Kurdish Library

Demokrasi ve Barış Programı

Demokrasi ve Barış Partisi Programı (1996)

 

GİRİŞ

Bugün dünyada büyük bir değişim ve yeniden yapılanma süreci yaşanıyor. Bu süreçte bir kısım gelişmiş ülkeler, ulusal sınırları kaldırmaya, çeşitli dillerin ve kültürlerin birlikte yaşadığı çok uluslu birlikler oluşturmaya yönelirken, geri kalmış ülkelerde ise başta temel hak ve özgürlükler olmak üzere, her türlü insani değerler yok ediliyor. Bu ülkelerde toplumları açlığa ve sefalete mahkum eden kanlı, etnik ve dinsel çatışmalar yaygınlaşıyor. Çatışma alanı olan ülkeler genellikle demokrasiyle yönetilmeyen ülkelerdir.

Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafya böyle kanlı çatışmaların olduğu bir bölgedir. Türkiye, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana izlediği yanlış politikalar nedeniyle bugün büyük sıkıntılarla karşı karşıya bulunmaktadır. Şiddet politikaları kendine uygun zemin ve organizasyonlar yaratarak, hayatı bir bütün olarak çekilmez hale getirmiştir. Zaten demokratik olmayan sistem, mevcut temel insan hak ve özgürlüklerini tamamen rafa kaldırmıştır.

Acil sorunların çözümünü, ülkeyi bu hale getirenlerden bekleyemeyiz. Arzulanan demokratik bir toplum ve devlet yapısını biran önce oluşturmak gerekiyor. Bu da, ancak geniş halk yığınlarına dayanan ve sivil toplum örgütlerinin desteğine sahip, demokratik bir iktidarın iş başına gelmesiyle mümkündür. Bugünkü düzenle bütünleşmiş olan siyasal parti ve kadrolar değişime kapalıdır. Bu parti ve kadrolar statükocu ve şeflik anlayışını sürdürüyorlar. Bunun için demokrat, değişimci, emekten yana ve evrensel değerleri esas alan demokratik bir kitle partisine ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı karşılamak için Demokrasi ve Barış Partisi kuruldu.

Demokrasi ve Barış Partisi; işçilerin, işsizlerin, köylülerin, memurların, öğretmenlerin, aydınların, demokratların ve sosyalistlerin, esnafın, zanaatkarın, kısacası baskıya ve sömürüye maruz kalan halk yığınlarının, demokrasiden ve değişimden yana olan herkesin partisidir. Bunlar adına iktidara taliptir.

 

DURUM DEĞERLENDİRMESİ

ULUSLARARASI DURUM

SSCB'nin dağılması ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan sarsıntılarla, dünyadaki güçler dengesi değişti. Bu değişimle birlikte kapitalizme yönelen eski SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinde ekonomik ve sosyal yaşam henüz istikrar kazanmış değil. Bu ülkelerin bir bölümünde çok partili demokratik yaşama nispeten yumuşak biçimde geçilirken, bir bölümünde bu geçiş son derece sancılı ve sorunlu. Bu halklar derin ekonomik sorunlarla boğuşuyorlar. Üretim büyük ölçüde düştü; işsizlik, pahalılık, şiddet hızla tırmanarak toplumsal bunalımı derinleştirmekte. Ayrıca düne kadar bir arada yaşayan halklar arasında kanlı ulusal çatışmalar patlak verdi. Kitleler bu değişimden umduklarını bulamadılar. Bu nedenle sol partilerin beklenmeyen bir hızla güç toparladıkları ve birçok ülkede seçimleri kazanarak yeniden iktidara geldikleri görülüyor.

Dünyamızın zenginler ve yoksullar biçimindeki bölünüşü ve bunun yarattığı sorunlar günümüzde de sürmektedir. Afrika, Orta ve Latin Amerika ve Asya'nın bir bölümü, geri kalmışlığın ağır sorunları içinde bunalmakta devam ediyorlar. Sözkonusu ağır sorunlar, süregelen bölgesel çatışmalar, baskı rejimleri ve iç savaşlar, bu ülkelerden gelişkinlere doğru giderek artan bir göç dalgası yaratıyor.

Ekonomik bakımdan en gelişmiş ülkelerde, Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya'da sistemin yapısından gelen sorunlar ve çekişmeler işsizlik, enflasyon, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, uyuşturucu salgını, şiddet vb. süregelmekte, üstelik geri kalmış ülkelerin ağır sorunları, örneğin aşırı nüfus artışı, açlık, çatışmalar, salgın hastalıklar, bunların yarattığı göç dalgaları onları da etkiliyor ve çözüm için zorluyor.

Bir bütün olarak dünyamızda hala silahlanma yarışı, bölgesel savaşlar sürmekte ve kaynakların önemli bir bölümü bu alana aktarılarak telef edilmektedir. Oburca ve plansız bir sanayileşmenin, doğayı tahrip etmenin yarattığı çevre kirlenmesi ve doğal dengenin bozulması ise, tüm insanlığın bugününü ve geleceğini ilgilendiren ciddi bir sorundur.

Bu sorunların pekçoğu ekonomik, teknik, bilimsel, geri kalmışlık, ağır dış borçlar, aşırı nüfus artışı, yoksulluk, kuraklık, kıtlık, cehalet, salgın hastalıklar, göç, bölgesel çatışmalar, ulusal boğuşmalar, silahlanma, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, çevre kirlenmesi vb. günümüzde artık küresel bir nitelik kazanmışlardır ve artık uluslararası planda ortak çabalarla çözüm bulabilirler.

Çok daha önceden, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile küresel bir nitelik kazanmış olan insan hakları ise, günümüzde daha da önem kazanmış ve ülkelerin iç işi olmaktan çıkmıştır. Bu aynı zamanda, tüm halklar bakımından demokrasi sorununu da gündeme getiriyor. Çünkü şu ya da bu ülkede insan haklarına saygı gösterilmesi, geniş boyutlu bir demokrasi olmadan mümkün değildir.

Günümüzde, uluslararası planda insanlığın ileriye, daha iyi bir dünyaya yönelik mücadelesi işte bu tablo içinde biçimlenmektedir. Dünya küçülmüştür ve insanlığın sorunları geçmişe göre çok daha ortaktır. Onların çözümü de bu anlayışla ele alınmalıdır.

Ortadoğu dünyanın sıcak bir bölgesi olmayı sürdürüyor. İsrail-Filistin barışı yolunda son dönemde atılan adımlar bölgede politik ortamın yumuşaması bakımından önemlidir, ancak barış sürecinin tamamlanması için daha alınacak epeyce yol var. Ayrıca İsrail'le Suriye ve Lübnan arasındaki sorunların da çözümü gerekiyor. Son dönemde bu alanda da ciddi gelişmeler gözleniyor.

Diğer yandan Ortadoğu'da sorunlar İsrail-Arap sorunundan ibaret değil. Bunun yanısıra Kıbrıs sorunu, İran-Irak sorunu, bölge devletleri arasındaki su sorunları ve SSCB'nin dağılmasıyla ortaya çıkan ve giderek kızışan etnik ve ulusal sorunlar var. Kürt sorunu ise öteden beri, bölgenin en önemli sorunlarından biri; yıllardır bölge ülkelerini ve dünyayı meşgul ediyor; eğer adil bir çözüm bulunamazsa daha uzun süre de edecektir.

Bu sorunlar Filistin, Güney Afrika, İrlanda sorununda somut olarak kanıtlandığı gibi, zor yoluyla değil, ancak görüşmeler yoluyla, barışçı yöntemlerle, halkların iradesine ve Birleşmiş Milletler kararlarına saygı gösterilerek çözülebilir. Dünyada değişen durum şimdi, bölgesel sorunların bu tür çözümünü daha da kolaylaştırmakta ve teşvik etmektedir.

Bölgede "İslam Radikalizmi" temelde, ekonomik sorunlar içinde bunalan, politik baskı gören kitleler bakımından bir çıkış arayışı, bir tepkidir. Ancak yanlış hedeflere yönelmiştir. İslam halklarının kurtuluşu da, eskiye dönmekte değil, demokraside ve sosyo - ekonomik gelişmededir.

Türkiye ise, dünyada büyük ölçekte değişen durumu da göz önüne alarak, taraf olduğu veya onu yakından ilgilendiren bölge sorunlarının çözümü için gerçekçi politikalara yönelmelidir. Bunlar zora-şiddete değil, uluslararası hukuk ilkelerine dayanan barışçı politikalar olmalıdır. Tüm bölge ülkeleri gibi, Türkiye'nin de yararına olan, özgür halkların yaşadığı, barışçı ve demokratik bir Ortadoğu'dur.

 

TÜRKİYE'DE DURUM

Osmanlıların son döneminde başlayıp Cumhuriyet döneminde de sürdürülen tüm yenilenme çabalarına rağmen, Türkiye günümüzde hala çağdaş, ileri bir ülke olmaktan uzaktır ve ciddi sorunlarla yüzyüzedir. Bu sorunların başında Kürt sorunu, demokrasinin yokluğu ve ekonominin kötü durumu gelmektedir. Bu üç sorun birbirini etikelemekte, beslemektedir; çözümleri de birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Türkiye'de dünden bugüne iktidarı elde tutan ve asker sivil bürokrasiyle kaynaşan burjuvazi ve toprak ağaları kesiminin iktidarı, halk yığınları bakımından iki şey anlatır: Ağır ekonomik sömürü ve buna eşlik eden baskı. Bu egemen kesim kendine güvensiz olduğu için yığınlara hak ve özgürlük tanımadı, emekçilere örgütlenme hakkı tanımadı.

Bu ülkede hiç bir dönemde düşünce özgürlüğü olmadı. Ülkenin hapishaneleri hep demokrasiden, emekten, yenilikten yana olan aydınlar ve yazarlarla, dolu oldu; bugün de öyledir. Bu ülkede her zaman partiler kapatıldı ve yöneticileri, üyeleri tutuklandı, ağır hapis cezalarıyla, idamla yargılandı; bugün de öyledir.

Yoğun baskı çarkının başlıca nedenlerinden biri de Kürt sorunudur. Kürt sorununda izlenen baskı politikası, aynı zamanda toplumun tümü bakımından da hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına, militarizmin güçlenmesine ve askeri darbelere yol açıyor.

Bu nedenledir ki, Türkiye'de gelişmelere karşı direnen otoriter ve askeri karakterli devlet anlayışı halen egemenliğini sürdürüyor. Bu anlayışın sahipleri bir yasaklar rejimi oluşturarak sorunları aşabileceğini sandı. Ancak bu anlayış sorunlara çözüm bulamamış, onları daha da ağırlaştırmıştır.

Türkiye hiç bir dönemde, gerçek anlamda demokrasiyi tanımadı. Bu ülkede ancak demokrasinin karikatürü yaşandı. Bugün de çok partili parlamenter sistem ve sivil yönetim göstermeliktir. Ülke en hayati konularda hükümet kararnameleri ve Milli Güvenlik Kurulu'nun tavsiyelerine göre yönetilmektedir. Özgür tartışmayı önleyen ülkedeki baskı atmosferi parlamentoda da aynen geçerlidir.

Bu koşullarda Türkiye'de halk egemenliğinden söz etmek gülünçtür. Halkın egemenliği, ancak tüm temel özgürlüklerin gerçek bir güvence altında olduğu, her toplum kesiminin özgürce örgütlenebildiği, parlamentonun bu kesimlerin dengeli temsiline olanak verecek demokratik bir seçim sistemi sonucu oluştuığu, özgürce tartışıp karar aldığı; yani yasama yetkisini gerçekten elinde tuttuğıu bir ülkede vardır.

Türkiye'de ise, ülkeyi dünden bugüne yöneten egemen kesim, Türkiye toplumuna özgürlüğü ve demokrasiyi çok gördü.

Bu nedenledir ki, bu iki sorun demokrasi sorunu ve Kürt sorunu bugün de ülkenin gündemindedir ve çözüm bekleyen hayati sorunlardır. Ülke bir savaş alanına dönmüştür. Temel hak ve özgürlükler daha da tırpanlanmıştır. Devlet tam anlamıyla bir polis devletidir; ülkedeki politik ortam boğucudur. Türkiye'nin barışa ve demokrasiye ihtiyacı var. Bu da, ancak Kürt sorununa adil bir çözüm bulunarak sağlanabilir.

Bunun yanısıra Türkiye, ekonomik geri kalmışlığın çemberini kıramıyor; yıllardır toplumu bunaltan işsizlik, yoksulluk, yaşam pahalılığı, son yıllarda daha da tırmandı. Zenginle yoksul arasındaki uçurum kat kat büyüdü. Emekçilerin satın alma gücü alabildiğine düştü. Dış borçlar 70 milyar doları aştı. Ülke, bugün de derin bir ekonomik krizin içindedir ve yeniden IMF'nin kapısına yönelmiş bulunuyor.

Bunun bir nedeni, ülkeyi dünden bugüne yöneten kesimin izlediği ekonomi politikalarıdır. Bu kesim ülkenin kaynaklarını gelişmeye değil, lüks tüketime harcıyor, har vurup harman savuruyor. Ülkede pervasızca bir soygun ve talan rejimi işliyor. Ülkeyi yönetenler yolsuzluğa batmış ve kaynağı belirsiz dev servetler edinmişlerdir; ama kimse onlardan hesap soramıyor; çünkü halk örgütsüz, sesi kısılmış; yargı ise onlara bağımlı. Verginin yükü yoksulların, ücretlilerin üzerinde. Zenginler ise komik derecede az vergi ödüyorlar; vergi kaçakçılığı doğal bir alışkanlığa dönüşmüş.

Feodal gericilere dayanan rejim bir toprak reformu yapıp topraksız ve yoksul köylünün istemlerine cevap vermiyor.

Demokrasi yokluğu ise yönetici kesime yarıyor; denetimi, hırsızlık ve yolsuzluk yapanlardan hesap sormayı önlüyor; yığınların örgütlenmesini engelliyor; bu kesimin iktidardaki ömrünü uzatıyor.

Bugünkü ekonomik krizin baş nedeni Kürt sorununda izlenen yanlış politika ve bunun yol açtığı şiddet ortamı ile ödenen ağır ekonomik bedeldir. Sözde "terörle savaş" adı altında yapılan harcamalar yılda 8-10 milyar doları buluyor. Bu, Türkiye için dev bir rakamdır ve başlıbaşına bugünkü ekonomik bunalımın esas nedenini açıklamaya yetiyor. Ama asıl bedel bundan kat kat ağırdır.

Bugün yaşanan şiddet ve çatışma ortamı nedeniyle bölgede üretim neredeyse durmuştur. Fabrikalar çalışmıyor, tarlalar ekilmiyor ve sürüler yaylalara çıkarılmıyor. Binlerce köy, pekçok kasaba ve küçük kent yıkılmış, boşaltılmış ve halk zoraki göçe uğramıştır. Bölgede açlık ve işsizlik korkunç boyutlara varmıştır. Göç dalgaları bölgedeki ve batıdaki büyük kentlerin zaten iyi olmayan düzenini daha da altüst ediyor. Büyük kentlerin gecekondu sayısı ve buralarda yaşayan nüfus anormal bir şekilde artıyor. Bu da yeni toplumsal sorunlara sebep oluyor.

Zorla bastırma çabası şiddetin ve yangının büyümesine, yayılmasına yol açıyor. Bu durum Türkiye turizmini olumsuz biçimde etkiliyor ve bu alanda da milyarlarca dolarlık kayıplara yol açıyor.

Görüldüğü üzere, yönetici kesim, Kürt sorununda izlediği yanlış politikayla ülkeyi bir yangın yerine çevirmiştir. Yalnızca boş yere kan dökülmekle, Türkiye halkı büyük acılar çekmekle kalmıyor; aynı zamanda ülkenin kaynakları yararsız bir alanda tüketiliyor; halkın ekmeği kurşuna ve bombaya dönüşüyor; ülke yoksullaşıyor, ekonomik bunalım büyüyor.

Son yıllarda dünyamızda yeralan önemli değişikliklere, demokrasi ve insan hakları yönünde güçlenen eğilimlere karşılık, Türkiye'de yönetim anlayışı değişmemiştir. Yönetici kesim demokrasi ve insan hakları yönünde, Kürt sorununun çözümü yönünde adım atmamakta direniyor. Hala, soğuk savaş döneminden kalma yöntemlerle, militarizmi tırmandırarak, şovenizmi pompalıyarak, şiddet yoluyla sonuç almaya çalışıyor.

Dünden bugüne yaşananlar, ekonomik sorunlar içinde bunalan yığınlara, baskı ve zulüm gören toplum kesimlerine; işçilere, köylülere, memurlara, aydınlara, gençlere şunu öğretmiştir: Bu haksız düzen değişmelidir. Toplumun barışa, ekmeğe, özgürlüğe ihtiyacı var. Bunu sağlayacak olanlar ise ancak kendileridir. Onları temsil eden ve onların sözcüsü olacak bir örgüte gerek var. Özetle bu bir iktidar sorunudur. İktidarın, yetmiş yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten ve bugünkü kötü durumdan sorumlu olan egemen azınlığın elinden alınması gerekir.

 

SOMUT HEDEFLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ KÜRT SORUNUNUN BARIŞÇIL VE ADİL ÇÖZÜMÜ İÇİN

Türkiye'de demokrasinin ve barış ortamının gerçekleşmesi ile ekonomik gelişme için Kürt sorununun çözümü şarttır. Çözüm, şiddet politikalarıyla değil, ancak barışçıl yöntemlerle mümkündür.

Bunun için öncelikle silahların susması ve sorunun çözümü için özgür bir tartışma ortamının oluşması sağlanacaktır. Tüm partiler bu konuya ilişkin görüş ve programlarını hiç bir kısıtlama olmaksızın, serbestçe dile getirebilecek ve halk bu görüşler arasında özgürce bir seçim yapabilecektir.

Olağanüstü Hal ve Bölge Valiliği kaldırılacak, özel timler dağıtılacak, köy koruculuğuna son verilecektir.

Bir genel af çıkarılarak cezaevlerindeki tüm politik tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılacak; yurt dışına çıkmak zorunda kalanların dönmesine olanak sağlanacak tüm politik haklar iade edilecektir.

Şiddet ve baskı ortamı nedeniyle köy ve kentlerini terk edip göç etmek zorunda kalanların yeniden yerlerine dönebilmeleri için yardımcı olunacak, maddi ve manevi kayıpları giderilecektir.

Şu anda öldürücü ve yıkıcı silahlara, kışla, karakol ve cezaevi yapımına harcanan paralar ülkenin onarımı, kalkınması, iş sahaları açılması için harcanacak; yıllardır yıkıntıya uğrayan bölge ekonomisinin onarımı; ticaret, tarım ve sanayinin gelişmesi için özel planlar yapılacak ve yeterli kaynak ayrılacaktır.

Dil ve kültür alanındaki baskılara, zoraki asimilasyon politikasına son verilecek; bu alanda da uluslararası hukuk normları ve sözleşme hükümleri hayata geçirilecektir.

 

ÇAĞDAŞ BİR DEMOKRASİ İÇİN

Egemen kesim, Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizin insanından demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri esirgedi. Bu, insanlarımız demokrasiye layık, ya da buna hazır olmadıkları için değil, acımasız sömürü çarkını, haksızlıkları, yani egemen zümrenin imtiyazlarını sürdürebilmek içindi.

Sözkonusu zümre bugün de ülkenin kaderini elinde tutuyor ve demokrasiyi halktan esirgiyor. Bugün de demokrasi ve özgürlük adına söyledikleri ve yaptıkları maskaralıktan başka birşey değildir. Egemen kesim, yıllardır demokratikleşme adı altında halkı, iç ve dış kamuoyunu oyalıyor, kabaca aldatıyor.

Ülkemizin geniş boyutlu çağdaş bir demokrasiye ihtiyacı var ve bu daha fazla gecikmemelidir. Bunun için, partimiz şu değişikliklerin biran önce yapılmasını ister, bunun için çaba gösterir ve iktidara geldiğinde de gerçekleştirir.

 

a) Demokratik Bir Anayasa

1982 Anayasası demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biridir ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Temel hak ve özgürlüklerin önüne duvar örmüştür. Çeşitli toplum kesimlerinin ve demokratik örgütlerin de katkısıyla temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasa yapılacaktır.

 

b) Parlamento

Çeşitli toplum kesimlerinin parlamentoda ve yerel meclislerde temsiline olanak verecek demokratik bir seçim sistemi oluşturulacaktır.

Parlamento, bugünkü sembolik durumundan kurtarılacak, gerçek anlamda özgürce tartışan ve yasa çıkaran, kişilikli ve etkin bir yapıya kavuşturulacaktır.

Yasama yetkisini hükümete devr eden bugünkü uygulamaya son verilecek; kararnameler ancak geçerli yasaların çerçevesinde düzenlenecektir.

Söz ve düşüncelerinden dolayı parlamenterlerin suçlanması veya parlamenterliklerinin düşmesi önlenecektir.

Şu anda, parlamento ve hükümetin üstünde bir işleve sahip olan tüm temel politikalarda söz sahibi olan Milli Güvenlik Kurulu kaldırılacaktır.

 

c) Yargı

Hukukun üstünlüğüne dayanan bir yargı sistemi oluşturulacak; yargı bağımsız olacak, yargıç güvencesi sağlanacaktır.

DGM ve benzeri olağanüstü mahkemeler kaldırılacaktır.

İşkence önlenecek ve işkence yapanlar ağır biçimde cezalandırılacaktır.

İdam cezası kaldırılacaktır.

İddia, savunma ve yargı hakları dengeli ve eşit kılınacaktır.

Cezaevlerinin koşulları iyileştirilecek, tutuklu ve hükümlülerin eğitimi ve topluma yeniden kazandırılması için çaba gösterilecektir.

 

d) Ordu

Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığına bağlanacaktır.

Ordu, asıl işlevi olan yurt savunması görevine çekilecek, askerlik süresi kısaltılacak ve sayıca azaltılacaktır.

 

e) Düşünce, Basın, Örgütlenme, Toplantı ve Gösteri Özgürlükleri

Düşünce özgürlüğünü sınırlayan, düşünceyi suç sayan tüm hükümler kaldırılacaktır.

Basın, toplantı ve gösteri özgürlükleri tam olarak tanınacak ve bu özgürlükleri hiçe indiren, kullanılamaz hale getiren tüm anti demokratik hüküm ve sınırlamalara son verilecektir.

Örgütlenme, parti ve dernek kurma hakkını hiçe indiren bugünkü kısıtlamalara son verilecek, tam bir örgütlenme özgürlüğü tanınacaktır.

 

f) Yerel Yönetimler

Valiler, kaymakamlar ve emniyet müdürleri de belediye başkanları gibi seçimle gelecek, görevden alınmaları da yine ancak ya halkın oyuyla, ya da yargı kararıyla olacaktır. Yerel yönetimler birer yerel parlamento gibi çalışacaklardır.

Yerel yönetimler güçlendirilecek; sağlık, eğitim, kamu düzeninin sağlanması gibi işler onların görev alanına bırakılacaktır.

 

g) İnanç Özgürlüğü ve Laiklik

Laiklik ve inanç özgürlüğü birbiriyle çelişmez, aksine bir arada var olur. Demokratik ve laik bir ülke, herkesin dini inancında özgür olduğu, kimseye bu nedenle baskı yapılmayan ve imtiyaz tanınmayan bir ülkedir.

Türkiye ise bu ölçülere hiç uymuyor. Türkiye'de devlet inanç alanına müdahale etmiş, kimini kayırmış kimine ise baskı yapmıştır.

Türkiye'de milyonlarca Alevi kitlesinin yanısıra, diğer dini azınlıklar da sürekli olarak baskılara hedef olmuşlardır.

Türkiye'nin laik bir ülke olması için, okullardaki zorunlu din dersleri kaldırılacak; din işlerinin örgütlenmesi ilgili kesimlere bırakılacak; ibadet yerlerinin ve dini öğrenim kurumlarının yapımı, bunların ve din adamlarının masraf ve ücretleri genel bütçeden değil, ilgili kesimlerce karşılanacaktır.

Partimiz, gerçek anlamda laik ve demokratik bir toplum istiyor. O, inanç özgürlüğüne saygılıdır; herkes, başkasına zarar vermeden kendi inançlarının gereklerini serbestçe yapabilmelidir. Partimiz bu bakımdan yurttaşlar arasında ayırım yapmaz. Ne kimseye baskı yapar, ne de ayrıcalık tanır.

 

EKONOMİ

Artık süreklilik kazanmış olan ve yıldan yıla derinleşen ekonomik krizi aşmak için, öncelikle, bugün iktidarı elinde tutan ve ülke kaynaklarını kendi lüks yaşamı ve kirli savaş uğruna tüketen egemen kesimin iktidarına son vermek gerekir.

Partimiz egemenlerin yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına ve yıllardır inatla sürdürülen kirli savaşa son verecek, bu yoz çarkın ve kirli savaşın tükettiği ülke kaynaklarını, geniş halk yığınlarının yararına; üretime ve ülkenin öteki hayati sorunlarının çözümüne seferber edecektir. Böylece ülke iç barışa kavuşacak ve hızla gelişecek; enflasyonun denetim altına alınması, işsizliğin ve yoksulluğun giderilmesi, emekçi halkın yaşam standardının yükseltilmesi, geri kalmış bölgelere daha fazla kaynak aktarımı mümkün olacaktır.

Demokrasi bunun güvencesi olacaktır. Demokratik bir toplumda, yönetim üzerinde halk denetimi, bağımsız yargının yolsuzluk yapanların yakasına yapışması mümkün olacaktır.

Özel girişim serbestisi ve yasalara uygun çalışan tarım, sanayi ve ticaret erbabının hakları korunacak; hayali ihracat, yolsuz kredi, kamu arsalarının ucuza kapatılması, usulsüz ihale ve benzeri hileli, ahlak dışı yollarla kamu malının ve halkın parasının talanı önlenecektir.

Ülke çıkarlarına uygun düşen yabancı sermaye ve teknoloji akışı teşvik edilecektir.

Küçük esnaf ve zanaatkar, el sanatları desteklenecektir.

Partimiz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne biran önce katılmasından yanadır. Bunun için, ekonomik alanda olduğu gibi demokratik alanda da gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

 

a) Kamu İktisadi İşletmeleri

Kamu İktisadi İşletmeleri'nin (KİT'ler) çoğu, kötü ve partizanca yönetim yüzünden günümüzde zarar etmektedirler ve ekonomiye bir yük haline gelmişlerdir. Bunlar siyasi iktidarların arpalığı haline gelmiştir ve özel kesime kaynak aktarımında kullanılmaktadır.

Egemen kesim, şimdi, kendi eseri olan bu gerekçeyi kullanarak onları, özellikle de verimli olanlarını, özel kesime yok pahasına devretme, bir çoğunu da kapatma hazırlığı yapmaktadır. Bu ise olumlu bir çözüm değildir; hem ülke ekonomisi için önemli bir kayıp, hem de yüzbinlerce işçinin daha sokağa atılması demektir.

Partimiz, KİT'lerin özel kesime peşkeş çekilmesine ve kapanmasına karşıdır. Bu kuruluşlar çağdaş bir işletmecilik anlayışıyla yönetilir, iktidarın arpalığı olmaktan ve özel kesime kaynak aktarma durumundan kurtarılırsa pekala verimli olacaklardır. Yapılması gereken budur.

Partimiz KİT'lerin yönetim ve üretim mekanizmalarını çağdaş ölçülere uygun olarak yeniden düzenleyecek, işçilerin yönetime ve denetime katılımını sağlayacak, ayrıca onlara kardan pay verecektir.

 

b) Çalışma Yaşamı ve Sosyal Güvenlik

Çalışma hayatının düzenlenmesinde ILO standartları uygulanacaktır.

Baskıcı yönetimlerin budadığı işçi hakları geri verilecek, bunun için iş yasalarında gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Sendikalaşma, toplu sözleşme, grev ve genel grev hakkı, hiç bir kısıtlama getirilmeksizin, tüm çalışanlara tanınacaktır.

İşsizlik sigortasını da içeren bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulacaktır.

İşçi ve memur emeklilerinin durumu iyileştirilecek, yardıma muhtaç yaşlı ve sakat insanlara güvenceler getirilecektir.

Çalıışan herkese ücretli izin ve dinlenme olanağı sağlanacaktır.

 

c) Tarım ve Toprak Reformu

Devletin ve büyük toprak sahiplerinin elindeki topraklardan alınarak topraksız ve az topraklı köylüye toprak dağıtılacak; tarımda üretimi artırmak için, sulama, gübreleme, diğer modern tarım araçlarını ve tekniklerini kullanma yönünde kendilerine yardımcı olunacak; üretim, kredi ve satış kooperatifleri biçimindeki üretim ve pazarlama birlikleri teşvik edilecektir.

Hayvancılığın modern yöntemlere kavuşturulması için çaba gösterilecek, üreticilere destek olunacaktır.

Yoksul ve orta halli köylülere yeterli kredi ve ödeme kolaylıkları sağlanacaktır.

Kırsal kesimde yol, okul, su, elektrik, sağlık ocağı ve benzeri altyapı hizmetleri tamamlanacak, iyileştirilecektir.

 

d) Vergi Reformu

Partimiz, köklü bir vergi reformu gerçekleştirerek çok kazandığı halde komik denecek derecede az vergi veren, büyük ölçekte vergi kaçıran kesimlerin gerçek kazançlarına uygun vergi ödemelerini sağlayacak; asgari ücretten vergi almayacak, ücretlilerin üzerindeki ağır vergi yükünü ise hafifletecektir.

Partimiz kayıt dışı ekonomi ile ilgili olarak gerekli yasal düzenlemeler yapacaktır.

 

EĞİTİM VE KÜLTÜR

Eğitim ırkçı, şoven ve şiddete dayalı öğelerden arındırılacak, demokratikleştirilecektir. Özgür düşünen, kişilikli ve yaratıcı insan yetiştirmek eğitimin amacı olmalıdır.

Genel bütçeden eğitime ayrılan pay arttırılacak; herkese yeteneğine göre eğitim olanaklarından eşit biçimde yararlanma ve gelişme olanağı sağlanacaktır.

Spor çalışmaları desteklenecek, gençliğin yanısıra, geniş toplum kesimlerinin de bundan yararlanması için çaba gösterilecektir.

Üniversite, bugünkü resmi, dogmatik ideolojinin baskısından kurtarılacak; demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulacak; bilimsel ilkeler çerçevesinde, özgürce çalışması sağlanacaktır.

Bilim, sanat ve kültürün temel hedefi toplumun daha ileriye gitmesini sağlamak olmalıdır. Bunu sağlayacak kurumlara ticari işletme mantığı ile bakılamaz.

Bilim, sanat ve kültürün özgürce gelişiminin önündeki engeller kaldırılacak, bu alanda çalışan kurum ve kişiler teşvik edilecek, desteklenecek; bunun için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.

 

SAĞLIK VE KONUT

Tüm yurttaşları kapsayan bir sağlık sigortası sistemi oluşturulacaktır.

Sağlık hizmetleri iyileştirilecek, yoksul ve muhtaç olanlara parasız olarak sağlanacaktır.

Her aileye ve yurttaşa, durumuna uygun, sağlık koşullarına elverişli bir konut sağlama politikası izlenecektir.

Deprem bölgesi olan ülkemizde konutların depreme dayanıklı ve iklim koşullarına uygun olması gözetilecektir.

Rahat bir ulaşımı, temiz havayı, kanalizasyon sistemini, yeterince yeşil alanı, parkı, spor alanını ve kültür evini amaçlayan, planlı bir kentleşme politikası izlenecektir.

 

KADINLAR

Çalışma yaşamında, eğitimde, politikada ve toplumsal yaşımın öteki alanlarında kadın erkek arasında, kadınların aleyhinde varolan eşitsizlik, kadınlar üzerinde baskı ve şiddet kullanımı, ülkemizde, gelişkin ülkelere göre çok daha belirgindir.

Partimiz bu eşitsizliği ve baskıyı gidermek için sistemli çaba gösterecektir.

Kadınların eğitimine önem verilecek, çalışma hayatına daha yoğun katılmaları, bir iş ve meslek sahibi olmaları, eşit işe eşit ücret almaları için çaba gösterilecektir.

Partimiz, kadınların politik yaşama daha yoğun katılmaları için çaba gösterecektir.

Kadının kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olma hakkı vardır.

Kadının eşini özgürce seçmesini önleyen ilkel eğilimlerle mücadele edilecek, kadına yönelik baskı ve şiddet suç sayılıp önlenecektir.

Kadına çalışma hayatında, eğitimde, politikada, sanat ve kültür alanında ve öteki sosyal faaliyetlerde zaman ve olanak kazandırabilmek ve onun ev işine bağımlılığını azaltmak için yeterince çocuk yuvası, ana okulu ve benzer hizmetler sağlanacaktır.

 

GENÇLİK

Partimiz, ülkenin bugünü ve geleceği bakımından önemli bir işleve sahip olan gençliğin sorunlarının çözümü ve gençlerin toplumsal yaşamın her alanında etkin roller üstlenebilmeleri için gerekli çabayı gösterir.

Farklı toplum kesimlerinden ve katmanlarından gelen gençlere, eğitim alanında, meslek edinmede ve yeteneklerini geliştirmede fırsat eşitliği sağlanacaktır.

 

ÇOCUKLAR

Çocuk haklarına ilişkin uluslararası normlara uygun yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Çocuklara yönelik her tür şiddet suç sayılıp cezalandırılacaktır.

Sahipsiz ve kimsesiz çocukların bakımı ve eğitimi için yeter oranda çağdaş kurumlar oluşturulacaktır.

 

DOĞAL ÇEVRENİN KORUNMASI

Günümüzde oburca ve plansız bir sanayileşme, kaynakların düzensiz kullanımı ve benzer nedenlerle doğal çevre toprak, hava ve su tehlikeli biçimde kirleniyor. Bu, dünyamızda tüm canlılar gibi insanların da geleceğini tehdit ediyor. Doğal çevrenin korunması için gecikmeden köklü tedbirler almak gerekiyor.

Sanayileşme ve kentleşme, tarihin ve doğanın korunmasını, insan ve çevre sağlığını gözeten bir plan dahilinde olmalıdır. Geçmişten kalan sanat eserleri gibi, bitkiler ve hayvanlar da korunmalıdır.

Partimiz bunun için gerekeni yapacak ve bu konuda insanlarımızın eğitimine önem verecektir.

 

DIŞ POLİTİKA

Partimiz uluslararası planda silahsızlanma ve barış yönündeki çabaları destekler, militarizme, faşizme, ırkçılığa, yabancı düşmanlığına karşı tutum alır; her türlü ulusal baskıya karşı çıkar ve ulusların kendi geleceklerini özgürce belirleme hakkını destekler.

Bölgesel sorunlara barışçı ve adil çözümler bulunması için çaba gösterir.

Dünyamızda insan hakları ve demokrasinin güç ve yaygınlık kazanması; çevre kirlenmesinin önlenerek doğal dengenin korunması; aşırı nüfus artışı, açlık, kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar vb. sorunlara çözüm bulunması; geri kalmış ülkelerin ağır borç yükünden kurtarılması ve bu ülkelerde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmenin hızlandırılması için insanlığın yürüttüğü ortak mücadeleye destek verir.

Partimiz, bu amaçla insanlığın ortak ekonomik, politik kurumlar oluşturmasından, özellikle Birleşmiş Milletler Örgütü'nün daha etkin kılınıp yaptırım gücüne kavuşturulmasından yanadır.

Partimiz, komşularla sorunların, görüşmeler yoluyla, barışçı yöntemlerle ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun biçimde çözümü için çaba gösterecektir.

 


Adres:

Menekşe 1. Sokak 10-A/7 ANKARA
Tel : 0 (312) 417 35 24 - 417 35 87

Fax : 0 (312) 417 28 83

 

© Kitêbxaneya Kurdî

18-07-2000