazsınız; o, sizin bileceğiniz iş. Dolayısıyla, Hocanın, Sayın Nevzat Yalçıntaş’ın bu değerlendirmesini kabul etmiyoruz; bunu kendisine yakıştıramadığımızı ifade ediyorum.

Sabrınızı taşırdığım için özür diliyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, olanlar size oldu.

KÂTİP ÜYE SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ya, rezil ettiler... Meclisin kürsüsünün de şeyi kalmadı.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 15 dakika sataşma için söz verilmez ki!

BAŞKAN – Sayın Şahin, idare ederken, maalesef, son anda acze düştüm. (DYP, DSP YTP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Acze düştüm; çünkü, ben, mensubiyetinden şeref duyduğum Milliyetçi Hareket Partisinin Başkanvekiliyim; ben rica ettiğim zaman, benim arkadaşlarımın da ricamı kabullenmeleri gerekir; ama, çok elektrikli ve çok gergin bir ortamda Meclisi idare ettiğim için aczi kabul ediyorum; hayatımda belki de ilk defa. (DYP, ANAP, DSP, YTP, AK Parti ve SP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Hayır efendim, hayır!

BAŞKAN – Efendim, istirham ederim... 15 dakika...

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Böyle Milliyetçi Hareket Partisi aleyhinde konuşacak, saldıracak...

BAŞKAN – Sayın Şandır... Sayın Şandır, tabiî ki, Milliyetçi Hareket Partisinin müdafaasını yapacaksınız; ama, 15 dakika... (DYP sıralarından “17” sesleri) Lütfen... Ne olur... Ben, bugün...

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Bu kanunun çıkmasından biz sorumlu değiliz; bunun sonucunu biz düşünmek durumundayız.

BAŞKAN – Efendim, ben, kanunun çıkmasından sizi sorumlu tutmuyorum Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Burada Milliyetçi Hareket Partisine saldıran her konuşmaya cevap veririz.

BAŞKAN – 69’a göre cevap verirken 15 dakikanın fazla olduğunu...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Hayır olmaz efendim! Bu meseleyi diğer meselelerle karıştırıyorsunuz.

BAŞKAN – Ben, sizin vicdanınıza hitap ederim...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Bize laf söyleyen herkese karşılık veririz!

BAŞKAN - Üçbuçuk senedir, diğer arkadaşlarımız, İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre, 15 dakika konuşuyorlar mı efendim?!

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Hayır, Sayın Başkan... Mesele...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, olay farklı... Sizin de hassasiyet duyduğunuz konular...

BAŞKAN – Efendim, siz niye alınıyorsunuz ben kendimi aciz sayarsam?!.

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Ne demek yani; ne söylüyorsunuz?!. Sizin aczinizi biz kabul edemeyiz...

İSMAİL KÖSE (Erzurum)- Meclis Başkanı olarak, siz, acz içinde olamazsınız. Türk Milletinin...

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Beğendiniz mi yaptığınızı?!.

BAŞKAN – Şimdi ne istiyorsunuz?..

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Bir şey istemiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Köse, ne istiyorsunuz dünden beri?!.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Bir lütufta bulunduğunuzu ifade edemezsiniz. Acz içinde bulunduğunuzu ifade ediyorsunuz; İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre hakkımızı koruyoruz...

BAŞKAN – Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 1 inci maddenin (A) fıkrası kapsamına giren suçlardan dolayı haklarında idam cezası verilen hükümlülerin dosyalarından;

a) Henüz Yargıtaya gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olanlar hükmü veren mahkemece,

b) Yargıtayda bulunanlar ilgili ceza dairesince, acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyalar, gelişlerindeki usule uygun olarak Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemeye geri gönderilir.

Askerî mahkemeler, Askerî Yargıtay Başsavcılığı ve Askerî Yargıtayda bulunan dosyalar hakkında da bu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

BAŞKAN – Geçici 1 inci madde üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Rıza Ulacak; buyurun. (SP sıralarından alkışlar)

SP GRUBU ADINA RIZA ULUCAK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 890 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin geçici 1 inci maddesi üzerinde, Saadet Partimiz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisimizin Sayın Başkanını ve değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 1 inci maddenin (a) fıkrası kapsamına giren suçlardan dolayı idam cezası verilen hükümlülerin dosyaları hakkında yapılacak işlemler açıklanmaktadır. Malum olduğu üzere, kanunun teklifinin 1 inci maddesinde savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları istisna edilerek, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 6831 sayılı Orman Kanununa göre verilen idam cezaları alanların dosyaları üzerinde, dosyanın Yargıtaya intikal ettirilmiş olup olmamasına göre şu şekilde işlem yapılacaktır.

Buna göre, idam cezası verilen hükümlülerin dosyalarından henüz Yargıtay’a gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olanlar, hükmü veren mahkemece; Yargıtayda bulunanlar ise ilgili ceza dairesince karara bağlanacaktır. Bu karar acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesindeki, özetle, işlendiği zaman cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez, işlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz şeklindeki kural dikkate alınarak verilecektir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyalar buralara intikal ediş usulüne göre kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemeye gönderilecektir.

Askeri mahkemelerce ve Askeri Ceza Kanunu dışında, Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlara göre de idam cezası verilebileceğinden, bu teklifin kabul edilen 1 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamına giren Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanunu gereğince idam cezası verilmiş hükümlüler yönünden yapılacak işlemler için de aynı usul uygulanacaktır.

Avrupa Birliğine Uyum Yasaları diye de adlandırılan teklifin kanunlaşmasının, ülkemize hayırlar getirmesi temennisiyle Yüksek Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP, ANAP, DSP, YTP, AK Parti, SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Konuşmuyoruz, feragat ettik efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Konuşmuyorsunuz, peki efendim.Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kilis Milletvekili Mehmet Nacar; buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET NACAR (Kilis) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Görüşülmekte olan kanun teklifinin geçici 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçici 1 inci maddenin ne mana ifade ettiği ve ne gibi bir amaca ulaşılmak istendiğini anlayabilmek için, her bir oyunuzla kabul etmiş olduğunuz, terör suçlarına ilişkin 1 inci maddeye, ölüm cezasını kaldıran ve müebbet ağır hapis cezasına dönüştüren 1 inci maddeye, tekraren göz atmak gerekiyor.

Kanun teklifinin 1 inci maddesinde, Türk Ceza Kanununun, terörle ilgili suçlardan alınmış olan idam cezalarının müebbet hapse dönüştürüldüğü, Türk Ceza Kanununun 70, 73 ve 82 nci maddelerinden dolayı öngörülen sürelerin iki kat, terör suçluları hakkında üç kat olarak uygulanacağı, Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ile 12.4.1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun şartla salıverilmeye ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı ve cezanın ölünceye kadar devam edeceği hükmü var.

Hakikaten, hukukçu olmayan bir vatandaş gözüyle dinlediğinizde veya baktığınızda, terör suçundan dolayı ölüm cezası müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen kişilerle ilgili tüm hukukî tedbirlerin alındığı ve bu şahısların, ölünceye kadar cezaevinde kalacağı sanılacak; ama, geçici 1 inci maddeye baktığımızda, olayın çok farklı boyutta ele alındığını görüyoruz.

Geçici 1 inci maddenin (b) bendinde “Yargıtay’da bulunanlar ilgili ceza dairesince, acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır” deniliyor. Beyler, Avrupa treni için acele etmenizi anlıyoruz da, teröristlerle ilgili olarak bu kadar acele etmenizin sebebi nedir acaba?! (MHP sıralarından alkışlar)

Yine, Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesinin ne manaya geldiğini, grupların içerisinde bulunan ve bu Mecliste birden fazla dönem milletvekilliği yapmış olan arkadaşlarımızın hepsi bileceklerdir. Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi, lehe olan ceza kanunlarının sanık lehine uygulanacağı ve aleyhe olan ceza kanunu düzenlemelerinin geçmişe uygulanmayacağı yönündedir. Bunun getirdiği sonuç ise, malumu ilandan başka bir şey değildir. Ne yazık ki, Sayın Adalet Bakanımızın, bu konuda hâkimlerimize talimat verir tarzda veyahut da diğer bir düşünce tarzıyla, hâkimlerin bu genel kuralı uygulama noktasında bilgisi olmadığı sanıyla koyduğu akla gelebilir; ama, bunun altında yatan gerçek, maalesef ve maalesef şudur: Bahse konu cezalarla ilgili olarak, kişilerin, mevcut Ceza İnfaz Kanunu ve Terörle Mücadele Kanununun 17 nci maddesinde bahis konusu olan şartla salıverilme hükümlerinin işletilmesini amir bir hükümle mahkemelere ve hâkimlere emretmektedir. Maalesef ve maalesef, bunun neticesi de şudur: 1 inci maddeyle tedbir altına alındığı ve sağlam bir şekle bağlandığı gösterilmek suretiyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

MEHMET NACAR (Devamla) – Peki Sayın Başkan.

Öbür taraftan da geçici 2 nci maddeyle terörist başı ve arkadaşlarının kısa bir süre sonra aramıza katılmalarını temin etmeye yöneliktir.

Tabiî, bu kaygıyı sizler duymayabilirsiniz. Biz, şehit cenazelerine kardeşimiz, yeğenimiz, amcamız, halamızın çocukları oldukları için katıldık. Biz, bazı partilerin liderlerinin yaptığı gibi, bir tarafımızda Olağanüstü Hal Valileri diğer tarafımızda Emniyet Genel Müdürleriyle bu işin suiistimalini yapmadık. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ve bu konu bizim için önemli; çünkü, biz, bu memlekette doğduk, bu memlekette yaşıyoruz ve bu memlekette yaşayacağız. Başkalarının olduğu gibi, Amerika’da, bizim yatlarımız, katlarımız, otellerimiz yok. (MHP sıralarından alkışlar) Bizim çocuklarımız Amerika Birleşik Devletlerinde veya Avrupa’da da okumuyorlar, maalesef; Türkiye’de okuyorlar. O sebeple, bu kaygıyı, bu endişeyi, Avrupa Birliğiyle ilgili düşünceleri defalarca, defalarca düşünmeye hakkımız olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum.

Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, geçici 1 inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin geçici 1 inci maddesinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla.

Koray Aydın Mustafa Verkaya Nesrin Ünal
Ankara İstanbul Antalya
Mustafa Sait Gönen İsmail Köse Burhan Orhan
Konya Erzurum Bursa

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin daha önce kabul edilen 1 inci maddesiyle, savaş suçları dışında, kanunlarımızda yer alan idam cezaları müebbet ağır hapse çevrilmiştir; ancak, daha önce verilmiş olan idam cezalarıyla ilgili dosyalar hakkında, bulundukları aşamaya göre hangi işlemin yapılacağının belirtilmesinde zorunluluk vardır. Geçici 1 inci madde bunu düzenlemektedir. Burada, infazla ilgili bir hüküm yoktur. İnfaz konusunda genel hükümler uygulanacaktır; ancak, terör suçları bakımından infaz hükümlerinin uygulanmayacağı, ne Terörle Mücadele Kanunundaki ne de Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanundaki şartla salıvermeye ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulamayacağı, idam cezası müebbet ağır hapse çevrilen terör suçlularının, bu cezalarını ömür boyunca çekecekleri, teklifin 1 inci maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Bunun dışında bir amaç aramak, yanlıştır, yersizdir, doğru değildir. Önergeye bu nedenle katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydın?..

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Sayın Mehmet Nacar konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Nacar, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACAR (Kilis) – Sayın Bakanım, Anayasanın 38 inci maddesinin suçta ve cezada kanunilik ve yine, lehe olan kanunun uygulanmasıyla ilgili düzenlemeyi yakinen bilirler. Yine, Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi de –kanunsuz suç olmayacağı, kanunsuz ceza olmayacağı 1 inci maddesinde sayılmakla birlikte- kanunun, ancak ve ancak sanık lehine olması halinde geriye yürüyeceği ve geçmişe, sanık aleyhine yürütülmeyeceği hususunu düzenliyor. O sebeple “biz, idam cezasını kaldırmış olmakla birlikte, müebbet ağır hapis cezası getirdik ve getirmiş olduğumuz bu hüküm de lehe bir uygulama olması sebebiyle bu şartlar muhafaza edilir” savı doğru değildir; çünkü, Yargıtay ceza dairelerinin vermiş olduğu kararlarla da bu sabittir. Cezaların infazı rejimindeki lehe değişikliklerin de yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren, geçmişe, fail lehine uygulanacağı; yine, maddi ceza hukukunu ilgilendiren ve failin zararına sonuçlar doğuran hükümlerin geçmişteki fiillere uygulanmasına imkân olmayacağı hükmünü çok iyi bilirler.

Bu sebeple, mevcut düzenleme ile var olan düzenleme ve daha önce sanığın almış olduğu düzenleme arasında fark olması halinde, yani, idam cezası, müebbet ağır hapis cezası ki, uygulaması şartla salıverilmeden ve ömür boyunca devam edeceği hususunu içeren düzenleme ve şu an için, gerek İnfaz Yasamızda gerekse Terörle Mücadele Yasasının içinde bulunan şartla salıverilmeye ilişkin hükümler çerçevesinde düzenlemeler göz önüne alınmak suretiyle, aradaki kanun hükmü gereği olarak, sanığın lehine olan bu hükmün, yani, şu anda mevcut olan, yürürlükte olan hükmün uygulanacağı, şartla salıverilmeden mahrum kalacağı, Terörle Mücadele Yasasının 17 nci maddesinin işletilmeyeceği ve 1991 yılında Terörle Mücadele Yasasında yapılan değişikliğin bahse konu kişiler için uygulanmayacağına ilişkin düzenlemenin hiçbir hüküm ifade etmeyeceğini belirtmek istiyorum.

Burada, Grup Başkanı Sayın Mehmet Ali Beyin dikkatine sunmak istediğim husus da budur. Sanırım, kendilerinin, yapılacak düzenlemenin Anayasayla hüküm altına alınması gerektiği hususunda ısrarlı olmalarının altında yatan düşünceleri, bu hususu garantiye almaktan dolayıdır. Kendileri hukukçu olması sebebiyle, Grupları içerisinde bulunan çok değerli hukukçuların da bilgisi dahilinde olacağı üzere, bu hususun yeterli bir güvence sağlamadığı ve nihayetinde, 30 sene cezaevinde kalmak suretiyle bu şahısların aramıza katılacağı aşikârdır.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 36 sene...

MEHMET NACAR (Devamla) – İdamla ilgili 36 sene, müebbet hapse çevrilmiş olması sebebiyle de 30 cezaevinde kalmak suretiyle infaz edileceğine amirdir.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Terör suçlarında 36 sene...

MEHMET NACAR (Devamla) – Durum bu merkezdeyken, halâ vakit çok geç değil. Yapılabilecek bu son oylamada bunu düzeltmek mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen...

MEHMET NACAR (Devamla) – Bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının reyleriyle seçildik ve alnımızın akıyla bu Mecliste üçbuçuk yıl hizmet ettik, görevimizi yaptık, Anayasanın üzerine yapmış olduğumuz yemine bağlı kalarak. Belki, aceleye getirilmiş olması sebebiyle, belki, bazı şeylerin telaşı içerisinde birçok husus gözümüzden kaçmış olabilir; ama, ben, şuna inanıyorum ki, rey veren ve bilhassa oylamaya katılmayan arkadaşlarımın vicdanlarında bir rahatsızlık, bir sızı, en azından bir endişe duygusu vardır ve bunun oylara dönüşmesini diliyorum.

Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici 1 inci maddeyi oylarınıza sunmadan önce bir açık oylama talebi vardır.

Arkadaşlarımı, adlarını okuyup arayacağım efendim.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Açık oylama...

BAŞKAN – Sayın Dönen, müsaade edin de ne yapacağımı ben bileyim.

Sayın Fatin Özdemir?.. Burada.

Sayın Nidai Seven?.. Burada.

Sayın Vahit Kayrıcı?.. Burada.

Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk?.. Burada.

Sayın Mustafa Haykır?.. Burada.

Sayın Kürşat Eser?.. Burada.

Sayın Mükerrem Levent?.. Burada.

Sayın Ayhan Çevik?.. Burada.

Sayın Mustafa Sait Gönen?.. Burada.

Sayın Orhan Şen?.. Burada.

Sayın Hasan Kaya?.. Burada.

Sayın Abbas Bozyel?.. Burada.

Sayın Cahit Tekelioğlu?.. Burada.

Sayın İsmail Çevik?.. Burada.

Sayın Ali Keskin?.. Burada.

Sayın Şaban Kardeş?.. Burada.

Sayın Osman Müderrisoğlu?.. Burada.

Sayın Nesrin Ünal?.. Burada.

Sayın Mücahit Himoğlu?.. Burada.

Sayın Ali Gebeş?.. Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oy verme işlemini başlatıyorum.

Geçici 1 inci maddeyi oyluyoruz efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin geçici 1 inci maddesinin açık oylamasına 362 sayın milletvekili katılmış olup, 244 kabul, 117 ret, 1 çekimser oyla geçici 1 inci madde kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanunun 6 ve 7 nci maddeleri, bu maddelerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.

BAŞKAN – Geçici 2 nci madde üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak?..

HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Konuşmayacak efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Vedat Çınaroğlu; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA VEDAT ÇINAROĞLU (Samsun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçici 2 nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle geçici 2 nci madde üzerinde ifade etmek istiyorum ki, 57 nci hükümet döneminde, özellikle Sayın Adalet Bakanının sorumluluğu altında yapılan hayata dönüş operasyonunu icra eden güvenlik görevlileri ve uzun yıllardır baş başa kaldığımız terörle mücadelede görev alan güvenlik güçleri, bu madde yasalaştığında, Yargıtayın üzerinde tekrar bir temyiz hakkı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iadei muhakemesiyle mağdur hale düşmeleri mümkün hale gelecektir ve bugüne kadar gerek bu mücadelede şehit olmuş, gazi olmuş veya hâlâ mücadele içinde olan güvenlik görevlileri mahkeme mahkeme dolaştırılabilecektir. Bu sorumluluğun, bugün görüşmekte olduğumuz geçici 2 nci madde sorumluluğunun Yüce Meclise ait olmamasını diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir diğer konuda da görüşlerimi ifade etmek istiyorum, sıkça konu edilen ve bu teklifin en önemli maddesinin olduğu ifade edilen ölüm cezasıyla ilgili bölüm hakkındaki düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Bu düşüncelerimi, yıllarca terörle mücadele bölgesinde, o bölgedeki çok önemli dağlarda fiilen bu mücadeleye katılmış olan emekli bir Türk subayı olarak ifade etmek istiyorum.

Yaptığımız çalışmalarda bizzat şahit olmuşuzdur ki, bölücü örgüt mensuplarının en büyük korkusu, yakalanarak ölüm cezasına çarptırılmak ve idam edilmektir. Bizler, burada, 1 inci maddeyi görüşürken -bir gazeteci arkadaşa telefonuma gelen mesajda gösterdiğim gibi- hâlâ o bölgede görev yapmakta olan bir şerefli Türk subayı, bir eski meslektaşım, üzüntülerini ve bu mücadelenin başarısızlığa uğratılması için neden böyle hareket edildiğini ifade eden bir mesaj göndermişti ve şu anda, hâlâ orada, dağda olan bir başka arkadaşım da, ağlayarak, nasıl böyle bir gaflete düşüldüğünü ifade etmişti. Bölücü terör örgütü militanlarının en çok korktuğu hususu ortadan kaldırmakla, bundan sonra yeni şehit cenazelerine, yeni gözyaşlarına yol açtığımızı hepimiz iyi bilelim.

Yine burada teklif edilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının pratikte uygulama alanı olmadığını da hafızalarımızı canlandırdığımızda anlayabiliriz. Unutmayalım ki, bütün dünya, yıllardır en iyi korunan cezaevlerinden bile firar eden mahkûmların hikâyelerini okumuş, filmlerini seyretmiştir. Bu ihtimalleri göz önünde bulundurmadan yapılan bu düzenlemeler, önümüzdeki günlerde bizi tekrar düşündürücü acı birtakım olaylara sevk edebilir ve yine bilinmelidir ki, bu tecrübeleri yaşamış olan bir arkadaşınız olarak, bir milletvekili olarak ifade ediyorum, 1 inci maddenin kabul edilmesinden sonra teklifin tamamının kabul edilmesiyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çınaroğlu...

VEDAT ÇINAROĞLU (Devamla) – ...terör suçlarından ölüm cezasının kaldırılması, sadece ve sadece ve öncelikle, bölücü terör örgütü başının ölümden kurtarılması anlamına gelecektir ve bugün, Türkiye’nin içinde ve sınırlarında, Türk Devletinin devamına, milletin bütünlüğüne yönelmiş 5 500 silahlı örgüt militanını yeniden terör hareketleri için cesaretlendirecektir. Aslında, böyle bir düzenlemenin getirilmesi, bir süredir, çeşitli çevrelerce kampanya haline getirilmiş bir düzenlemeydi. Burada bazı konuşmacılar, bu gelişmelerin Milliyetçi Hareket Partisi tarafından yeterince değerlendirilemediği hususunda görüş beyan ettiler. Aslında, bir gazetemizin başyazarı geçenlerde de “bu çocuklar, Anadolu’nun saf temiz çocuklarıdır; ama, dünyayı tanımazlar” diye bir suçlamada, bir yaklaşımda bulunmuştu. Bu başyazar da, kendisini Türk toplumuna milliyetçi olarak ifade eden bir başyazardı.

Evet, Türk milliyetçileri, Milliyetçi Hareket Partisi mensupları, Rahmetli Necip Fazıl’ın “Sakarya” şiirinde ifade ettiği gibi, “Sakarya” şiirini Sakarya’ya atfettiği gibi, masum Anadolu’nun saf, temiz ve dürüst çocuklarıdır; ancak, dünyayı iyi tanıyan, dünyadaki gelişmeleri iyi izleyebilen Anadolu’nun temiz çocuklarıdır. Milliyetçi Hareket Partisi mensupları ve Türk milliyetçilerinin bu vizyonu, geçtiğimiz yıllarda Avrasya jeopolitiğini söylediklerinde ve bunun 1990’lı yıllarda gerçekleşeceğini bütün Türkiye gördüğünde anlaşılmıştır.

Bunun başka örnekleri de vardır, sözümü uzatmak istemiyorum; ancak, bu oyunu tezgâhlamak isteyenlerin oyunları, Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin Osmanlı Devletinin kurulduğu topraklarda, Kocayayla’daki söğüt çadırında bozulmuştur; acelecilik bundandır ve ifade ediyorum ki, Boğazın iki yakasında yalıda oturup da geliştirilen projeler, yaylada, yalıya karşı bozulmuştur. İşte, yaylayla yalının farkı da buradadır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çınaroğlu, lütfen...

VEDAT ÇINAROĞLU (Devamla) – O sebeple, gerek geçici 2 nci madde üzerinde gerekse teklifin tamamı üzerinde sayın milletvekillerinin bir kez daha düşünmelerini ifade ediyor, Yüce Heyeti saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, madde üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan...

ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Sayın Başkan, Adalet Bakanı söz istiyor.

BAŞKAN – Efendim, oyladım; affedersiniz, görmedim, özür dilerim.

Kabul etmeyenler... Geçici 2 nci madde kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi, son maddeyi okutuyorum ve istirham ediyorum, şunu bitirelim.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3 - Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa...

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Feragat ediyoruz efendim, konuşmuyoruz.

BAŞKAN – Yeni Türkiye Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ali Tekin; buyurun. (YTP sıralarından alkışlar)

YTP GRUBU ADINA ALİ TEKİN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorum, çok yoruldunuz; ama, size, kısaca, bugünün tarihî önemi hakkında bazı şeyler söylemek istiyorum.

Bugün, gerçekten, tarihî öneme sahip bir gün, yaptığımız iş de tarihî bir iş. Bu yaptığımız iş, Mustafa Kemal çizgisinin, cumhuriyet ihtilalinin yeni bir aşamasına, AB üyeliğine giden yolda önemli bir adım teşkil ediyor. Bugün yaptığımız iş, geçmişimize, geçmişimizin hedeflerine, aynı zamanda da geleceğimize ve geleceğimizin hedeflerine sahip çıkmak işidir. Bu reformlar, devlet temelli, otorite temelli bir siyasî anlayıştan, toplum temelli, birey temelli, sivil temelli bir siyasî anlayışa geçişin ifadesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu reformlar, ülke insanını daha demokratik bir hale getiriyor, özgürleştiriyor; ama, aynı zamanda, bizlere daha fazla sorumluluk yüklüyor. Türk insanı, her özgürlüğün aynı zamanda sorumluluk anlamına da geldiğini kavrayacak olgunluktadır. Bu reformlar, Türk insanına duyulan güvenin simgesidir, kendi özümüze duyulan saygının ifadesidir, yansımasıdır ve korkularımızdan başka korkacak hiçbir şeyimizin olmadığının ifade edilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yapılan değişiklikler, her Türk vatandaşı için, Avrupa Birliğine girme yönünde atılan önemli bir adımdır; ama, en fazla da Türk gençliğini ilgilendiren bir adımdır. Türk genci, çekingen, içe kapalı, kısır çekişmelerle boğuşan bir Türkiye istemiyor. Türk genci, Fransızıyla, Almanıyla, Polonyalısıyla, İtalyanıyla ve Portekizlisiyle rekabet edip, başarılı olacağına güveniyor. Türk genci, rekabet edebilmek için, daha fazla fırsat istiyor. Türk genci, dışa açık, rekabetçi, dinamik bir Türkiye istiyor. Türk genci, çağdaşlığı paylaşmak; ama, aynı zamanda, bu çağdaşlığa, kendi özgün katkısını, Anadolu’nun katkısını yapmak istiyor. Kısacası, Türk genci, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmasını istiyor. Bugün atılan adımlar, Türk gencinin hayallerini, rüyalarını gerçekleştirebilmesi yönünde atılan çok önemli adımlardır. Bugün atılan adımlar, bu Yüce Meclisin, Türk gencine, Türk insanına verdiği bir hediyedir. Seçim kararı almış, artık hiçbir şekilde, hiçbir yasa çıkaramaz denilen bu Yüce Meclisin siz değerli üyeleri, bugün yaptığınız reformlarla tarihe geçtiniz ve bununla ne kadar gurur duysanız azdır.

Aynı zamanda, bu arada, bu çalışmalarda tüm emeği geçenlere; ama, özellikle de, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde, Dışişleri Bakanlığında ve Adalet Bakanlığında bu konulara emek veren, bu konuları olgunlaştıran bütün bürokratlara da teşekkür etmek istiyorum huzurlarınızda. Kendileri, gerçekten, çok önemli çalışmalarda bulundular, büyük emekler verdiler.

Ben, bu duygularla hepinizi selamlıyorum, saygılar sunuyorum. (YTP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına...

MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Sayın Mustafa Verkaya konuşacaklar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Verkaya; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA VERKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sabahın bu saatinde hepinize önce günaydın diyorum.

Değerli hatiplerin birçoğu, burada, bu kürsüde, ısrarla milliyetçi olduklarını ifade ettiler ve milliyetçiliğin de hiç kimseye ait olmadığını, hepimize ait olduğunu ifade ettiler. Saygıdeğer ifadelerdir, bizi de mutlu etmiş olan ifadelerdir; ancak, biz de, milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunamadığını, milliyetçiliğin kendine mahsus kıstaslarının da var olduğunu ve milliyetçiyim diyenlerin mutlak surette yasa çıkarırken millî politikalarımıza uygun, milletimizin arzu ve istekleri doğrultusunda ve milletimizin de mutlak surette isteği doğrultusunda yasa çıkarmaları mecburiyeti vardır. Aksi takdirde, milliyetçiyiz demek sadece sözden ibaret kalır ve esas istismar da o zaman başlar. (MHP sıralarından alkışlar) Onun için, çıkarılan bu yasanın, bu paketin milletimiz tarafından ne kadar arzu edildiğini, istendiğini, tasvip edilip edilmediğini kendi ifadelerimizde değil, ama mutlak surette, hepimizin itibar edeceği birtakım anketlere dayanarak değerlendirmek, ölçmek durumundayız. Evet, şimdi, bu yasa teklifi kanunlaştıktan sonr Abdullah Öcalan’ın idam edilmesi mümkün değildir. Siz “biz, Apo’yu idamdan kurtarmadık” demek gibi bir kaçamak cevaba başvursanız da, evet, Apo’yu idamdan kurtarmış durumdasınız.

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Onu siz kurtardınız, siz!

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Bakınız, bütün bunları Avrupa Birliğine girme adına yaptığınızı da ileri sürebilirsiniz; ama, büyük Türk Milletine soruluyor, deniliyor ki: İdam cezasının, her suç ve herkes için kaldırılması AB’ye üyelik için Türkiye’nin yerine getirmesi zorunlu tek şart olsaydı, idam cezasının kaldırılmasını onaylar mıydınız? Araştırmayı yapan TESEV. Cevap şu: “Evet, onaylardım” diyenler yüzde 43; “hayır, onaylamazdım” diyenler yüzde 54; “fikrim yok” diyenler yüzde 3. Buyurun, milletin arzusu istikametinde bir yasa çıkarmadığınız, bunlarla ortadadır. Kamuoyuna gider, sorarsanız, araştırırsanız, bu tepkilerin daha ne kadar da şiddetli olduğunu göreceksiniz ve tarihe geçtiğinizi zannederken, vicdanınızda çocuğunuza da hesap veremeyeceksiniz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, yine, TESEV’in yapmış olduğu araştırmayı... Türkiye’nin bölünmesine yol açabilecek olan, yeni bir dil oluşturup, yeni bir millet icat edecek olan çıkardığınız bu yasa, yani, Kürtçenin öğretimde kullanılması veya öğretilmesi veyahut televizyonlardan kullanılması; sonuç itibariyle, ayrı bir dili oluşturduktan sonra devlet eliyle, maalesef, ayrı bir milleti de ortaya çıkaracağı gerçeğini bilmemezlik edemezsiniz. (MHP sıralarından alkışlar) İşte, yine bunu da, Avrupa Birliğinin hatırına yaptık diyebilirsiniz, Türk Milletine de gidip, bunu böyle anlatabilirsiniz.

TESEV Araştırma Grubu, bunu aynı şekilde sormuş, verilen cevapları okuyorum size:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – “Türkiye’nin Avrupa Birliğine girebilmesi için Türkçeden başka anadil konuşanların, mesela Kürtçe konuşanların, kendi anadillerini özel dershanelerde öğrenmelerini engelleyen yasaların kaldırılması tek şart olsaydı bunu onaylar mıydınız?” diye soruluyor.

Verilen cevabı söylüyorum: “Evet, kaldırılmasını onaylardım: Yüzde 37. Hayır, kaldırılmasını onaylamazdım: Yüzde 58. Fikrim yok: yüzde 5.”

Bu sorunun aynısı Kürtçe bilenlere soruluyor; yani “Avrupa Birliğine girmek için tek şart, Kürtçenin bu şekilde öğretilmesi olsaydı evet mi, hayır mı derdiniz?”

Kürtçe bilenler cevap veriyor: “Evet, kaldırılmasını onaylardım: Yüzde 68. Hayır, kaldırılmasını onaylamazdım: yüzde 29...” Hepinize hayırlı uğurlu olsun!.. Kürt insanınım bile, bu gerçeği görüp, Avrupa Birliği şantajıyla onu bile, iddia edemezsiniz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Aynı sorular televizyon için de sorulmuş, cevabını hemen aktarıyorum: Televizyon için verilen cevap “hayır, kaldırılmasını istemezdim diyenler: Yüzde 56. Evet, kaldırılmasını onaylardım diyenler: Yüzde 39. Yine, Kürtçe bilenler arasında yapılan ankette “evet, kaldırılmasını onaylardım” diyenler yüzde 69, “hayır, kaldırılmasını onaylamazdım” diyenler yüzde 27.

Şimdi, biz, bütün bunları niçin söylüyoruz: Hani, buraya çıkanlar, Milliyetçi Hareket Partisiyle yarışırcasına “biz de milliyetçiyiz, en az sizin kadar milliyetçiyiz” diye bangır bangır bağırıyorlardı ya, işte, diyorum ki...

YAKUP BUDAK (Adana) – Siz bağırmayın.

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Evet, bağırmayalım.

...milliyetçi olmanın sadece sözle ifadesi kâfi gelmez. Çıkardığınız yasaların, millete, milletin menfaatlerine uygun olması, milletin arzuları istikametinde olması gerekir. Çıkarmış olduğunuz bu yasalar, Türk Milletinin menfaatine uygun değildir, milletimiz tarafından da istenmemektedir.

BAŞKAN – Sayın Verkaya, lütfen...

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Tamam efendim.

Avrupa Birliği konusunda Türkiye’de çeşitli beklentiler yaratılmıştır.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, daha kaç dakika konuşacak?

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yine acze mi düştünüz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Verkaya...

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Hemen bağlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen...

MUSTAFA VERKAYA (Devamla) – Türk insanı... Türk insanı... (DYP ve YTP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, birbirimize saygılı olup, birbirimizi sabırla dinlemezsek, bu, doğru olmaz. Müsaade buyurursanız, size karşı duyduğum saygıdan dolayı, bir cümle söyleyip bitiriyorum.

Avrupa Birliğinin Türk Milleti için motivasyon kaynağı olacağını zannedenler, Türk milliyetçiliği düşüncesinden mahrum olanlar, Türk milliyetçiliği düşüncesinin dışında başka motivasyon kaynağı arayanlar, sonuçta dejenerasyona, kimliksizliğe ve kişiliksizliğe doğru koşanlardır.

Saygılar sunuyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Geçici 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 3 üncü madde kabul edilmiştir efendim.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 13.- Bu Kanunun 6 ve 7 nci maddeleri, bu Kanunun yayımı tarihinden bir yıl sonra, diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Son madde olan 14 üncü maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 14.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

Şimdi, efendim, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre söz talebi var, son söz milletvekilinin.

Aleyhte, İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Çakar; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Mustafa Gül, siz lehte istemişsiniz.

MUSTAFA GÜL (Elazığ) – Evet efendim.

BAŞKAN – Peki.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkan, ben de söz istemiştim.

BAŞKAN – Efendim, 1 lehte 1 de aleyhte söz veriyoruz...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Listede ismim var mı?

BAŞKAN – Var efendim, tabiî.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Okuyun da tutanağa geçsin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Okurum efendim.

Sayın Çakar, buyurun.

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Sayın Başkan, Yüce Türk Milletinin en yüce kurumu olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; ben, buraya, bu kürsüye çok dokümanlı birtakım belgesellerle gelip onları ifade etmek istiyordum; lakin, değerli ülküdaşlarım bana dediler ki “Türk Milletinin aleyhine ve geleceğe dönük sonsuz ihtilafların, ıstırapların kaynağı olacak zehirli tohum gibi çıkarılmış olan bu yasaların, maalesef, onayını veren milletvekili arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi gaflet uykusundan uyandırmak için, bu kürsüden, sen, Atatürk’ten almış olduğun aşkı, heyecanı onun ağzından senin nefesinle oku ki, onlar gaflet uykusundan uyansınlar.” Ben de büyük Türk dahisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devletini emanet ettiği Gençliğe Hitabesini, bize olan hitabetini okumak istiyorum yüksek müsaadelerinizle. (MHP sıralarından alkışlar)

“Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlarını, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey, Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Büyük Atatürk’ün bu hitabetini okumamızdaki yegane maksat, iki günden beri bizi acı içinde kıvrandıran, Yüce Milletimizi acı içinde kıvrandıran, tarihin en büyük medeniyetlerini ve devletlerini kurmuş olan Yüce Türk Milletini, bu Yüce Parlamentoda aciz, beceriksiz, zavallı, borç batağında bunalmış, boğulmuş, kendi kendini yönetemeyen bir millet ve devlet olarak gösterip, Avrupa Birliğine jurnallayacak derecede, kendini kaybetmişcesine, yanlış bir üslupla, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin içinde bulunmuş olduğu sıkıntıları ve çıkmazları, Avrupa Birliğine ihbar edercesine, onun kapılarında imkân dilenmek adına, Türk Milletinin şahsiyetinden, kimliğinden, kişiliğinden taviz vermek pahasına ve Türk Milletinin malına, canına, namusuna kasteden bebek katili Abdullah Öcalan’ın yaşatılmakla ödüllendirilmesine göz yuman bu Avrupa Birliği uyum yasalarını buradan protesto ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

Avrupa Birliğine girebiliriz, Avrupa Birliğine asırlar önce girmişiz. Avrupa Birliğine, Avrupa topraklarına çakmış olduğumuz Türkleri kıyamete kadar oradan çıkarmak da mümkün değildir.

Burada, elbette ki, heyecanımızı yeteri kadar anlayamayan veya anlayan arkadaşlarımız var.

Değerli arkadaşlar, siyaseti, ekonomiyi, sosyal meseleleri, hukuku, insanla ilgili, toplumumuzla ilgili aklımıza gelen her şeyi burada konuşabiliriz, ihtilaflı olabiliriz, iktidar, muhalefet burada çatır çatır bu meseleyi tartışabilir, bunda bir mahzur yoktur; ama, hepimizin olmazsa olmazı dediğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü noktasında, geleceğe dönük, onu tehlikeye atacak atılacak her adımdan kendimizi korumamız ve sakınmamız gerekir.

Bu sıralarda doğu ve güneydoğudaki illerimizden seçilip gelen, bileğinin hakkıyla Parlamentoya gelip Türk Milletine milletvekilliği yapan arkadaşlarımı tanıyor ve biliyorum; ama, şu iki günden beri şaşırıyorum. Bu partiler, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi ve diğer partiler, Saadet Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, değerli arkadaşlar, bu insanlar devlette görev yapmış insanlar, Genelkurmayın, askerî birimlerin, millî istihbarat teşkilatlarımızın ve sair istihbarat kaynaklarının raporlarından haberi var.

Avrupa Birliğinin içinde odaklanmış olan birtakım güçlerin PKK’yı ve KDEK’i nasıl desteklediğini, nasıl finanse ettiğini bildikleri halde, onların gelişmesine, palazlanmasına ve geleceğe dönük Türk Milletine kastetmesine müsaade edecek kanunları çıkarmaya nasıl vicdanları elveriyor?!

Onları Allah’a havale ediyorum; saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte başka söz isteyenleri sayıyorum: Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven, Adıyaman Milletvekili Hasari Güler.

Lehte söz isteyenleri sayıyorum: Elazığ Milletvekili Mustafa Gül, İstanbul Milletvekili Masum Türker.

Lehinde bir kişiye söz verebildiğim için, Elazığ Milletvekili Sayın Mustafa Gül’e söz veriyorum; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Son söz milletvekilinin.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Hocam lehinde mi konuşacak?

BAŞKAN – Sayın Polat...

Sayın Gül, buyurun.

MUSTAFA GÜL (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Yüce Milletin iradesine saygı duyan, Türk milliyetçiliğine inanmış yiğit insanlarız. Bu Meclisin çatısı altında görev yapan ve Anayasaya sadakatinden emin olduğumuz sizlerin de, bu yasaya, gönlünüzce oy verdiğinize inanmıyoruz.

Ben, şunu belirterek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum: Lütfen, vicdanınızın sesini bir kez daha dinleyin ve bu yasalara hayır deyin.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Açık oylama talebimiz vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Açık oylama talebi yoktu.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Oylamaya geçildi Sayın Başkan “kabul edenler” dediniz.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Gönderdik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, önergeyle olur açık oylama talebi, yoktu; gönderseydiniz yapardım.

Kabul etmeyenler... Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunla ilgili teklifi görüşmek için, 6 Ağustos 2002 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 06.30

 

© Kitêbxaneya Kurdî

21-06-2003