HADEP PARTİ PROGRAMI
(1995)
1.
GİRİŞ
Bugün
dünyada vatandaşlarına refah düzeyi sağlayan bilgi toplumları ile insanların
açlıktan öldüğü geri kalmış ülkeler, arasında dramatik çelişki yaşanıyor.
Geri kalmış ülkeler, bilimsel ve teknolojik geri kalmışlıkları nedeniyle ileri
teknolojiye sahip ülkelere sürekli kaynak aktarıyor ve göreceli olarak
yoksullaşıyorlar.
Gelişmiş
ülkeler, ulusal sınırların kalktığı, çeşitli dillerin ve kültürlerin yanyana
yaşadığı çok uluslu birlikleri oluştururlarken, bu gelişme düzeyini
yakalayamamış ülkelerde ise her türlü insani değerler yok ediliyor; toplumları
ölüme ve sefalete mahkum eden kanlı etnik veya dinsel çatışmalar yaygınlaşıyor.
Kanlı çatışmalara sahne olan bu ülkelerin, totaliter ve otoriter katı merkeziyetçi,
sistemlere sahip olmaları, üzerinde durulması gereken bir özelliktir.
Şoven
milliyetçi ideolojinin devlete egemen olduğu toplumlarda uygulanan asimilasyon ve etnik
arındırma politikaları, karşı şiddet hareketlerini yaratıyor ve iç savaşın
kanlı ortamında, toplumların bütün ekonomik kaynakları, kültürel, moral ve insani
değerleri yok ediliyor.
Türkiye
bu kanlı çatışmaların yoğun olduğu bölgelerden Kafkasya, Balkanlar ve
Ortadoğu'nun ortasındadır ve etnik yapısı nedeniyle de bu çatışma bölgeleriyle
ilgilidir.
Yine,
Türkiye, Kürt sorununda, şimdiye kadar uyguladığı yanlış politikaların sonucu
olarak bugünkü sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu hem Türkiye'nin
demokratikleşmesini engellemiş, hem de ülke kaynaklarının önemli bir bölümünün
askeri alanlarda harcanmasıyla ekonomik ve toplumsal gelişme önlenmiştir.
Bu
olumsuz gidişin önlenmesi için Kürt sorunu başta olmak üzere, öncelikli sorunların
çözülmesi, sivil ve demokratik bir toplum ve devlet yapısının oluşturulması
gerekiyor. Bu da Türkiye'de halkın, sivil toplum örgütlerinin ve demokratik
kurumların aktif desteğine dayalı demokratik bir iktidarın iş başına gelmesiyle
mümkündür.
Demokratik
iktidarı ancak demokrat bir parti veya partililer oluşturabilirler.
Oysa
Türkiye'de bugüne dek iktidara aday demokrat partilerin kurulmaları veya kurulduktan
sonra gelişmeleri ve varlıklarını sürdürmeleri egemen güçler tarafından
önlenmiştir. Kendisini ister dağda, ister solda tanımlasın, Türkiye'de siyasal
partiler ve siyasal kadrolar, statükocu ve otoriter anlayışlarını sürdürüyorlar.
Düzen partilerine, genellikle ırkçı ve şoven milliyetçi anlayışa sahip, çağ
dışı değerleri savunan, halkı dışlayan veya pasif bir topluluk olarak
politikalarının aracı gören, otoriter ve merkeziyetçi siyasal kadrolar egemendir. Bu
nedenle önemli sorunlar çözülemiyor ve gittikçe tehlikeli boyutlara varıyor.
Türkiye'nin
siyasal yaşamındaki devrimci, demokrat, değişimci, yenilikçi, halktan ve emekten yana
olan evrensel değerleri esas olan sol demokratik, kitle partisi ihtiyacını
karşılayacak ve ülke sorunlarının çözümünü sağlayacak demokratik bir iktidarı
oluşturmak için Halkın Demokrasi Partisi kuruldu.
Halkın
Demokrasi Partisi, işçilerin, işsizlerin, emeklilerin, dul ve yetimlerin,
köylülerin, memurların, öğretmenlerin, demokratların, sosyal demokratların,
sosyalistlerin, aydınların, esnafların, zanaatkarların ve demokrasiden yana olan
herkesin partisidir.
HADEP'in
amacı Türkiye'de demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla kurup geliştirmek, bir
bilgi ve refahı toplumu yaratmak, hangi etnik kökene sahip olursa olsun Türkiye'de
yaşayan geniş kitlelerin haklarını savunmak, onların istemlerini somut kazanca
dönüştürmek, kazançları genişletmek ve kalıcılaştırmaktır. Bu amaç, küçük
bir mutlu azınlığın dışında herkesin ortak isteği ve özlemidir. Onun için de,
demokrasinin yerleşmesinde, çağdaş bir refah toplumu düzeyinin yakalanmasında
yararı olan herkesin demokratik bir program etrafında birleşmesi, demokrasi ve
kalkınma için ortak bir mücadeleyi yürütmesi gerekir.
HADEP,
yakarıda belirtilen amaca ulaşmak ve diğer program hedeflerini eksiksiz
uygulayabilmek için Türkiye'de siyasal iktidara taliptir. İşte Halkın Demokrasi
Partisi bu anlayışla kurulmuştur.
2-
DÜNYA VE TÜRKİYE'DE DURUM
Reel
sosyalizmin çöküşü, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı'nın dağılmasıyla
birlikte, dünyadaki siyasal ortamda büyük değişiklikler oldu. "İki kutuplu
dünya"nın oluşturduğu değerler sarsıldı. ABD, askeri ve siyasi bakımdan
güçlendi ve dünyanın güç merkezi haline geldi. Ekonomik alanda ABD, Batı Avrupa ve
Japonya arasında rekabet arttı.
ABD
merkezli dünyada zenginler ve yoksullar biçimindeki bölünme daha da derinleşti.
Sınıflar ve katmanlar arasında uçurumlar oluştu. Ülkeler ve bölgeler arası
gelişme ve gelir farklılıkları "Batı"lehine büyüdü. Afrika. Orta ve
Güney Amerika ile Asya'nın geri kalmış ülkelerinden "Batı"ya sürekli
kaynak aktarılması sonucu, bu ülkelerin insanları her geçen gün daha da
yoksullaşıyor. "Batı" merkezli dünyada bölgesel savaşlar ve silahlanma
yarışı artarak sürmekte, kaynakların önemli bir bölümü bölgesel savaşlara ve
silahlar aktarılmaktadır. Bu durum ırkçı, şoven ve otoriter anlayışları
beslemekte dünyada barışı tehdit etmektedir.
Dünyanın
zengin ülkelerinde, kapitalist sistemin yapısından kaynaklanan ekonomik ve sosyal
sorunlar giderek ağırlaşıyor. İşsizlik, enflasyon, yabancı düşmanlığı,
ırkçılı, uyuşturucu salgını, şiddet olayları, doğanın tahribi gibi insan
doğasına aykırı sonuçlar artıyor. Geri kalmışlık, , ağır dış borçlar,
yoksulluk, kuraklık, açlık, salgın hastalıklar, göç, bölgesel çatışmalar,
silahlanma, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, doğal dengenin bozulması ve insan
hakları sorunlarının global nitelikleri, günümüzde daha çok ön plana
çıkmıştır ve ancak uluslar arası planda ortak çabalarla çözüme
kavuşturulabilir.
Birleşmiş
Milletler ve "İnsan Hakları Evrensel Bildirisi" ile global bir nitelik
kazanmış olan insan hakları, günümüzde daha çok önem kazanmış ve ülkelerin iç
işi olmaktan çıkmıştır. Bu aynı zamanda tüm halklar bakımından demokrasi
sorununu yaşamsal hale getirmektedir. Çünkü insan haklarına saygı gösterilmesi
tutarlı bir demokrasi olmadan mümkün değildir. Uluslararası planda insanlığın
ileriye doğru yürüyüşü bu tablo içinde biçimlenmektedir. Dünya küçülmüştür
ve insanlığın sorunları geçmişe göre çok daha ortaktır. Sorunların çözümü de
ortak ele alınmak durumundadır.
Tek
tek ülkelerde yaşayan demokrasiye ve insana aykırı tüm olaylar, dünya insanlığın
ortak çözüm aradığı sorunlar durumundadır. Bu alandaki tepkiler ve kurumlaşmalar,
yeterli olmakla birlikte, gelişen ve güçlenen yön durumundadır. Katı merkeziyetçi,
otoriter ve ulusal sınırlara hap solmuş yönetimler iki yönden
sıkıştırılmaktadır:
1-
Uluslar ve devletler üstü kurumların ve sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin
artması.
2-
Yerel parlamento ve yönetimlerin güçlenmesi veya güçlendirilmesi ihtiyacı.
Artık
uluslar arası hukuk, ulusal hukukun üstüne çıkmıştır.
Uluslar
arası kurumlar, ulusal kurumları doğrudan etkiler hale gelmiştir. Uluslar arası
değerler, bu değerleri dikkate almayan devletlere dünya kamuoyunca dayatılmaktadır.
Yer yer etkili de olmaktadır. Dünyada ve tek tek ülkelerde insanlığın sorunlarının
çoğalması ve karmaşıklaşması, sorunların tek tek ülkelerde bile tek merkezden
çözümünü güçleştirmektedir. Bu nedenle merkezi yönetimlerin görev, yetki ve
sorumluluklarının önemli bir kısmı yerel yönetimlere devredilmektedir. Yerel
yönetimleri bu görev, yetki ve sorumluluk devrine uygun olarak yeniden
örgütlendirilmektedir. Eyalet sistemi ve yerel parlamentolar dünyada
yaygınlaşmaktadır.
Dünyada
bu gelişmeler olurken, Türkiye'de ise dünyadaki gelişmelere karşı direnen katı
merkeziyetçi, otoriter ve askeri karakterli devlet anlayışı egemenliğini
sürdürüyor. Mevcut devlet ve yönetim anlayışıyla sorunlar çözülemiyor,
çözülemeyen sorunlar birikiyor ve her on yılda bir yeni bunalım doğuyor. Bu kısır
döngü sürüp itmektedir.
Dünyadaki
ve Türkiye'deki gelişmelere karşı direnen Türkiye Cumhuriyeti, üzerine oturduğu
Osmanlı mirası ve askeri karakterinin de etkisiyle, bugüne kadar demokratik bir devlet
olamadı. Devletin ve siyasal kadroların bu niteliği, şu üç temel sonucu beraberinde
getirdi:
-
Demokrasinin bir yaşam biçimi olarak devlet ve toplum yapısına yerleştirilememesi ve
demokrasiden korkulması.
-
Kürt sorunda çözüm olmayan ret, inkar, asimilasyon ve zor politikalarında ısrar
edilmesi, dolayısı ile sorunun çözümsüzlüğe terk edilmesi.
-
Kapitalizmin ahlak kuralları bile bir yana atılarak ülke kaynaklarının yerli ve
yabancı sermaye kuruluşlarına aktarılması ve emekçi yığınlar üzerindeki aşırı
sömürünün daha da arttırılması...
Devletin
kitlelere özgürlük ve demokrasi tanımayı göze alamaması ve baskı yolunu seçmesi
Türkiye'nin sorunlarının çözümüne yardımcı olamadı; sorunları daha da
ağırlaştırdı. Devlet bu sorunları çözmek için geçekçi adımlar atacağına,
kendini kutsayıp insanın ve toplumun üstüne oturttu, baskıları arttırarak çözüm
bulmaya çalıştı. Özgürlük ve demokrasi yönünde gelişen kitle mücadelesini
bastırmak için devlet, baskıyı ve yasakçılığı esas aldı ve olağanüstü
rejimlere başvurdu; toplumda her türlü demokratik muhalefeti ve ilerici sesi
bastırarak kurtulmaya çalıştı.
Emekçi
yığınların acımasızca sömürülmesi ve yoksullaştırılması pahasına. Dış
ödemeler dengesi düzelmediği gibi ekonomi bir bütün olarak darboğazdan
kurtarılamadı. İşsizlik artmıştır, enflasyon çok yüksek düzeylerde
seyretmektedir. Sınıflar arası gelir densizliği çok daha büyümüştür.
Ücretlilerin ulusal gelirden aldıkları pay yarı yarıya düşerken sermaye
gruplarının payı ise katlanarak büyümüştür. Yoksulluk artmış, halkın büyük
çoğunluğu geçim sıkıntısı içinde bunalmış durumdadır.
Gelişmeler
ekmek ve demokrasi arasındaki bağı toplum bilincine çıkardı ve halk yığınları
açısından öğretici oldu. Ancak, toplum değişim istemini kanalize edecek bir
örgütlenmeye sahip değildir. Baskıyla susturulmuş çalışan kitleler, Türkiye'deki
politik güçler tarafından kaba biçiminde aldatılmış, yığınların demokrasi ve
değişim istemi heba edilmiştir.
Dünyada
yaşanan değişmelere rağmen, Türkiye'de yönetim anlayışı değişmedi, insan
hakları ve demokrasi yönündeki eğilimlerin güç kazandığı bir dönemde,
Türkiye'deki egemen politik güçler hala soğuk savaş dönemine özgü baskı ve
propaganda yöntemleriyle sonuç almaya çalışıyorlar.
Kitlelerin
demokrasi ve değişim isteklerine sözcü olabilecek ve bunu gerçekleştirebilecek
nitelikte bir örgütlenmenin olmaması ve bu yönlü çabaların devletçe engellenmesi
kısır bir döngüdür. Bu çıkmayı aşmanın yolu; gerçek demokrasi ve değişimden
yana alan güçleri seferber etmek ve sağlıklı bir kanala yöneltip örgütlü
birliğini sağlamakla mümkündür.
Uzun
yıllardır ekonomik sorunlar içinde kitleleri bunaltan, işçilere, memurlara,
köylülere, aydınlara, gençlere, kadınlara ve diğer ara katmanlara baskı, yasak ve
zulümden başka bir şey vermeyen bu düzen değişmelidir. Bunun anahtarı da
DEMOKRASİ'dedir. Demokrasi içinde yığınlar gerçek eğilimlerini ortaya koyabilir,
sorunlarına çözüm bulabilirler.
Çağdaş,
çoğulcu ve katılımcı bir demokrasinin önündeki engellerin aşılası; ırkçı,
şoven, tutucu ve otoriter güçlerin etkisizleştirilmesi, değişimin yollarının
açılabilmesi ancak demokrasi ve değişimden yana olan yığınların özlem ve
isteklerini yansıtan, bu güçleri en geniş biçimde bağrında toplayan. En geniş
güçleri bir araya getirebilecek politikalar üreten kitlesel bir partiyle
gerçekleşebilir.
İşte,
Halkın Demokrasi Partisi böyle bir değişimi gerçekleştirmeye adaydır. Dunun
için özgürlükten, demokrasiden barıştan, adil bir ekonomik ve toplumsal yaşamdan
yana olan tüm toplum kesimlerini kendi saflarında örgütlemek amacındadır.
HADEP,
toplumda demokrasi için ciddi bir savaşım verebilmenin ön koşulunu kendi içinde
gerçek bir demokratik yapı ve işleyiş sağlamakta görür. Bu nedenle parti içinde
düşünce ve tartışma özgürlüğünü esas alır; her türlü anti-demokratik
baskıcı yöntemi dışlar.
HADEP,
demokrasi ve değişimden yana olan; baskıya, haksızlığa karşı çıkan;
kitlelerin aldatılmasına son vermek, ülkenin ve toplumun çehresini değiştirmek
isteyen tüm emekçileri, aydınları , yurtseverleri, barışseverleri ve çevrecileri
ortak amaca ulaşmak için saflarında birleşmeye ve görev almaya çağırır.
3-ÖZGÜRLÜK
DEMOKRASİ VE DEĞİŞİM İÇİN
A-
KÜRT SORUNUNA BARIŞÇIL ADİL ÇÖZÜM
Türkiye'de
demokrasinin ve barış ortamının gerçekleşmesi öncelikli olarak Kürt sorununun
çözümüne bağlıdır. Kürt sorununun çözümü için bekleyecek zaman yoktur.
Çağdaş, katılımcı, insan haklarına dayalı, demokratik çözüm kanalları
açılarak değişimin önündeki engeller temizlenecektir. Sorunun şiddete dayalı
çözüm ile bastırılması olanaksızdır. Şiddet politikası ülke kaynaklarının
heder olmasına yol açmakta, ekonomik ve toplumsal gelişmeyi önlemektedir. Sorunun
barışçıl çözüm yolunun açılması için, öncelikle devletin sorunu şiddetle
bastırma politikasını terk etmesi, Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşlerin
dile getirebileceği özgür bir tartışma ortamının sağlanması gerekir.
Olağanüstü hal yasası. Bölge valiliği, köy koruculuğu gibi kurumların tüm yasal
dayanakları ile birlikte ortadan kaldırılması bölgedeki aşiretlerin
silahlandırılması uygulamasına son verilmesi ve özel militarist örgütlerin
dağıtılması demokrasinin bir gereğidir.
Partimiz,
Kürt sorununda çağdaş, evrensel, uluslar üstü hukuk ilkelerine uygun olarak,
eşitlik temelinde adil bir çözüm getirecek, ekonomik, politik, kültürel her alanda
her türlü sömürü, baskı ve eşitsizliğe son verecektir. Kışla, cezaevi, karakol
yapımına, mayın tarlalarına ve silahlara harcanan paralar ülkenin onarılması ve
kalkınması için harcanacak; yıllardır süregelen ağır baskı ve sömürü
politikası nedeniyle yıkıma uğrayan ekonominin gelişmesi sağlanacaktır.
Dil,
kültür ve eğitim alanında bugüne kadar süren ağır baskıları, asimilasyon
çarkının yarattığı çorak ortamı ve büyük eşitsizliği gidermek için özel
çabalar gösterilecektir. Eşitlik temelinde barışçıl ve demokratik yöntemlerle
Kürt sorununa adil bir çözüm getirmek Partimizin temel amaçlarındadır.
B-
DEMOKRATİK TOPLUM VE DEVLET İÇİN
Hukuk
devleti olmanın temel koşulu anayasanın ve yasaların, bugün evrensel nitelik kazanan
temel hukuk kurallarına ve demokratik ilkelere uygun olmasıdır. Hukuk devleti insan hak
ve özgürlüklerinin temel güvencesidir.
Egemenlik,
demokratik sivil toplum esaslarına, hukuk devleti kurallarına uygun, insan hakları ve
hukukun genel ilkeleriyle sınırlı olarak halkın meşru temsilcileri eliyle
kullanılacaktır.
HADEP,
Atananları seçilmişlere oranla daha etkin bir konuma getiren, demokrasiye aykırı
kurum ve kuralların kaldırılmasını, devlet görevlilerinin insan haklarına
saygılı, hukukun üstünlüğü ilkelerine bağlı olmalarını sağlayacak etkin bir
denetime imkan verecek hukuksal ve siyasal düzenlemeler yapılmasını temel
görevlerinden sayar.
İnsan
hak ve özgürlüklerinin tam olarak gerçekleşebilmesi için, kişinin ekonomik ve
sosyal baskılardan kurtarılması; insan onuruna yaraşır bir yaşam düzenine
kavuşturulması Partimizin asıl amacıdır.
İnsanın
özünden doğan haklarını kullanabilmesi ve insanın özgürce gelişebilmesi için
zorunlu bulunan kişisel, siyasal hak ve özgürlükleri ile ekonomik, sosyal ve
kültürel hak ve özgürlüklerin etkin bir biçimde kullanılmasını sağlayacak
toplumsal ve siyasal bir yapılanma oluşturulacaktır.
Kitlelerin
örgütlenmesini ve katılımcılığını engelleyen yasal ve siyasal engeller
kaldırılacak, onların kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmalarını sağlayacak
demokratik sivil örgütlenmeler desteklenecektir.
Gerçek
bir demokrasinin gereği olarak; Düşünce suç olmaktan çıkarılacak, basın yayın
gerçek anlamda özgür olacak, her türlü politik örgütlenmenin önündeki engeller
kaldırılacaktır. Bağımsız ve güvenceli yargı gerçekleştirilecek, hukuksal sistem
çağdaş ve ilerici demokrasiye uygun bir biçimde yeniden düzenlenecektir.
Devlet
ve Toplumun Demokratikleştirilmesi İçin:
a-
Kürt sorununun adil, demokratik ve barışçıl çözümünün önündeki engellerin
kaldırılması yönünde gerekenler yapılacaktır.
b-
1982 Anayasası demokratikleşmenin önündeki en büyü engellerden birin
oluşturmaktadır. Bu anayasa tümüyle değiştirilmeli; demokrasiye işlerlik
kazandıracak yeni bir anayasa, bütün toplum kesimlerinin ve toplum güçlerinin
serbestçe tartışmaya katıldığı demokratik ve özgür bir ortamda
hazırlanmalıdır.
Partimiz,
militarist ve totaliter yönetimler kurulmasına imkan vermeyen, insan hak ve
özgürlüklerine dayalı, çoğulcu ve katılımcı, sosyal hukuk devleti ilkelerine
bağlı, devleti halkın hizmetinde gören, demokratik sivil toplum anayasasının
hazırlanması ve kabulü için gerekli her türlü çabayı gösterecektir. Ancak bu
niteliklere sahip bir anayasa ile kalıcı bir demokrasinin kurulabileceği bilincinde
olan Partimiz, kişi hak ve özgürlüklerinin güvencesini, anayasal güvencelerin yanı
sıra, kitlelerin bilinçli ve örgütlü gücüne dayandıracaktır.
c-
Parlamento, bütün toplumsal kesimlerin, grupların ihtiyaçlarının ve sorunlarının
tartışıldığı ve çözümlerin üretildiği bir platform olmalıdır. Böyle bir
parlamentonun oluşturulabilmesi için Partimiz, üzerine düşen görevi yerine
getirecektir. Çoğulcu ve katılımcı bir siyasal rejimin kurumlaşması amacıyla
Siyasi Partiler ve Seçim Yasası yeniden düzenlenecektir. Siyasal iktidarın, Milli
Güvenlik Kurulu gibi atanmışlar ve militarist güçler tarafından kullanılmasına
imkan veren kurum ve kurallar kaldırılacak, yönetimin sivilleşmesi sağlanacaktır.
d-
Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılacak, yerel yönetimler üzerinden merkezi
yönetimin vesayeti kaldırılacaktır. Yerel yönetim organlarının demokratik
işleyişini engelleyebilecek her türlü müdahaleye son verecek gerekli yasal düzenleme
ve güvenceler getirilecektir. Halkın etkin katılım ve denetimini sağlayacak bir yerel
yönetim anlayışı egemen kılınacaktır. Merkezi idare küçültülürken, yerel
yönetimlerin belediye, il ve ilçe meclisleri yerel parlamentolar statüsüne
kavuşturulacaktır. Bu anlayışa uygun olarak vali, emniyet müdürleri ve
kaymakamların seçimle is başına getirilmeleri sağlanacak; eğitim, sağlık ve iç
güvenlik yerel yönetimlerin yetki alanına alınacaktır.
e-
Toplum yaşamının şiddetten arındırılması bir zorunluluktur. Dunun ,ç, öncelikle
devletin, hukukun üstünlüğü ilkesine uygun davranması gerekir. Denetlenemeyen ve
yetkisini yasalardan almayan hiçbir kurun devletin içinde yeri olamaz.
f-
Yargıda tam bağımsızlık sağlanacaktır. İddia-savunma-hakim üçlüsü eşit ve
aynı düzeyde kabul edilecek, duruşma salonlarında müdafilerin yeri iddia makamı ile
eşit alacaktır. Adil yargılanma hakkı mutlak sağlanacaktır. DGM'ler ve özel
yasalarla kurulmuş, tabi hakim ilkelerine aykırı mahkemeler ortadan kaldırılacaktır.
g-
Mezopotamya, Hitit ve Batı Anadolu gibi büyük uygarlıkların mirasçısıyız.
Tarihsel mirasımıza sahip çıkılacak ve onun çoğulcu yapısı korunup
geliştirilecektir. Kültürel ve sanatsa etkinlikler destelenecek ve
yaygınlaştırılacaktır. Herkesin kültürel yaşama katılması ve kültürel alanda
uluslar arası ilişkilerin ve işbirliğinin geliştirilmesi için gerekli önlemler
alınacaktır. Güzel sanatların eğitiminde evrensel ölçüler esas alınacaktır.
Sanatçı ve sanat eserleri korunacak, sanatçıya, özgür bir ortamda
yaratıcılığını geliştirmesi için olanaklar sağlanacaktır. Türkiye'nin
onayladığı uluslar arası sözleşmelerde asimilasyona karşı olunacağı taahhüt
edildiğinden, asimilasyon politikasına son verilecek ve bu politikaların yol açtığı
olumsuzlukların giderilmesi için gerekli önlemler alınacaktır. Kültür yaşamı
üzerindeki emperyalist, ırkçı ve şoven milliyetçi baskılar kaldırılacaktır.
h-
Devlet ve toplum laik ve demokratik esaslara uygun olarak yeniden yapılandırılacaktır.
Dinler ve mezhepler arasında ayrıma yol açan bugünkü politikalara son verilecektir.
Dini inançlardan herhangi birine mensup bir topluluğun, diğerleri üzerinde baskı
kurmasına izin verilmeyecek, laiklik lilkelerine uygun olarak, hepsine eşit
davranılacaktır. Çağdaş, demokratik toplumlarda olduğu gibi din ve devlet işleri
birbirinden ger.ek anlamda ayrı olacaktır. Dinin devlet işlerine karışması
kesinlikle önleneceği gibi, halkın dini inançlarına, en geniş anlamıyla saygılı
olunacaktır. Hiç bir dini inancın veya felsefi görüşün diğerleri üzerinde baskı
kurmasına imkan verilmeyecek, çeşitli dini inanç gruplarına karşı eşit
davranılacaktır.
i-
Eğitimin demokratikleştirilmesi, ırkçı, şoven anlayış ve unsurlardan
arındırılması, eğitimde bölgeler ve sınıflar arası eşitsizliklerin giderilmesi,
bütçeden eğitime ayrılan payın büyük oranda arttırılması; eğitimin
düzenlenmesinde, yürütülmesinde yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin
söz sahibi olması sağlanacaktır. Sisteme uygun tek tip insan yaratma amacına yönelik
eğitim anlayışı terke dilecektir. Özgürce düşünebilen kişilikli insan
yaratabilme eğitimin amacı olacaktır. Çağdaş, demokratik özgür ve özerk bir
üniversite yaratılarak bilimin hizmetine verilecek ve yetişkin insan ihtiyacının
karşılanması hedeflenecektir.
j-
Ülke çapında sağlık örgütlenmesi yaygınlaştırılarak, herkesin sağlık
hizmetlerinden en iyi şekilde yaralanmasını sağlayacak bir sistem kurulacak ve bunun
alt yapısı oluşturulacaktır. Bunun için bütçeden yeter miktarda pay ayrılacaktır.
Sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi önlenecektir. Koruyucu hekimlik hizmetlerine
öncelik veren kamu hizmeti niteliğinde bir sağlık politikası uygulanacaktır.
k-
Herkesin içinde insanca yaşayabileceği bir konutta oturması sağlanacak; bunun için,
mevcut yerleşim birimleri bu amaca uygun olarak yeniden düzenlenirken, yeni ve çağdaş
yerleşim birimleri de oluşturulacaktır. Kentleşme, arsa üretimi ve projelendirilmesi
önceden planlanacak ve kooperatifleşme ıslah edilip yaygınlaştırılacaktır.
l-
İnsanlık suçu olan işkenceyi önlemek için gerekli yasal düzenlemeler yapılacak,
idari önlemler alınacaktır. Toplumumuzda işkence kurbanı, toplumu ve kendisini
aşağılatan işkenceci olmayacaktır. Cezaevleri eğitim kurumlarına
dönüştürülecek, cezasını bitirenler sabıkalı sayılmayacak ve toplum içindeki
onurlu yerlerini almaları sağlanacaktır.
m-
Tüketim toplumlarının aşırı tüketme ve sermayenin aşırı kar hırsı doğal
kaynakların sorumsuzca kullanılmasına ve doğal dengenin bozulmasına neden
olmaktadır. Bizler, çocuklarımıza, torunlarımıza mutlu yaşayabilecekleri temiz ve
sağlıklı bir çevre, doğal dengenin korunduğu bir dünya bırakmak sorundayız.
Sanayileşme, kentleşme, ekonomik büyüme ve kalkınma, turizmin gelişmesi bu amaca
uygun olarak gerçekleştirilecektir. Doğal deneyi bozan ve çevreyi kirleten hiçbir
ekonomik faaliyete izin verilmeyecektir. Çevreyi kirletme ve doğal dengeyi bozma
fiillerine ağır cezai ve ekonomik yaptırımlar uygulanacaktır. Konuyla ilgili uluslar
arası işbirliğine gidilecektir. Özellikle geri kalmış ülkelerin, sanayi
ülkelerinin çöplüğü yapılmasını engellemek için etkin politikalar izlenecektir.
n-
Geniş kitlelerin sistemli, düzenli ve bilimsel biçimde spor yapabilmeleri için gerekli
önlemler alınacaktır. Jimnastik, yüzme ve atletizm gibi yaş gruplarına dönük temel
sporlara öncellik verilecektir. Spor uzmanı yetiştirilmesinde, çok yönlü spor
tesislerinin yapılmasında, yeterli malzeme sağlanmasında, sporcuların beslenme ve
sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında devlet, yerel yönetimler ve spor kulüpleri
arasında sıkı işbirliği sağlanacaktır.
o-
Kadın-erkek eşitliğini yadsıyan ve kadını toplumsal yaşamdan dışlayan eğitim
önlenecek; yasalardan kadın-erkek eşitliğine aykırı tüm kurallar ayıklanacak;
kadının toplumsal yaşamın her alanında erkeklerle eşitliğini sağlayacak olan
ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuksal önlemler alınacaktır. Erkek ideolojisinin
egemen olduğu toplumun yerleşik davranış kalıplarıyla değer yargılarını ve
inançlarını değiştirecek eğitim çalışmalarına özel önem verilecektir.
Toplumsal ve doğal bir görev olan analık kurumu güvence altına alınacaktır.
Toplumun
doğal ve temel birimi olan aile korunacaktır. Ailenin huzur ve refahı, ana ve çocuk
sağlığının korunması, ailenin eğitimi için gerekli her türlü önlem
alınacaktır. Ana ve çocuk sağlığına, bakım ve eğitime gereken önem verilecektir.
Eşlerin özgür oluru olmadan hiçbir evlilik bağı kurulmayacaktır. Uluslararası
sözleşmelere konulan çekinceler kaldırılacaktır.
p-
Çalışanların sendika kurma, seçme, grev ve toplu sözleşme haklarının önündeki
tüm engeller kaldırılacaktır. Sendikasız işçi çalıştırmak yasaklanacak, tüm
çalışanlar sosyal güvenceye kavuşturulacak, iş güvenliği ve işçi sağlığı
yasal güvencelere bağlanarak fiili önlemler alınacaktır. Lokali yasaklanacaktır. ILO
sözleşmesi esas alınacak, tüm kamu çalışanlarının toplu sözleşmeli ve grevli
sendikal hakları tanınacaktır.
q-
Yarınlarımızın sahipleri olan gençlerimiz, düşüncelerini açıklayabilmenin,
tartışmanın, örgütlenmenin, düzeni kıyasıya eleştirmenin ve demokratik
başkaldırının en geniş anlamıyla serbest olduğu hoşgörülü bir özgürlük
ortamında yetişeceklerdir.
Gençlere
ailede, okulda, iş yerinde, ülke yönetiminde söz hakkı verilecek, kararlara
katılmaları sağlanacak ve kişiliklerini geliştirebilecekleri bir ortam
yaratılacaktır. Gençlerin ruh ve beden sağlığını korumak, eğitim ve iş
olanakları sağlamak, boş yamanlarını değerlendirmek için gerekli önlemler
alınacaktır. Seçme yaşı 18, seçilme yaşı 25 olacak; seçme ve seçilmenin
önündeki her türlü yasal engel kaldırılacaktır.
s-
Özürlülere yapabilecekleri iş verilecek ve kendi yaşamlarını kendilerinin üretmesi
ortamı sağlanacaktır. Özürlülerin eğitimi üzerinde önemle durulacak; yaşlı dul
ve yetimlere, kimsesizlere ve muhtaçlara devletçe yeterli destek mutlak sağlayacaktır.
t-
Çocukların beden ve ruh sağlığını bozan veya olumsuz etkileyen koşullar ve değer
yargılarının ortadan kaldırılması için özel çaba sarf edilecektir. Uluslar arası
sözleşmelerde bağıtlanmış ÇOCUK HAKLARI 'nın eksiksiz olarak Türkiye'de de
uygulanması gerçekleştirilecektir. Çocukların sağlıklı eğitimi sağlıklı
gelecek demektir. Bunun gereği olan önlemler alınacaktır.
4-
DEMOKRATİK VE KATILIMCI EKONOMİ
Türkiye
ekonomisine, uluslar arası ve onlarla işbirliği yapan yerli tekeller egemendir.
Yabancı ve yerli tekellerin çıkarlarına göre yürütülen ekonomik politikalar,
sanayiyi çöküntüye götürmüş, sanayinin gelişmesini önlemiş, yatırımları
azaltmış, enflasyonu azdırmıştır. Türkiye, her alanda telleşmeye göz yuman
ülkelerden biridir. Tekeller, iletişimden siyasete kadar başka pek çok alanı da
denetleyebilecek, yönlendirebilecek ve örgütleyebilecek bir güce ulaşmıştır.
İç
tekeller, dış tekellerle de işbirliği yaparak, hem güçlerini arttırmakta, hem de
toplumun dış denetimine kanal açmaktadırlar. Bu gelişmeyi denetim altına alacak
düzenlemelerin projelendirilmesine ihtiyaç vardır.
Ekonomik
sorunların giderek artması, işsizlik, yüksek enflasyon, pahalılık gibi sorunların
çözüme kavuşturulamamasının altında yatan en önemli nedenlerden biri ise,
ekonominin geniş halk yığınlarının çıkarları doğrultusunda ve onlar tarafından
demokratik bir biçimde yönlendirilememesidir.
Sömürü,
talan ve savurganlığa dayalı ekonomik sistem, enflasyon adı altında, devlet eliyle
yönlendirilmektedir. Uygulanan politikalar kitlelerin soyulması işini çığırından
çıkarılıştır. Bu nedenle, Türkiye'deki ekonomik düzen, adil ve demokratik bir
yönde yeniden temellendirilecek; ekonomik karara açıklık, önceden bilinirlik,
tutarlılık, nesnellik ve toplumsallık kazandırılacak; ekonomi bürokratik engellerden
arındırılacak; bunları başarabilmek için de demokratik, katılımcı ve
yönlendirirci plan ve programla toplum içinde oluşan fiyat ve piyasa işleyişine
ilişkin projeler yapılacak ve hayata geçirilecektir.
Bu
anlayışla yabancı sermayeye karşı, ülkenin gerçek anlamda kalkınmasına hizmet
edebilecek, toplumun tümünü kucaklayabilecek bir refahın ve kalkınmanın
sağlanabilmesi hedeflenecektir.
Ekonomik
yaşama, yoksul halk yığınlarından yana müdahale edilecek ve köklü değişiklikler
yapılacaktır. Tekellerin oluşması ve güçlenmesi önlenecek, ekonomik yaşamın
planlanmasında sivil toplum örgütlerinin ve yerel yönetimlerin katılımcılığı ve
denetime sağlanacaktır.
KİT'ler,
çalışanların, yerel yönetimlerin, üretici ve tüketici temsilcilerinin de katılma
sağlanarak, demokratik ve özerk bir yönetim yapısına kavuşturulacaktır. KİT'ler
aracılığıyla az gelişmiş bölgelerin talan edilmesi önlenecek; bu kuruluşlar, az
gelişmiş bölgelerin kalkındırılması ve kalkınmaya yönelik yatırımların
yapılanması yönünde değerlendirilecektir.
Sömürüye,
talana, yağmaya ve savurganlığa dayanan ekonomik sistem içinde oluşan asalak ve yapay
sömürücü sınıfların KİT'ler kanlıyla beslenmesi engellenecek, bu kuruluşlar,
siyasi partilerin arpalığı olmaktan çıkarılacaktır.
Sanayileşmede,
çevrenin kirlenmemesi ve doğal dengenin bozulmaması, tarıma elverişli arazilerin
tahrip edilmemesi hedefi gözetilecektir. Sanayileşmede bölgeler arası dengesizlikler
gözetilerek, yatımın birçok değişik merkezlere dağıtımı sağlanacaktır.
Bütçeden, üretime dönük yatırıma azami pay ayrılacaktır. Üretimin
arttırılması ve kalitenin yükseltilmesi sanayileşme politikasının esası
olacaktır.
Enflasyonist
teşvik önlemlerinden ve tüketicinin yararına olacak önlemlerden kaçınılarak
tüketicilerin, kendi çıkarlarını koruma ve ekonomik yaşama katılmalarını
sağlayacak önlemler teşvik edilecektir.
Esnaf
ve zanaatkarları, küçük sanayi ve ticaret için koruyucu önlemler alınacaktır.
Bölgesel,
demokratik ve özel kalkınma planlarıyla bölgelerarası gelir farklılıkları
giderilecek; batıya akan sermaye, beyin ve emek göçünün önlenmesi için özel
önlemler alınacak, kamu yatırımlarına ağırlık verilecektir.
Toprak
ve tarım reformu yapılacak, topraksız çiftçilerin yeterli topağa sahip olmaları
sağlanacak; tarım kooperatiflerinin kurulması özendirilecek; hayvancılık ve tarım
desteklenecektir. Ormanlar ve orman köyleri korunacak, yeni orman alanlarının
oluşturulması teşvik edilecektir.
Adil
gelir dağılımını sağlayacak etkili, ciddi ve çağdaş bir yetki sistemi
getirilecek, kişinin kendisi ve ailesinin sağlık ve huzuru için gerekli olan beslenme,
giyim, konut ve tıbbi bakım ihtiyaçlarını karşılayacak gelir miktarından vergi
alınmayacak, çalışkan halk kesimlerinin yararına olacak bir vergi sistemi
getirilecektir
Türkiye
geneline göre fert başsına düşen milli gelirden çok daha az pay alan bölgelerdeki
ağır vergi, bu oransızlık göz önünde tutularak yeniden ayarlanacaktır. Emeğe
gelir bölüşümünde hak ettiği pay verilecektir.
Ekonomik
verimliğin temel faktörü insandır. O nedenle, yetişkin emek ve kafa gücünün
arttırılması için her türlü önlem alınacaktır. Kişi başına üretim düzeyinin
gelişmiş ülkeleri yakalaması hedeflenecektir.
5-
ULUSLARARASI DURUM VE DIŞ POLİTİKA
Halkın
Demokrasi Partisi, uluslararası planda silahsızlanmayı ve barışı, bölgesel
sorunlara ortaklaşa çabalarla adil çözümler bulunmasını, ulusların kendi
kaderlerini özgürce belirleme hakkının gerçek anlamda hayata geçirilmesini, insan
haklarının ve demokrasinin geçerlilik kazanmasını, doğal dengenin bozulmasının
önüne geçilmesini, ger, kalmış ülkelerin ağır borç yükünden kurtulmasını ve
bu ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden gelişimini, açlık ve kuraklık
sorununa çözüm bulunmasını, tüm ülkelerde sosyal hakların genişlemesini ve
geçerlilik kazanmasını savunacak; bu sorunların çözümü için militarizme,
faşizme, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı insanlığın işbirliğini
ve ortak mücadelesini sağlayacak etkin kurumların oluşması için çaba
harcayacaktır.
Uluslararası
ilişkilerde genel silahsızlanma ve barış girişimlerine paralel olarak, bölgesel
savaşların sona erdirilmesi ve nedenlerinin ortadan kaldırılması, adil bir dünya
ekonomik sisteminin kurulması amacımızdır. Karşılıklı yararları ve ulusal hak
eşitliğini esas alan ilişkiler geliştirilecektir. Halkların kendi derlerini özgürce
belirleyebilmeleri savunulacak ve desteklenecektir.
Dünya
barışını sağlamak ve halkların yaşam düzeyini yükseltmek için askeri
harcamaların azaltılması gerekir. İnsanlık için büyük bir tehdit oluşturan
nükleer ve kimyasal silahların üretimine son verilmelidir. Dünyamızda ve bölgemizde
barış ve güvenliğin sağlanması için çalışılacaktır. Savunma harcamalarında
indirin yapılması ve askerlik hizmetinin zorunlu olmaktan çıkarılması için partimiz
gereken çabayı harcayacaktır.
Devletin
temel işlevi, bireylerin ve toplumun haklarını ve çıkarlarını gözetmek ve
korumaktır. Oysa Türkiye'de yasayanların hak, hukuk ve çıkarların ihlaline karşı
gerekli duyarlılık gösterilmezken. "soydaş" politikası adı altında
şovenizm körüklenmekte ve komşu ülkelerin iç işlerine müdahale boyutuna varan
tutumlar içine girilmektedir. "Soydaşlık", yurttaşlık kavramının önüne
geçmiş ve adeta "soydaşlık" bir imtiyaz halini almıştır. Yurttaşlardan
esirgenen pek çok devlet imkanı "Soydaşların" hizmetine sunulmuştur.
Dünyada
daha adil bir düzenin kurulması partimizin temel ilkelerindendir. Ancak her ne ad
altında olursa olsun saldırgan, yayılmacı ve yurttaşların genel çıkarlarına zarar
verici bir dış politikayı desteklememiz ve onaylamamız mümkün değildir.
Ortadoğu'da
silahsızlanmaya gidilmeli ve kalıcı bir barış sağlanmalıdır. Ortadoğu'da kalıcı
barışın sağlanması ancak, halkların serbestçe kendi kaderlerini tayin haklarına
kavuşmaları, teokratik ve totaliter yönetimlerden kurtularak bölgede demokrasinin
kökleşmesiyle mümkündür.
Partimiz,
programını yaşama geçirmek için var gücüyle mücadele edecek ve mevcut sisteme
karşı tüm güçleri programı etrafında buluşturmak amacı ile çaba sarf edecektir.
Düzenden zarar gören ve haksızlığa uğrayan işçileri, köylüleri, esnafları
aydınları, tüm yurtseverleri Partimiz saflarında örgütlenmeye ve mücadeleye
çağırıyoruz.
Partimiz
statükonun değil değişimin partisidir. Partimiz, devleti değil, insanı ve toplumu
esas almaktadır. |